top of page

Nordkapp ve Lofoten 1.Bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: Derya Bilgiç
    Derya Bilgiç
  • 8 Oca 2025
  • 44 dakikada okunur

KUZEY DENİZİNE YOLCULUK "NORVEÇ FİYORDLARI - NORDKAPP  VE LOFOTEN ADALARI"


Norveç, derin vadilerin, dondurucu rüzgarların, lacivert renkli denizlerin, iliklere işleyen soğukların, karın ve buzun, sonsuz uçurumların, sarp kayaların, coşkun akan şelalelerin ve yemyeşil kırların yarattığı doyumsuz manzaraların ülkesi. 

İlk defa 2018 yılında gitmiş ve hayran kalmıştım, o gün bugündür aklımdan çıkmayan Trollerin ülkesine yeniden gidiyorum. Avrupa’nın kuzeydeki son noktasına Nordkapp’a gideceğiz, bu sefer rotamızda Lofoten de olacak, yol boyunca birçok ülke geçip çok farklı şehirler görecek yıllar boyunca anlatacağımız unutulmaz anılarımız olacak. Arabaya atlayıp uzun bir yola çıkmak beni hayatta en mutlu eden şey, yaşama sevincim. Bu sefer 3 kişiyiz, arabamız uzun yollarda beni hiç üzmeyen 2014 model Honda CRV. bu tür uzun yollarda beni hiç üzmedi. Planımıza göre yolculuk  30 gün sürecek, yaklaşık 17.000 km yol alıp, 14 ülke 28 şehir geçeceğiz.

Planlanan Rota


1. Gün 28/05/2023 : İzmit-İstanbul-Dash Hotel Novi Sad (Sırbistan) : Toplam 1169 km, yaklaşık 12 saat


2018 yılındaki turda yol arkadaşım Fuat’tı, çok güzel zaman geçirmiş çok keyif aldığımız bir tur olmuştu, bu sefer bize katılamadı ama nefis sandviçleri bizimleydi onlar sayesinde Novi Sad'a kadar yemek molası vermeden gidebildik.  

İlk planlarımızda hareket tarihini 20 Mayıs olarak belirlemiştik, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci tura kalınca yola çıkışımız 28 Mayıs sabahına kaldı, sabah vatandaşlık görevimizi yerine getirip oy kullandık, hava sağanak yağmurlu, ailemle ve Fuat'la vedalaştım ve 09.10’da İzmit’ten hareket ettim. Bir saat sonra 10.20’de ekip arkadaşlarımla İstanbul’da buluşup Deniz’in yolculuk boyunca ihtiyacımız olacak yiyecek kolilerini ve eşyalarını yükleyip 10.40’da yolculuğa başladık. Yağmur İzmit’ten beri aralıksız yağıyor, üçümüzde de heyecan dorukta, 1 ay sürecek ve her günü başka bir şehirde geçecek birlikteliğimizin ilk dakikalarında kafamızda nasıl bir yolculuk olacağına dair birçok soru dolanıyor, Kuzey Marmara otoyoluna bağlandığımızda yolculuk moduna girdik, heyecanın yerini koyu bir sohbet aldı. Gün sonu nerede olacağımızı yol koşullarına gümrük kapılarında bekleme süremize bağlı duruma göre karar vereceğiz, Novi Sad, Szeged veya Bratislava'da konaklayabileceğimizi planlamıştık, bakalım gün neyi getirecek.

1.Gün Rotası

Kapıkule’ye 14.30 civarında ulaştık, sınıra 1-2km kala, internetten Bulgaristan vignetini aldık ve 4€ ödedik, eskiden cama yapıştırılan çıkartmaların yerini sadece internet üzerinde kaydedilen online bilgiler almış, yol boyunca kameralar plakaları okuyarak ödemeleri denetliyor. Kapıkule’de 15dk, Bulgaristan tarafında 15dk bekledikten sonra sorun yaşamadan sınırı geçtik. Bir süre düşük hız limitleri ve radarlar nedeniyle yavaş ilerledik, ilk günden ceza yemek istemiyoruz. Bulgaristan yolları gayet güzel, Sırbistan sınırına kadar otoyol var, kurallara uyduğunuz sürece sorun çıkmıyor. Sofya çevreyolu geçişinde yoğun radar uygulaması ile Sırp sınır kapısına yaklaşırken hız limitlerine özellikle dikkat etmek gerekiyor, ihlal durumunda ciddi para cezası kesiliyor. 


Bulgaristan-Sırbistan sınır geçişleri ve Novi Sad Dash Hoteldeki odamız


Bulgaristan’dan transit geçtik,  4 saat sonra 18.30 civarı Dimitrovgrad yakınlarında Kalotina sınır kapısına vardık. Şansımıza burada da kısa bir süre bekledikten sonra Sırbistan tarafına geçtik ve otoyola girdik, önümüzde sadece Macaristan sınırı geçişi kaldı. Sırp tarafında yolculuk yapacaklar dikkat otoyol üzerinde Belgrad'a gelene kadar benzin istasyonu yok, depolarınız doldurup yola çıkın, veya bizim gibi Niş yakınlarında Ak Palanka'da otoyoldan çıkıp benzin almak zorunda kalabilirsiniz. Novi Sad’a kadar sürekli yağmur altında yol aldık beklediğimizden yavaş gidiyoruz, gece 23.00 civarında Novi Sad’a geldik artık geç oldu ve yorulduk burada konaklayacağız, Booking'den Vrsacka Caddesi üzerindeki Dash Otelde 3 kişilik bir oda bulabildik. Odada tek kişilik  3 ayrı yatak var, otopark ücretsiz ve kahvaltı oda fiyatına dahil, temiz bir otel, odaya yerleşip yorgunluk birası için lobiye indik, dışarıda hala yağmur yağıyor, uzun bir yolculuk oldu gece dinlenip sabah şehir turu yapacağız.


2. Gün 29/05/2023 : Dash Hotel/Novi Sad (Sırbistan)-Josefa Dietla Wawel Apartments/Krakow : Toplam 796 km, yaklaşık 9 saat


Novi Sad şehir turunu öğleye kadar tamamlayıp, Macaristan’ı transit geçip Krakow'da geceyi geçireceğiz.

2.Gün Rotası

Dash Otel ve çevresi


Sabah çok erken kalktık, o kadar ki otel görevlileri henüz kahvaltı servisi ve masaları hazırlamamıştı, dünkü 14 saatlik yolculuğun yorgunluğu, geceki deliksiz uyku sonrası geçmişti. Kahvaltı salonuna indiğimizi görünce personel bir masayı bizim için hazırladı, beklediğimizden iyi bir menü bulduk, biraz da çay keyfi yapınca yağmurlu havaya rağmen neşemiz yerine geldi, şehir turu için otelden ayrıldık. Arabayı şehrin kalbi Trg. Slobode (Özgürlük Meydanı) civarında bırakıp yürümeye başladık.

Novi Sad Sırbistan’ın bir dönem başkenti olmuş çok eski bir şehir hatta Belgrad’dan bile eski denebilir, kentin kuruluşu Roma İmparatorluğu dönemine uzanıyor, şehir Avusturya-Macaristan İmparatorluğu zamanında Habsburglar tarafından yapılan büyük imar hareketi ile bugünkü karakterine bürünmüş. Trg Slobode (Özgürlük Meydanı-Svetozar Miletiç Meydanı) ve çevresindeki sokaklarda kafamıza göre dolaşmaya başladık. Kent tarihi merkez sayılan Özgürlük Meydanı çevresinde gelişmiş meydan yakınındaki sokaklar Habsburg döneminde yapılan 3-4 katlı neo-rönesans tarzı binalarla çevrili, binaların zemin katları kafeler, barlar, mağazalardan oluşuyor. Meydanın ortasına, kent halkının çok sevdiği Svetozar Miletiç'in heykeli dikilmiş, Novi Sad’lılar için bu heykel o kadar önemli ki savaş sırasında gözleri gibi koruyup özel önlemler almışlar. Meydanın bir köşesinde Belediye binası diğer bir köşesinde ise Gotik tarzda inşa edilmiş Katolik Kilisesi "The Name of Mary" bulunuyor. Meydana bakan güzel binalardan bir tanesi de kentin en eski oteli “Hotel Sloboda”.

Kutsal Meryem Katolik Kilisesi

Zmaj Jovina Caddesinde cafeler, Svetozar Mlediç anıtı, Özgürlük Meydanı Belediye binası


Tarihi merkezdeki turumuz tamamlayıp arabayı aldık ve Tuna nehrinin karşı kıyısında, şehre tepeden bakan Petrovaradin Kalesi'ne yöneldik. Kalenin yapımına 1692 yılında yapımına başlanmış ve 1780 yılında tamamlanabilmiş. Varadin Köprüsü'nün güneydoğu kıyısında şehre hakim bir tepenin üzerine konumlanmış. Belgrad Kapısından surlardan içeriye girdik, sağa kıvrılan dar yoldan geçip bahçedeki ücretsiz otoparka arabayı bıraktık. Yürüyüşe başladığımızda hava açtı, Tuna Nehrine bakan surların üzerinden kıvrılarak akan nehri ve kentin fotoğraflarını çekip tepenin üstündeki iç kaleye kadar yürüdük. Kale içindeki ana bina müze olarak kullanılıyor. Varadin Köprüsüne bakan kısımda güzel bir restoran ve önünde kent silüetine hakim bir teras var. Teras fotoğraf için harika bir nokta, fotoğraflarımızı çekip kahvelerimizi içtikten sonra Krakow'a doğru yola çıktık.   


Petro Varadin Kalesi


Macaristan sınır kapısı Horgos 121 km uzaklıkta ve 1 saat 15 dakika sürüyor, sınıra yaklaştığımızda uzun araç kuyruklarını görünce canımız biraz sıkıldı, 3 saat süren dur-kalk trafiğinden sonra pasaport kontrol noktasına ulaşabildik, gişelerde yapılan düzenleme ve inşaat çalışması 3 saatimize mal oldu, vignet satış ofisinden 10€'ya Macar vignetini alıp, sınırı geçtiğimizde keyfimiz yerine geldi ama saat 15.00 olmuştu, artık shengen bölgesindeyiz önümüzde pasaport kontrolü olacak sınır kalmadı.


Sırbistan-Macaristan sınırı


Macaristan otoyolları gayet düzgün, hava 15-16 derece kah güneş çıkıyor kah yağmur yağıyor, 100km kadar gittikten sonra yol üstünde servis noktası ve restoran gördük burası”Ezüstkanal Vendeglo Restoranı” hemen yemek molası verdik, güzel ve temiz bir yer, kişi sayısına göre koca bir tencere içinde ortaya tencere geliyor, herkes kendi içeceği kadar Gulaşı tabağına alıyor, tam bana göre, lezzet çok iyi, servis hızlı, fiyat makul tam yol üstü mola yeri buralardan geçerseniz uğramanızı tavsiye ederim.


Sınırdan 1 saat sonra Ezüstkanal Vendeglo Restaurant'ta yemek molası


Krakow'a kadar mola verme niyetimiz yok, sınırda çok fazla zaman kaybettik, Budapeşte'yi çevre yolundan dolaşıp E75 karayolu üzerinden E77 karayoluna bağlandık, Göd, Retsag kasabalarını geçip Hont yakınlarındaki Slovak sınırına ulaştık. Macar ovalarını 3 saatte bitirdik. Saat 18.00 civarı Slovakya sınırını gösteren tabelayı gördük, artık otoyol bitti, gidiş-gelişli tek şeritli ama asfalt kalitesi iyi bir yolda ilerlemeye başladık. Otoyol yerine tarlaların ve köylerin arasından gitmek çok daha keyifli, köyler, tarlalar ağaçlar arasında gidiyoruz, bir süre sonra solumuzda erguvan rengi gelinciklerle dolu harikulade bir tarla gördük, hemen toprak yola sapıp durduk, arkamızdan birkaç araba daha durdu, fotoğraf çekip yola devam ettik.

Slovakya sınırından sonra gördüğümüz gelincik tarlası

Slovakya sınırı, yol kenarındaki ormanlar ve kırlardaki gelincik tarlası


Slovak sınırından sonraki 77 nolu yol arabayla yolculuk için biçilmiş kaftan, köylerin, tarlaların, ormanların arasından geçiyor, bazen virajlı bazen düz yolda araba sürmek çok zevkli, pitoresk bir güzergahta 1 saate yakın yol aldıktan sonra dağlara doğru virajlar arttı ve tırmanmaya başladık, zirveye geldiğimizde 250 nüfuslu Donovaly köyü ve kayak merkezi var, Polonya sınırı yakınlarındayız kısa bir mola verdik dağ havası alıp, tekrar devam ettik, zirveden inen yol Polonya-Slovakya arasındaki önemli bir dağ geçidi, sık ormanlarla kaplı, çok fazla virajlı, inişin sonunda Polonya sınırı var sınırını geçtik, karşımıza çıkan benzincide depomuzu doldurup Krakow'a kadar mola vermedik.


Donovaly Kayak merkezi Slovakya


Krakow'a girdiğimizde hava kararmış ve saat 22.00 civarı olmuştu, şehre yaklaşınca Josefa Dietla Caddesi üzerindeki Wawel Apartments’ta 1+1 stüdyo daire kiraladık, yolculuk boyunca en büyük yardımcımız booking oldu. Dairemiz tarihi ve turistik meydanı Rynek Glowney'e 10 dakikalık yürüme mesafesinde. Tarihi bir apartmandayız ve otoparkı yok, çok yakın mesafede ücretli bir yer bulup arabayı emniyete aldık, eşyaları eve bırakıp onca yorgunluğa rağmen keşfe çıktık. Rynek Glowney Avrupadaki en güzel meydanlardan biri hele gece ışıkları altında şahane görünüyor, tekrar burada olmak çok güzel.


Rynek Glowny Meydanı ve Sukiennice çarşısı

St.Mary Bazilikası, Sukiennice Kapalı Çarşısı ve Rynek Glowny Meydanı


Krakow en sevdiğim şehirlerden biri, Vistül Nehrinin ikiye böldüğü şehir, yemyeşil parklarla donanmış, Rynek Glowney Meydanı ise kentin mücevheri, tarihi merkez Sitare Miasto'nun etrafını dama tahtası gibi saran tarih kokan Arnavut kaldırımlı sokakları, Yahudi mahallesi, Rönesans tarzı Gotik yapıları ile büyüleyici bir ortaçağ şehri. 800.000 nüfuslu Kraliyet döneminde başkentlik yapmış Krakow aynı zamanda ülkenin kültür ve sanat başkenti, yılda yedi milyon turist ağırlıyor. 2.Dünya savaşı öncesi önemli bir yahudi nüfusunun barındığı şehirde Kazimierz bölgesi yahudi mahallesi olarak biliniyor. Kentin kuruluşu 7.yy'a kadar gidiyor, 1038-1596 yılları arasında Polonya Grandüklüğünün başkentliğini yapmış, Sitare Miasto'nun çevresini saran Krakowsky Parkı, Wawel Katedrali, Sukennice kapalı çarşısı, St. Florian Kapısı, Barbican, St.Mary Bazilikası, St. Wojciech Kilisesi, Kaziemierz (Yahudi Mahallesi), gibi görülmesi gereken birçok yer var. Meraklıları için Schindler List filmine konu olan Oscar Schindler'in fabrikası da burada. Tarihi kent merkezi Unesco tarafından dünya mirası listesine alınmış.

Gece yürüyüş rotası


Rynek Glowney Meydanı çevresinde dolaşırken açık olan bir Pizzacı gördük, akşam yemeği niyetine atıştırdıktan sonra Yahudi Mahallesi Kazimierz'e kadar yürüdük, sokaklar loş ışık altında gizemli görünüyor, sonunda yorgunluktan bitmiş halde eve döndük.


3. Gün 30/05/2023 : Josefa Dietla Wawel Apartments/Krakow - Wieliczka Tuz Madenleri - Auschwitz Kampı - Marywilska 68-B/Varşova: Toplam 434 km, yaklaşık 5,5 saat

Günün rotası


Sabah tekrar Rynek Glowney çevresini yeniden dolaşıp yarım saat uzaklıktaki Wieliczka Tuz madenlerine geçeceğiz, öğleden sonra ise Auschwitz Toplama kamplarını gezip akşam Varşova'da konaklamayı düşünüyoruz.  

Sitare Miasto yürüyüş rotası

Rynek Glowney ve Sukiennice çarşısı

Meydan ve çevresindeki sokaklar

St. Mary Bazilikası


Rynek Glowney’ bakan cafelerden birinde kruvasan, çörek ve çay eşliğinde kahvaltı yaptıktan sonra şehrin alış-veriş yeri Florianska Caddesi'nden St. Florian Kapısına doğru yürüdük, kapının çıkışında eski bir savunma binası olan Barbican çevresinde dolaştık. Tarihi merkezin etrafını saran park içinden Floriana Bulvarına paralel yürüyerek Wawel Kalesine geldik. Tarihi merkezin çevresi yeşil parklarla sarılı, devasa boyutta yaşlı ağaçların altında banklar ve heykeller yapılmış, öğleye doğru eski kent turumuzu tamamlayabildik ve Wieliczka'ya doğru yola çıktık. Krakow'u daha önceki yazılarımda anlattığım için tekrara düşmemek adına bu yazıda ayrıntılara girmek istemiyorum merak edenler http://deryabilgic.blogspot.com/2018/12/matapan-burnundan-3623-nordkappa-7110.html” adresinden 2018 Nordkapp yazısını okuyabilirler.


Old city çevresi, St.Mary Bazilikası, Wawel Kalesi, Barbican


Krakow’da yıl boyunca birçok festival ve etkinlik düzenleniyor. 1961 yılından beri aralıksız yapılan “Krakow film festivali”, 2-3 Haziranda düzenlenen “Büyük Ejderha Festivali”, 9 Haziran 1 Temmuz arasındaki “Krakow Opera Summer Festival”, 24 Haziran 5 Ağustos “Summer Jazz Festival”, ile Ağustos ayı boyunca düzenlenen canlı müzik festivali en önemlileridir.

Krakow’dan Wieliczka’ya 40 dakikada geldik, maden girişindeki park yeri ücretli ve 4€ ödeniyor, gişelerin önüne geldiğimizde kalabalık bir grup sıra bekliyordu. Madene 15 kişilik gruplar halinde, farklı dillerde anlatım yapan rehberler eşliğinde yarım saatte bir tur düzenleniyor, giriş ücreti kişi başı 28€, biletlerimizi aldık, 10 dakika bekledikten sonra sıra bizim gruba geldi. Ana kapıdan girip 256 adet ahşap basamakla -50m kotuna indik, buradan asansörle ana galerilerin olduğu -130m kotuna ulaşılıyor.


Galerilerden görüntüler


Wieliczka Dünyanın en eski tuz madenlerinden biri, 13.yy'dan beri kullanılıyor, 1996 yılına kadar üretim aralıksız devam etmiş, bu tarihten sonra madenler müzeye dönüştürülmüş. Galerilerin toplam uzunluğu 300km civarı, gezilebilen galeriler -130m kotunda, en derin noktası -327m diğer galeriler ziyarete açık değil. Bir tur, rehberinin hızına göre 2-2,5 saat sürüyor, yüzeye dönüş 3 katlı madenci asansörü ile balık istifi halinde yapılıyor neyse ki asansör çok hızlı. Eskiden madenlerde sadece çocuk işçiler çalıştırılmış, köleler ve esirler kullanılmıyormuş. Galeriler küçük bir şehir gibi ihtiyaç duyulan her şey yapılmış katedral, müze, yemek salonu, konser salonu, toplantı salonu, mağaza ne arasan var. Galerilerdeki heykeller, avizeler ile diğer bütün eşyalar tuz kayasından yapılmış. Galerilerdeki ısı 14 derecede sabit tutuluyor ama sürekli bir hava akımı olduğundan hissedilen daha serin oluyor özellikle yazın hazırlıksız olanlar üşüyebilir.

Galerilerden biri büyük bir kilise olarak düzenlenmiş, duvarlardaki nişlerde tuzdan oyulmuş dini temalı figürler, freskler, orta kısımlarda ise tuzdan yontulmuş aziz heykelleri var, fotoğraf çekimi serbest sadece kilise içinde ücretli, fırsat bulanlar telefonla kaçak çekebiliyor. Kafede internet erişimi var, diğer yerlerde ise yok. 16.00 gibi tur sona erdi ve Auschwitz'e doğru yola çıktık.

Auschwitz Birkenau I kamp girişi "Arbeit Macht Frei-Çalışmak Özgürleştirir"

Kamp binaları ve insanların kurşuna dizildikleri duvar


Wieliczka ile kampların bulunduğu Oswiecim kasabası arası 1,5 saat sürüyor, 17.30 civarı Birkenau II kampının girişine geldik, eskiden buradaki gişeden bilet alınabiliyordu ancak şimdi 10 dk mesafedeki Birkenau I kampı girişindeki gişelerden alındığını öğrendik, arabayı park edip, ücretsiz shuttle ile Birkenau I kampına gittik. Biletler için para ödenmiyor, girişteki müze ve sergi alanından geçince arkadaki ana kapıya geliniyor buradan da kamp binalarına ulaşılıyor.

Naziler Avrupa’nın birçok yerinde toplama kampları kurmuşlar, bunların en büyükleri Oswiecim’deki Auschwitz I ve II kampları. 1940 yılında kurulan 1.kampta 15.000-20.000 civarında mahkum bulunuyormuş başlangıçta Polonyalı mahkumlar için inşa edildiği söylenen kamplar sonraları sistematik katliamlar için kullanılmış. Giriş kapısının üzerinde Almanca "Arbeit Macht Frei" yani "Çalışmak Özgürleştirir" yazıyor. Birkenau-I’de 70.000'den fazla kişi hayatını kaybetmiş. Ortamın enerjisi o kadar negatif ki insanı hemen etkiliyor, kasvetli bir hüzün iç sıkıntısı başlıyor ve içinize öküz oturuyor. Camekanların ardındaki katledilen insanların çantalarını, ayakkabılarını, giysilerini yığınlar halinde gördükçe sıkıntı büyüyor, gaz odalarının içine girildiğinde insanların yaşadıkları acıları derinden hissediyor, içiniz sızlıyor ve insanlığın nasıl bu hale gelebildiğine aklınız almıyor. Derin bir üzüntü içinde kamptan ayrılıp diğer kampa geçiyoruz. Burayı kelimelerle anlatmak çok zor gelip görmek ve ortamı hissetmek gerekiyor.

Kampta öldürülen insanların kişisel eşyaları


Kamplar 19.00'da kapanıyor geç olmadan shutlle ile Birkenau II’ye geçtik burası kampların en büyüğü Avrupa’nın her tarafından 1.300.000 kişi getirilmiş, 1.100.000 insan bir daha kamptan çıkamamış 900.000 kişi girer girmez gaz odalarına gönderilmiş, kampta aynı anda 90.000 kişi kalıyormuş, çalıştırılan mahkumların ortalama yaşam süresinin 6 ay olduğu söyleniyor. Kampın ikonik giriş kapısı birçok film sahnesine konu olmuş, girenin bir daha çıkamadığı tüyler ürperten giriş kapısının arka tarafında rayların sona erdiği noktada yaşamın da sona erdiği insanlığın bittiği bir yer var burada çalışabilecek durumda mahkumlar ayrılıyor, hastalar, yaşlılar ve çocuklar doğrudan gaz odalarına gönderiliyormuş.

Ölüme giden raylar

Rayların ve yaşamın bittiği yer, mahkumların taşındığı vagonlar, elektrikli teller


Kamp alanının büyüklüğü 5km2, Binalar ve her türlü inşaat mahkumlar tarafından yapılmış, yani insanlar kendi mezarlarını yapmışlar. 1942 yılında gaz odalarında ölümler başlamış, çevredeki 40km2'lik alan ise yeni kamplar için rezerv olarak ayrılmış sonradan bu alanlarda Monowitz ve Auschwitz III kampları inşa edilmiş. Girişin kapısından sonraki demiryolu kampı ikiye ayırıyor, bir tarafta kadınlar ve çocuklar diğer tarafta erkek mahkumların kaldığı barakalar var, yolun sonunda ise Krematoryum ve gaz odalarının bulunduğu binalar bulunuyor, bu binaların bir kısmı Ekim 1944'te esirlerin ayaklanması sırasında bir kısmı da savaş sonunda Sovyet askerlerinin eline geçmemesi için SS'ler tarafından yıkılmış.

Kampta hayatını kaybedenler anısına yapılmış anıt

Mahkumların kaldıkları binalar, dikdörtgen kısımlar yattıkları koğuşlar ancak karede 4-5 kişi kalıyormuş, su ihtiyacının karşılandığı yalaklar ve çocuklar için yaptıkları duvar resmi

Ölülerin yakıldığı binaların kalıntıları "Krematoryum"


Kapanış anonsu yapıldığında hızlı turumuz sona ermek üzereydi, otoparka kadar tel örgülerin dışından tıpkı mahkumların yürütüldüğü gibi yürüdük. Oswiecim çıkışında “Zajazd Magda Restaurant”'ta akşam yemeğini yedik ve Varşova'ya doğru yola çıktık. Gece Marywilska bölgesinde Marywilska68-B'de kalacağız. E40 otoyoluna kadar bahçeli kır evleri ve ormanlar arasından köy yollarından ilerledik. Dabrowa Gornidcza yakınlarında yol yapımı çalışmaları nedeniyle çok yavaş yol aldık, Varşova'ya gece 23.00’te vardık. Marywilska yeni gelişen modern bir bölge, kaldığımız yer büyük bir toplu konut sitesi, bir süre dairenin bulunduğu binayı aradık bulamadık açık bir markete sorunca binanın birkaç blok ileride olduğunu öğrendik, inşaatı yeni tamamlanmış, çok az dairede oturulan sakin ve temiz bir yer, gerçekten çok yoğun ve yorucu bir program olmasına rağmen performansımız çok iyiydi, planladığımız her yeri dolaştık, şimdi dinlenme zamanı.   


4. Gün 31/05/2023 : Marywilska 68-B/Varşova/Polonya - Brother House/Kaunas/Litvanya : Toplam 397 km, yaklaşık 5 saat

Günün rotası

Güneşli ve ılık bir güne uyandık, marketten kahvaltılık malzeme alıp keyifli bir kahvaltı yaptık. Bugün Varşova’yı dolaştıktan sonra Kaunas'a devam edeceğiz gece Kaunas'ta kalmayı planlıyoruz.  


Marywilska 68/B


Varşova’nın merkezine 25 dk. uzaktayız, Zamcowy meydanına doğru giderken çevrede  çok sayıda kule vinç görüyoruz, inşa halinde birçok modern bina ve toplu konut projesi var, inşaat sektörü çok canlı olduğunu görünüyor, sanki tüm şehri yeniden inşa ediyorlar AB’ye katılınca kentin ekonomisini canlamış. Merkeze yaklaşınca Vistül Nehri’ni gördük, Gdanski köprüsünü geçip surların önündeki Podwale Caddesinde yol kenarındaki otoparka arabayı bırakıp, Zamcowy Meydanına doğru yürümeye başladık. Meydan, Kraliyet Sarayının önünde kuzey-güney aksında uzanan büyük bir alan ortasında Kral Sigismund III anıtı yükseliyor.

Zamkowy Meydanı ve Kral Sigismund III Anıtı

Podwale Caddesi, Kent surları, Piwna Caddesi ve Zamkowy Meydanı ile Sigismund III Anıtı

Kraliyet Sarayı


Varşova; Polonya'nın başkenti, 2.800.000 nüfusu ile Avrupa Birliği’nin 9. büyük başkenti. Vistül nehri kentin ortasından geçiyor, şehrin kuruluşu 10.yy'a kadar uzanıyor. En eski kalıntılar Stare Brodno civarında bulunmuş. 13.yy'a kadar karşı kıyıda olan kent merkezi, sonrasında nehrin diğer yakasına yani şimdiki old city bölgesine taşınarak etrafı surlarla çevrilmiş. 15.yy'da Mazovia Dükalığının başkenti olmuş, 1526'da ise Polonya Krallığına katılmış. 1573 yılından sonra Kraliyet seçimleri Varşova’da yapılmış ve imar hareketleri hızlanmış, 1611 yılında Kraliyet sarayı kente taşınarak başkent haline gelmiş ardından ülkedeki asillerde buraya yerleşmiş ve şehrin gelişimi hızlanmış ancak ardından gelen İsveç işgali ve veraset savaşları sonrası ekonomik çöküş dönemi yaşanmış. 18.yy'dan itibaren Endüstrileşme başlamış, finansal büyüme ile birlikte kültür sanat ve aydınlanma hareketinin merkezi haline gelmiş. Bir dönem Rusya, Prusya ve Habsburg arasında üç parçaya bölünen ülke Napolyon döneminde de Fransız işgali yaşamış, en büyük yıkım ise 2.Dünya savaşı sırasında yaşamış, kentin %80'i yerle bir olmuş. Savaş sonrası yaşanan Sovyet döneminin ardından 1980'lerde doğu blokundan ayrılmış ve hızla yenilenen kent günümüzdeki haline ulaşmış.


Krakowskie Bulvarı, Kosciot Kilisesi, Zamkowy Meydanı ve Piwna Caddesi


Zamkowy Meydanından ayrıldıktan sonra Piwna Caddesi boyunca yürümeye başladık, Caddenin iki tarafı Neoklasik tarz binalarla çevrili binaların zemin katlarında dükkan ve mağazalar var. Dükkanların çoğu Amber ve gümüş takı satan yerler, aralarda antikacılar, el sanatları ürünleri mağazaları bulunuyor. Polonya ve Baltık Denizi çevresi Dünyanın en güzel Amberlerinin olduğu bölge, dükkanlara girdiğinizde çeşitli boyutlarda ve renklerde her tür zevke uygun amber takılar var, fiyatlar da Varşova’da gayet uygun. Sitarego Miasta Meydanı köşesindeki Art Amber Gallery'den birer ikişer takı aldık, Polonya'da halen yerel para birimi Zloty kullanılıyor ancak dükkanlar kredi kartı ve Euro kabul ediyorlar.

Rynek Sitarego Miasta (Eski Pazar Meydanı); 13.yy'da inşa edilmiş, 17.yy'daki yangında tamamen yanmış sonra tekrar düzenlenmiş, çevresindeki yapılar Barok ve Rönesans tarzında, güzel ve canlı bir meydan, her taraf turist dolu. Varşova Old City Unesco tarafından Dünya Mirası Listesine alınan yerlerden.

Eski Pazar Meydanı (Rynek Sitarego Miasta)

Eski Pazar Meydanı (Rynek Sitarego Miasta), Deniz kızı (Syrena) heykeli ve meydandaki tezgahlar


Meydanda bir elinde kılıç bulunan Deniz Kızı Heykeli kentin simgesi olmuş, efsaneye göre; Deniz kızı Syrenka uzak denizlerden Vistül Nehri üzerinden Varşova'ya kadar gelmiş mekanı çok beğenince bu bölgeden ayrılmayıp yaşamaya başlamış.

Meydandan ayrılıp Nowomiejska Caddesi üzerinden Tarihi Kale Barbakan'a doğru yürüdük, restoran, kafe, pastane ve hediyelik eşya satan mağazalarla dolu yol boyunca ilerledik. Varşova diğer Avrupa kentlerine göre daha ucuz bir yer özellikle Baltık tarafına göre çok çok ucuz gönül rahatlığı içinde dükkanlardan ve meydandaki tezgahlardan bir şeyler satın alabilirsiniz.

Barbakan; 1540 yılında savunma yapısı olarak inşa edilmiş, ancak savaş teknolojisindeki hızlı gelişme sonrası işlevini tamamen yitirmiş ve sembolik bir yapı haline gelmiştir. 2.Dünya savaşı sırasında büyük hasar gördükten sonra kapsamlı bir yenileme yapılmıştır.


Barbican


Barbican'ı geçip Freta Caddesi üzerinden Rynek Nowego Miasta Meydanındaki Kutsanmış Bakire Meryem Kilisesi'ne doğru ilerledik. Freta Caddesi eski şehir ile yeni şehrin birleşim noktası gibi caddenin çevresinde 3-4 katlı, Neoklasik mimari örneği binalar konumlanmış, zemin katlardaki restaurant ve kafelerin kaldırımlara hatta yola taşan masalarının etrafı ahşap çitlerle sınırlanmış, güneşli havayı görenler masaları doldurmu sohbet edip dinleniyorlar, dönüş yolunda bir tanesine oturup buz gibi biralarımızı yudumladık.


Freta Caddesi
Freta Caddesi

Rynek Nowega Miasta, St.Casimir Kilisesi, St.Hyacinth's Kilisesi, Freta Caddesi

St.Casimir Roma Katolik Kilisesi


Freta Caddesinin sonu Rynek Nowega Miasta Meydanına çıkıyor, çevresinde kafeler ve ağaçlar var beyaz boyalı yeşil çatısıyla St.Casimir Kilisesi meydana sakinlik ve huzur katıyor. Meydanın köşesinden Przyrynek Sokağına dönüp kırmızı tuğladan Gotik mimari stilde inşa edilmiş kentin en eski yapılarından Kutsanmış Bakire Meryem Ziyaret Kilisesine girdik. Kilise Masovia dükü Janus I ve eşi Litvanyalı Danute tarafından 1409 yılında yaptırılmaya başlanmış 1411 yılında kutsanmıştır, 15.yy sonlarında ise bazilikaya dönüştürülmüş, 1518 yılında karakteristik bir çan kulesi eklenerek günümüzdeki haline ulaşmış, kule en eski Varşova tasvirlerinde bile görülüyor. İkinci Dünya savaşı sırasında ağır hasar görmüş, savaş sonrası restore edilmiş.


Kutsanmış Bakire Meryem Ziyaret Kilisesi

Multimedialny Park


Kilise bahçesi ve çevresinde dolaşıp terasından Vistül nehrini izledikten sonra Freta Caddesi üzerinden arabaya doğru yürümeye devam ettik yol üstündeki bir kafe'de oturduk ve Polonya birası sipariş ettik, biraz soluklandıktan sonra Varşova'ya ayırdığımız zamanın sonuna geldik, önümüzdeki durağımız Litvanya'nın güzel şehri Kaunas olacak.

Varşova'dan çıkışımız kolay oldu Vistül Nehri üzerindeki General Stefan Grotz Köprüsünü geçip E67 otoyoluna bağlandık, bir süre sanayi bölgelerinin arasından gittik, sonra dümdüz bir arazide korulukların arasında araba sürdük, ilerledikçe koruluklar yerini tarlalara bıraktı, Litvanya sınırına kadar ormanlar ve ağaçların aralarında açılmış geniş tarlaların içinden dümdüz ovalarda yol aldık. 220km sonra sınıra yakın Nowa Wies Elcka ile Elk kasabaları arasında Lotos akaryakıt istasyonunda dinlenme ve yemek molası için güzel bir yer bulduk. Şezlongları kurup sandviçlerimiz çay eşliğinde yedik.  


Elk yakınlarında mola


Yarım saatlik dinlenme sonrası yola devam ettik, 93 km sonra Budzisko'da Litvanya sınırlarına girdik, Varşova'dan ayrıldığımızdan beri coğrafya dümdüz ovalardan oluşuyor, göz alabildiğine tarlaların ve ormanlar arasında yol aldık. Litvanya sınırını geçince ormanlar iyice azaldı artık her yer uçsuz bucaksız tarla, ufak bir yükseltiye çıkıldığında kilometrelerce alanı görebiliyoruz. Neman Nehri kıyısına ulaştığımızda Kaunas merkezine doğru sağa döndük, nehre paralel ilerleyip M.K.Ciurlionis köprüsünden kuzey kıyısına geçip I.Kanto g. Caddesi üzerinde kiraladığımız Brother House Kaunas'a ulaştık. Burası aslında bir hostel, çatı katındaki dubleks bir stüdyoyu tuttuk, binanın önündeki kaldırım kenarındaki geceleri ücretsiz yere arabayı park ettik.


Brother House çatı katlı mekanımız


Kaunas’a ikinci gelişim ilk gelişimde sadece yol üstündeki Mega Avm taraflarında dolaşıp Riga’ya devam etmiştik. Kaunas yemyeşil bir şehir, nehir boyunca ilerlerken gözümüzü rahatsız edecek hiç bir görüntüye rastlamadık, herşey düzenli ve zevkli. Kaldığımız yer (Brother House) temiz ve personeli güler yüzlü, Binanın önündeki park yeri akşam saatlerinde ücretsiz, tarihi merkeze çok yakın 1,3km mesafeyi 20 dakikada yürüdük, tek gecelik konaklama için ideal bir apart, nehire çok yakın olduğundan sivrisinek sorunu var, çıkarken camları açık bırakmıştık gece yarısı dönünce ne büyük hata yaptığımızı anladık gece boyunca kanımızı emdiler. Biraz dinlenip şehir merkezine yürümeye başladık, bilmediğimiz bir şehirde Arnavut kaldırımlı sokaklarda özgürce dolaşmak zihinsel olarak o kadar dinlendirici ki yolculuklarımdaki en sevdiğim şey yürüyerek şehri keşfetmek.

Kaunas; Litvanya'nın başkenti Vilnius'tan sonra ikinci büyük şehir, nüfusu 300.000 kişi olan kent Neman ve Neris nehirlerinin birleştiği noktada yerleşmiş, büyük bölümü ve tarihi merkezi Neman Nehrinin kuzey kıyısında kalıyor. Küçük sevimli bir yer olan Kaunas aynı zamanda Üniversiteleri sayesinde kültür, sanat ve entellektüel açıdan çok canlı.

Kaunas Yürüyüş rotası

Kaunas Sokakları

Vilniaus Bulvarı

Kentin kuruluş tarihi M.S.1030 yılına kadar gidiyor, başlangıçta savunma amaçlı bir kale olarak kurulmuş, 14.yy'da büyüyerek kasaba haline dönüşmüş ancak Germenler kenti hiç rahat bırakmamışlar, stratejik konumu nedeniyle sık sık işgal edilmiş, Polonya ve Litvanya'nın birleşmesinden sonra önemi artmış, 1812'de Napolyon orduları kente harabeye çevirmiştir, kısa bir süre Rus işgali yaşayan şehir 1920 yılında bağımsızlığını ilan eden Litvanya'nın başkenti olmuş. 2.Dünya savaşından sonra 1990 yılına kadar Sovyetler Birliği çatısı altına girmiş, 1990 yılında ise diğer Baltık ülkeleri ile birlikte bağımsızlığını ilan eden Litvanya'ya bağlanmıştır.

Gotik mimarisi, bozulmamış kent dokusu ile tarihi kent merkezi Unesco tarafından Avrupa Mirası ilan edilmiştir. Yaz ayları boyunca 20-25 derece arası seyreden sıcaklıklar kışın -20 dereceye kadar indiğinden gidilecek en uygun zaman Temmuz ve Ağustos aylarıdır.

Kaunas’ın sembolü Boynuzları arasında haç bulunan bir boğa, Efsaneye göre av sırasında bir Litvanya Dükü ve askerleri Nemunas ve Neris nehirlerinin buluştuğu yerdeki ormanın gizli bir yerinde ormanların efendisi olan boğayı avlıyorlar. Boğayı büyük bir mızrak olan Rogatina ile avlamışlardı, yaralı hayvanın yanına geldiklerinde boynuzlarının arasından çıkan ağaç dallarından yapılmış bir haç gördüler, Tanrının gazabından korkan Dük ve askerleri meşe odunlarından yaktıkları bir ateşte adak olarak kurban ettiler, sonraki yıllarda boğanın yakıldığı yere Kaunas Kalesi kurulmuş.  


Kaunas Town Hall (Belediye Binası)

Town Hall, Vilniaus Bulvarı, St.Peter&St.Paul Katedrali ve Kent Meydanına bakan kafeler

St. Francis Xavier Kilisesi

13.yy'da inşa edilen içinde çeşitli sergiler düzenlenen Kaunas Kalesi, kentin en hareketli caddesi olan Laisves Aleja (Özgürlük Bulvarı), halk arasında beyaz kuğu olarak anılan 16.yy'da inşa edilmiş Rönesans mimarisinin özgün örneklerinden Belediye sarayı ve Meydanı, Neris ve Neman Nehirlerinin birleştiği noktadaki Santakos Parkı, İletişim tarihi ve Devil's (Şeytan) Müzesi, Kenti işgal ettiği dönemde Napolyon'un kaldığı ev, Vytautas savaş Müzesi, Musum fort he Blind(görme engelliler müzesi), Pazaislis Manastırı kentte görülmesi gereken yerlerdendir. Devil’s (Şeytan) Müzesi çok enteresan bir yer, şeytanın 3000’den fazla yorumun görülebildiği müze Litvanyalı sanatçı Antanas Zmuidzinavicius’un evinde küçük bir koleksiyon olarak başlamış ve günümüzde şeytanı tasvir eden 3000’den fazla esere ulaşmış.    Ayrıca kentin tarihi yapılarının yarısı 20.yy'da Sovyet döneminde inşa edilen modern mimari yapılardan oluşuyor. Kentte 6000 civarında yapının tescili yapılarak mimari eser olarak koruma listesine alınmış. Kaunas çok karizmatik bir şehir.




Turumuzu tamamlayıp Kent Meydanına bakan barlardan birine oturduk, soğuk bira ve patates ısmarlayıp güzel bir sohbete başladık. İkinci biraları da bitirip otele döndük. Yarın Baltık kıyılarındayız.


5.Gün 01/06/2023 : Brother House/Kaunas/Litvanya - Riga/Letonya - Tallinn Apartment Hotel Tallinn/Estonya: Toplam 578 km, yaklaşık 7,5 saat



Bugün Baltık Denizi kıyılarına çıkacağız, ilk durak Letonya'nın başkenti Riga, ardından Estonya'nın başkenti Tallinn'de yatacağız.


Kaunas Neman Nehri kıyısı, Letonya sınırı,


Kaunas-Riga arası bölgenin alışıldık manzarası olan dümdüz ovalar, ormanlar, tarlalar arasında Letonya sınırını geçip Riga'ya ulaştık, Baltık Denizi kıyısındayız.


Riga Tv Kulesi, St.Peter Kilisesi, Demiryolu Köprüsü ve Daugava Nehri


Riga; Daugava Nehri’nin Riga körfezine döküldüğü delta üzerine yerleşmiş 650.000 nüfuslu bir şehir ve Letonya'nın başkenti. 1201 yılında Liman kenti olarak kurulmuş, 13-15 yüzyıllar arasında Hansa Birliğinin en önemli merkezlerinden biri olmuş, Kuzey Avrupa ile Güneyin, Doğu Avrupa ile Batının kesişme noktası durumundaki kent her zaman önemli bir ticari liman olmuş. Tarihi merkezdeki binaların çoğu Ortaçağdan kalma özgün dokusunu bozmadan günümüze ulaşmış yapılar, kent merkezinin tamamı Unesco tarafından dünya Mirası ilan edilmiştir. Şehir endüstri devrimi sürecinde hızlı bir gelişme göstermiş 19.yy'da old city çevresinde Neoklasik tarzda bir çok yeni yapı inşa edilmiş, 1900'lerden sonra Art Nouveau tarzının en güzel örneklerini yansıtan binalar yapılmaya başlanmış ve günümüze kadar ulaşmayı başarmış, Art Nouveau tarzında yapılmış 350 bina tescillenmiş ve koruma altına alınmış. Kaunas’a ilişkin 5 ayrı efsane daha var ama bunlar başka bir yazının konusu olacak.

Tarihi merkez Daugava nehrinin kuzeydoğu tarafında gelişmiş. Şehir, ortaçağdan kalma iyi korunmuş tarihi merkez, endüstri devrimini yansıtan yeşil kuşakla çevrelenmiş 19.yy yapılarından oluşan ahşap ve kagir binalar ile modern dönemi yansıtan mahalleler olmak üzere her biri özgün mimari ve kent planlamasına sahip üç ayrı bölümden oluşuyor, turistlerin en yoğun uğrak yeri ortaçağ bölgesi buradaki sokaklar ve binalar şahane her biri ayrı ayrı görülmeye değer, nehrin karşı kıyısından bakıldığında 3-4 katlı binaların arasından yükselen sivri katedral kuleleri kentin silüetini oluşturuyor.


Citadeles Sokak, Ave Sol Konser salonu, İş merkezi ve Tarım Bakanlığı Binası

Riga'ya girişte nehrin üzerindeki bir adacık üzerinden yükselen 368 metrelik modern Tv kulesi karşılıyor gelenleri, yol nehre paralel ilerliyor, tarihi merkeze yaklaştıkça sağımızda 4 büyük kemeri ile çelikten yapılmış demiryolu köprüsünü görüyoruz, Salu Köprüsü üzerinden karşı kıyıya geçip büyük tonoz çatılı Riga Central Market binası önünden sola dönüp arabayı Riga tenis kulübü önündeki sakin Citadel Sokak üzerine park ettik. Hafif yağmur altında Ulusal Tiyatro binasına doğru yürümeye başladık.

Old Town Yürüyüş rotası


Hava bulutlu arada bir yağmur çiselese de yürümemize engel olmuyor. Ulusal Tiyatroyu geçip Litvanya Bankası Binası önünden Torna Sokak'a döndük solumuzda Jekaba Parkı var, karşımızda ise dik çatılı 2 kattan oluşan zemin katlarında kafe, bar ve restoranlar bulunan uzun bir sıra ev dizisi uzanıyor.


Torna Sokak ve Jekaba Parkı

Torna Sokak, Troksnu sokak Aldaru Soakak ve Ortaçağdan kalma Kale kapısı Zviedru Varti


Biraz ilerledikten sonra 1698 yılında yapılan kemerli kapı Zviedru Varti'den geçerek old town sokaklarına daldık. Sokakların zeminleri arnavut kaldırımı ile döşenmiş, binalar genelde 3-4 katlı taş yapılar, etrafta çok az insan görünüyor hava kötü olduğundan olsa gerek, yavaş adımlarla Katedral Meydanı'na kadar geldik (Dome Square). Meydanın bir köşesine Katedral konumlanmış diğer taraflar ise kırmızı, beyaz, bej ve gülkurusu renklerin hakim olduğu Art Nouveau binalarla çevrelenmiş, güzel ve fazla ağırbaşlı bir meydan.

Riga Katedrali; Baltık bölgesinin Ortaçağ'dan kalma en büyük Evanjelik Lutheran katedrali. 1211 yılında Romanesk tarzda inşa edilmeye başlanmış günümüze gelene kadar birçok ekleme ve restorasyon yapılmış. Katedralin orgu pek meşhur 1883 yılında Almanya'da yapılmış.


Riga Katedrali (Riga Dome)

Riga Katedral Meydanı, Letonya Radyo-Tv Binası, Kgb Binası, Makslas Müzesi Binası,

Riga diğer Baltık şehirlerine göre daha ucuz bir yer, küçük bir şehir olduğundan yaya dostu bir kent her yere taksiler ile ucuza gidilebiliyor, yeme-içme eğlence ve alışveriş rahatlıkla uygun fiyatlara yapılabilir. Riga'ya gelmek için en uygun dönem yaz ayları, kışın dondurucu soğuk ve karlı bahar aylarında ise bol yağışlı, bizim standartlarımıza göre serin sayılır, Haziran ortalarından Ağustos ortalarına gelmek için en uygun zaman.

Yürüyüşümüze Town Hall yönünde devam ettik, ardından bitişiğindeki Latviesu Strelnieku (Leton Tüfekçiler) Meydanına geldik, iki meydanı Letonya Occupation Müzesi ayırıyor. Town Hall Meydanının ortasında Sakson yasalarına tabi şehirlerde bulunan Şövalye Roland's Anıtı var, çevresindeki binalar Barok dönemi yansıtıyor, ikinci Dünya savaşı sırasında tamamen harap olan meydan savaş sonrası aslına uygun olarak yenilenmiş, doğu cephesinde Karakafalılar Binası, batı cephesinde Belediye Binası ve güneyinde Latvia Müzesi yer alıyor. Kent halkı 1510 yılında ilk Noel ağacının bu meydanda dikilmiş olması ile övünüyor.


Town Hall Meydanı ve Karakafalılar Evi

Karakafalılar Evi (Blackheads House)

Karakafalılar Evi (House of the Blackheads); 1334 yılında tüccarlar için toplanma ve depo amaçlı inşa edilmiş, 15.yy'dan itibaren tüccar ve armatörler birliği olan Karakafa Kardeşliği Loncası tarafından kullanılmaya başlanmış. 17.yy'da büyük bir restorasyon yapılarak Maniyerist bezemeler eklenmiş, ilk Noel ağacı da 1510 yılında bu binanın önüne dikilmiş. Günümüzde müze ve etkinlik merkezi olarak kullanılıyor.

Riga’daki turumuzun sonuna geldiğimizde doğum günümü de kutlamak için güzel bir restoranda yemek yemek istedik, önceki gelişimde yemek yeme fırsatı bulamadığımız Kramu Sokak üzerinde tek katlı taş binanın bodrum katındaki ortaçağ restoranı Rosengrals'a gittik kötü şans, tadilat nedeniyle kapalı, aradan ayrılıp Riga Dome'un arkasındaki BBars Restoran'a oturduk. Güzel, şık ve nezih bir yer, gulaş, gazpacio, steak, bira siparişi verdik, yemek öncesinde aperatif likör ve zeytinyağlı ekmek geldi, yemek bitiminde şef yanımıza gelerek etlerin menşei ve nasıl işlenip servise hazırlandığını anlattı, yediğimiz en lezzetli yemeklerden biriydi ve güzel bir doğum günü anısı oldu toplam 180€ hesap ödedik. (https://bbars.lv/en/)

BBars Restoran


Yemek sonrası hızla arabaya dönüp Estonya'nın başkenti Tallinn'e doğru yola çıktık. 2 saat sonra Ikla yakınlarında Estonya sınırını geçtik, yarım saat daha devam edip Piirumi'de ormanlık bir yerde çay molası verdik.


Litvanya-Estonya sınırı çay molası


Bir süre Baltık Denizine paralel yol aldıktan sonra 23.00 civarı kente girdik, kalacağımız yer “Tallinn Apartment Hotel, Väike-Ameerika 24a”, kent merkezine yürüme mesafesinde iki katlı bir binanın ikinci katında 1+1 stüdyo dairedeyiz, arka bahçede özel otoparkı var. Gece yarısı olmasına rağmen hava hala aydınlık, merkezi dolaşmak için yürümeye başladık 20dk. sonra ana meydana geldik, birkaç yer dışında her yer kapalı limana inen bir sokakta açık bir kafe bulup oturduk.


Tallinn'deki mekanımız 23.00 ancak hava hala gündüz gibi aydınlık


Vira Sokak üzerindeki Sessel Speakeasy kafede yarım saate yakın oturduktan sonra ara sokaklarda dolaşarak eve döndük. Bugün sabah Litvanya’da başladık öğlen Letonya akşamı ise Estonya’da tamamlıyoruz. 3 ülke 3 şehir.   

Gece yürüyüş rotası

14. yy'dan kalma Viru Kapısı

Tallinn Sokaklarında akşam


Tallinn; Avrupa'da gördüğüm şehirler içinde en güzel, en sevimli ve en cana yakın olanı. Ortaçağ’dan kalma bozulmamış özgün mimarisi ile tarihi merkezi, pastel renkleri ve güzel insanları ile Baltıkların kraliçesi sayılır. Tallinn'e üçüncü gelişim olmasına rağmen hala aynı keyifle adımlıyorum sokaklarını.


Gece ışıkları altında St.John Kilisesi, St.Nicholas Kilisesi, Harju Sokak, Belediye (Town Hall) Meydanı


Tallinn en eski yerleşimleri M.Ö. 3000 yıllarına kadar gidiyor, ilk çağlarda balıkçı yerleşimi olarak kurulmuş, M.S.1050 yılında ise Tompea Kalesi inşa edilmiş, Avrupa ile İskandinavya arasında önemli bir ticari liman olan şehir zaman içinde birçok işgale uğramış, halk 13.yy'da zorla Hristiyan yapılmış Haçlı savaşları zamanında Töton Şövalyeleri ardından 1219 yılında Danimarka Krallığı tarafından ele geçirilmiş o yıllardaki ismi Reval olan kent Dünyanın ilk örgütlü ticaret birliği olan Hansa Birliği'ne katılmış. 1346'da Danimarka Kralı kenti Germen şövalyelerine satmış, şövalyeler surları 66 kule ile güçlendirmiş, 1530 yılında ise kentin simgesi olacak yaşlı Thomas figürü Belediye Binasının Kulesine yerleştirilmiş. 1561 yılında İsveç hakimiyeti başlamış ve protestanlık egemen din olmuş. Veba salgınından çok etkilenen şehir 1710 yılında Rus İmparatorluğunun eline geçmiş. 1918 yılına kadar Rus Çarlığının egemenliği devam etmiş 1918 yılında bağımsızlığını ilan etmiş. 1.Dünya savaşında Alman işgaline sahne olmuş savaş sonrası bağımsız Estonya'nın başkenti olmuş, 2.Dünya savaşında Kızılordu ve Nazi işgallerini yaşayan şehir savaş sonrası Sovyetler Birliği yönetiminde kalmış, 1989 yılında diğer Baltık ülkeleri Litvanya, Letonya ile birlikte Sovyetler Birliği'ne karşı insan zinciri eylemine katılmışlar bu eylemde Tallinn-Riga ve Vilnius arasındaki 600km'lik yol boyunca el ele insan zinciri kurulmuş, şarkılar söylenmiş ve nihayet 1991 yılında tekrar bağımsız Estonya'nın başkenti olmuş.


Olde Hansa Restaurant


Bugün araba yolculuğumuz çok kısa, Tallinn turundan sonra öğlen feribotu ile Helsinki'ye geçeceğiz hava güneşli deniz sakin, Baltık Denizinde 3,5 saat süren keyifli bir yolculuk bizi bekliyor.

6.Gün 02/06/2023 : Tallinn Apartment Hotel Tallinn/Estonya-2ndhomes Lux Kamppi Center Apt W Sauna, Urho Kekkosen katu 3 A, Helsinki/Finlandiya: Toplam 91 km, yaklaşık 3,5 saat (Feribot geçişi)

Günün Rotası


Bugün araba yolculuğumuz çok kısa, Tallinn turundan sonra öğlen feribotu ile Helsinki'ye geçeceğiz hava güneşli deniz sakin, Baltık Denizinde 3,5 saat süren keyifli bir yolculuk bizi bekliyor.


Kaldığımız ev ve çevresi


Kahvaltıyı evde yapıp limana indik, feribot biletlerini alıp arabayı limandaki otoparka bıraktık, tarihi merkeze dönüp bu sefer gündüz gözüyle şehri dolaşmaya başladık. Tallinn Katedral Tepesi (Toompea), Parlamento Binası ve elçilikler bölgesi (Dom zu Reval) ve Eski Şehir Merkezi (All-linn) olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Tarihi merkez çok iyi korunduğu ve özgün yapısından dolayı 1997 yılında Dünya Kültür Mirası ilan edilmiş. 2011 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmuş ve müzik alanında Unesco Yaratıcı Şehirler ağına katılmış. Diğer Baltık başkentleri ile feribot ulaşımı çok gelişmiş Stockholm, Helsinki, Riga ve Kopenhag’a günde karşılıklı 3-4 sefer yapılıyor, kent onlara göre çok daha ucuz olduğundan özellikle Helsinki'den çok sayıda Finli alışveriş için Tallinn'i tercih ediyor gemiler hep dolu oluyor.

Tallinn yürüyüş rotası


Feribot Limanı A terminalinden 16.30 Helsinki feribotuna biletlerimizi aldık, araba dahil 158€ ödedik. Terminalden ayrılıp tarihi merkeze doğru yürümeye başladık. 28 Eylül 1994 yılında batan Estonia feribotunda ölen 852 kişi anısına dikilmiş "Tallinn Broken Line Anıtının" bulunduğu parktan geçip Margaret Kulesi kapısından tarihi merkeze girdik, kulenin zemin katı Denizcilik Müzesi giriş ücretsiz küçük bir yer içeride hediyalik eşya alınabilecek satış yeri de var, biraz dolaşıp Pikk Sokak üzerinden yürüyüp Torn Kulesi'nden tekrar sur dışına çıktık. Kule çevresini saran parkta yerel halk oyunları provası yapan okul grubunun gösterisini kısa bir süre izledikten sonra şehrin en güzel manzarasının olduğu Patkuli Terası merdivenlerinden yukarı çıktık. Teras üzerinden Liman ve tarihi merkezin silüeti panoramik olarak görünüyor hele açık havalarda seyrine doyum olmayan büyüleyici bir manzara görülüyor.


Feribot Limanı çevresi, Rannamagi Parkı, Broken Line Anıtı

Margaret Kulesi Kapısı, Pikk Sokak, Üç kızkardeşler Binası


Patkuli Terası, Toompea Tepesinin Güney yamacında uzanıyor, Surların dışındaki Toompark parkından 157 basamakla çıkılıyor, basamaklar oldukça eski 1903 yılında yapılmış. Katedral Tepesi anlamına gelen Toompea tepesi deniz seviyesinden 50m yükseklikte 7 hektarlık küçük bir plato, Eston mitolojisindeki Kalevipoeg destanında, Kral Kalev'in eşi Linda Kralın ölümünden sonra mezarı üzerinde Toompea tepesini yaptırmış, yani aslında burası bir tümülüs. Eston halkı Kral mezarının tepenin altında olduğuna inanıyor. Günümüzde Estonya Hükümet merkezi ve Parlamento binasının bulunduğu bölge dolayısıyla Estonya tarihindeki en önemli yer. Kentin ilk kalesinin de 10-11.yy'da aynı tepe üzerinde inşa edildiği düşünülüyor ancak yeri tam olarak bulunamamış, tepe üzerindeki en eski arkeolojik kalıntılar 12-13.yy Vikingler dönemine dayanıyor. Rus Çarlık döneminde inşa edilen Valilik Sarayı, 1922 yılında inşa edilen ve Dışavurumcu izler taşıyan Parlamento Binası, Rus Ortodoks tarzındaki soğan kubbeli Alexander Nevski Katedrali ve Luteryen Katedral Toomkirk tepe üzerindeki en önemli yapılar, diğer binalar 18.ve19. yüzyıllarda inşa edilmiş.  


Toompark'ta yerel halk oyunu, Şehir surları ve Toompea Tepesi üzerindeki Hükümet Binası

Patkuli Terasından Tallinn Silüeti


Patkuli Terası çevresindeki dükkanlarda yerel kıyafetlerden, renk renk kehribarlara, el dokuması kazaklardan, şallara, rengarenk bere ve eldivenlerden atkılara kadar bir sürü yerel hediyelik eşya bulabilirisiniz. Buradaki Kehribarlarda çok güzel ancak Varşova’ya göre daha pahalı. Terastaki turumuzu tamamladıktan sonra Rahukontu Sokaktan Alexander Nevski Katedraline doğru yürümeye başladık.


Patkuli Terası Manzarası

Toompea Tepesi sokakları, Alexander Nevski Katedrali, St.Mary Katedrali


Patkuli Terasından Nevski Katedraline 5 dakikada yürünüyor. Katedral 1884-1900 yılları arasında Rus işgali döneminde Rus Ortodoks Mimari tarzında inşa edilmiş, kentin en büyük Ortodoks Kilisesi, beyaz duvarları ve gülkurusu geçişleri ile meydanın ortasında çiçek gibi açıyor. Katedrali karşınıza aldığınızda sol tarafta Parlamento binası, arkanızda ise Komandandi bahçesi ile Kuberneri Bahçesi bulunuyor.

Alexander Nevski Katedrali

Komandandi Bahçesi, Parlamento Binası ve Kuberneri Bahçesi


Komandandi Bahçesi içinden surların arka tarafındaki Danimarka Kralları Bahçesine çıktık burası Danimarka bayrağının doğduğu yer olarak kabul ediliyor ve her yıl 15 Haziranda kutlamalar yapılıyormuş, bahçede iki ayrı noktada dua eden ve bekleyen rahip heykelleri var, turistler heykellerle resim çektirmek için sıra bekliyor.


Danish Garden ve Rahip Heykelleri


Bahçedeki kapıdan dar bir sokak olan Luhike geçidine çıktık, biraz yürüyünce St.Nikolas Kilisesi meydanına ulaştık, meydanda sadece hafta sonları açılan Pazar vardı, tezgahlarda yerel halkın ürettiği el yapımı birçok ilginç eşya, ahşap ürünler, el örgüsü kazaklar satın alınabilir. Kilisenin karşısında Raamatukoi Kitabevi var, sola dönüp Kent Meydanına ilerledik meydandaki bir kafede oturup biraz dinlendik


Kent Meydanı (Raekoja Plats)

Tallinn Sokakları

Meydanda yarım saatlik dinlenmenin ardından pastel renkli binalarla dolu Tallinn Sokaklarında dolaşıp feribot saatine yakın Limana gittik, arabayı otoparktan alıp Terminalin arka kısmına geçip feribot sırasına girdik. Biniş zamanı geldiğinde sırayla araçları almaya başladılar tam gişeden geçerken görevli port bagaj için ayrı ücret ödenmesi gerektiğini söyledi, kaptanın bunu fark etmesi durumunda sorun çıkarabileceğini ama gemi içinde ek ödeme yapılabileceğini söyleyerek geçmemize izin verdi, neyse ki sorun yaşamadan feribota bindik. Gemi zamanında 16.30’da hareket etti, Tallinn-Helsinki arası 3,5 saat sürüyor, gemide tabldot, alakart ve açık büfe olmak üzere üç farklı restoran tipi var en ucuzu tabldot standart menü var, alakart sipariş üzerine hazırlanıyor ve en pahalısı, üçüncüsünü tercih ettik ve kişi başı 32€ ödeyerek açık büfe kartı aldık, menü çok zengin iki çeşit havya, yengeç bacağı ıstakoz, geyik ve sığır eti, tavuk eti birçok tatlı çeşidi var, 3,5 saat boyunca yedik. Gemide free shop mağazası, bar ve eğlence salonu da bulunuyor.


Tallinn-Helsinki Feribotu


Sakin bir deni ve güneşli bir havada açık büfe yemeklerimizi yerken Baltık denizini geçtik ve 20.00’da Helsinki Limanına. 2018’de Feribottan çıkışta sadece bizi durdurup arabayı didik aramışlardı bu sefer herhangi bir sorun yaşamadık, 10 dakika sonra kentin merkezinde kiraladığımız dairenin önüne geldik, ev sahibi anahtarı bir sokak ötedeki başka bir binadan alacağımızı söyleyince ben eşyalarla binanın önünde beklerken Denizler anahtarları almaya gitti, onları beklerken sağanak yağmur başladı eşyaları saçağın altına çekip beklemeye başladım yan binanın saçağında da bir çift bekliyor bir süre sonra  yağmur dindi ve anahtar geldi. Apartman girişi ilginç, önce sadece asansör bulunan küçük bir hole geçiliyor buradan iki kat yukarıdaki iç avluya oradan da dairenin bulunduğu asıl merdiven holüne geliniyor, labirent gibi sonunda daire kapısına ulaşılıyor önce demir kapı açılıyor arkasından bir kapı dışarıya ardından da ikinci bir kapı içeriye olmak üzere 3 ayrı kapıdan daireye giriliyor. Şehrin göbeğinde 1+1 İskandinav tarzı döşenmiş temiz ve modern stüdyo bir daire.


Helsinki'deki evimiz 2ndhomes Lux Kamppi Center Apt W Sauna, Urho Kekkosen katu 3 A, Helsinki

Hava aydınlık, eşyaları bırakıp Helsinki sokaklarına çıktık yaz aylarında kuzeyin en güzel yanı gün bitmiyor enerjiniz yerindeyse sabaha kadar dolaşabilirsiniz. Arada bir yağmur atıştırsa da yürümeye kararlıyız.  

Helsinki, İskandinav tarzı sade mimarisi, ağırbaşlı havası ve sakin sokakları ile bana hep ilginç gelmiştir, ilk geldiğimde karlı bir mayıs günüydü, ikinci gelişim yine bir Nordkapp turu sırasındaydı Mayıs sonuydu ve yağmur vardı, bu sefer Haziran başı ve yine yağmur var. Önceki yazımda "dinginliğin ve huzurun başkenti" yakıştırmasını yaptığım bu sisli ve bilge şehrin sokaklarında dolaşmayı seviyorum.

Gece yürüyüş rotamız


Evden çıkar çıkmaz arka sokaktaki Kamppi alışveriş merkezine girdik, yağmurun dinmesini bekledik, bir süre sonra yağmur azaldı ve Simonkatu Bulvarı üzerinden yakındaki Viking Harald Restorana uğradık iç mekanını ve yemeklerini çok sevdiğim bu restoranı dolaşıp Aleksanterinkatu Bulvarına döndük, yolun sonunda Kamu yapıları ve hükümet binalarının olduğu Senato Meydanı var.


Helsinki Caddeleri ve tanıdık bir sima Orhan Pamuk


Helsinki; Finlandiya'nın başkenti, 675.000 nüfusu ile ülkenin en büyük şehri. Kent bisiklet ve yürüyüş dostu, her yerde bisikletlere ayrılmış yollar bulunuyor, kaldırımlar geniş, ölçek olarak da yaya dostu rahatlıkla bir tam gün içerisinde tüm şehri dolaşabilirsiniz. Baltık'ın kızı olarak anılan kentte kış mevsimindeki karanlık gecelerde kuzey ışıkları görülebiliyormuş, çevresinde 315 ada bulunduğundan deniz ulaşımı oldukça gelişmiş, bizdeki kent kart benzeri HSL kartları bütün taşıma araçlarında geçerli. Halkı Fince konuşuyor ancak hemen hemen herkes İngilizce biliyor.


Helsinki Katedrali

Senato Meydanı (Kaupattori)


Şehre gelmek için en uygun mevsim Temmuz-Ağustos ayları ilk gittiğimizde Mayısın son haftasında lapa lapa yağan kara yakalanmıştık, ikinci gidişte hava biraz daha iyi idi ancak yine mayıs sonunda kalın montlar olmadan dolaşamadık, bu sefer 2 Haziran hala soğuk hava ve yağmur peşimizi bırakmadı.

Senato Meydanı kentin en eski ve en turistik yerlerinden biri, çevresinde Helsinki Katedrali, Helsinki Üniversitesi Binası, Hükümet Binası, Ulusal Kütüphane, Finlandiya Bankası ile 1757 yılında yapılan Helsinki'nin en eski yapısı Sederholm evi bulunuyor.

Helsinki Katedrali; 1830-1852 yılları arasında Rus Çarı I.Nikolai tarafından yaptırılmış, Rus Neo Klasik mimarisinin en önemli eserlerinden biri olan yapı Carl Ludvig Engel tarafından tasarlanmış, binanın çatısının farklı noktalarında 12 havarinin heykelleri bulunuyor.

Hükümet Binası; Mimar Carl Ludvig Engel tarafından Neoklasik mimari stilde tasarlanmış ve 1837 yılında eski bir tuz deposunun yerine inşa edilmiş. 1843 sonrasında önemli bir restorasyon geçirmiş ve bir dönem Rus Çarları tarafından kullanılmış, bağımsızlık ilanı sonrası Hükümet Binası olarak kullanılmaya başlanmış.

Ulusal Kütüphane; En eski kısımları 1844 yılında Mimar Carl Ludvig Engel tarafından tasarlanmış, 1906 yılında ise Mimar Gustav Nyström tarafından eklemeler yapılarak günümüzdeki formuna ulaşmış.


Kaupattori Meydanında Allias Restoran terası Merdivenleri
Kaupattori Meydanında Allias Restoran terası Merdivenleri

Kaupattori Meydanı ve Helsinki Limanı


Senato Meydanından Limana doğru yürümeye devam ederek, sahildeki Merkez Pazar Meydanı Kaupattori'ye geldik. Meydanda eski arabalara meraklı bir kulübün düzenlediği açık hava etkinliğine vardı, yan yana dizilmiş renk renk antika arabaların yanında küçük bir çadır tentenin altında yaşlı kurtlardan oluşan sıkı bir blues rock grubu konseri veriyordu, yağmura altında ıslanmaya aldırmadan uzun bir süre kulaklarımıza ve ruhumuza müzik ziyafeti çektik, ardından deniz üzerindeki bir platforma kurulmuş Allias restoran terasına çıkan merdivenlerde şehrin silüetini ve ufukta batmakta olan güneşi izleyip fotoğraf çektik, restoranın yanında liman içinde deniz üzerinde yüzme havuzu yapmışlar. Biraz ileride büyük yelkenli bir gemi gördük, merak edip oraya doğru yürümeye başladık izin verirlerse gezmek istiyorum, Flying Sinemanın önünden geçip teknenin yanına geldiğimizde Helsinki Limanına ziyarete gelen Amerikan Donanmasına ait öğrenci eğitim gemisi olduğunu öğrendik, gezi için izin veriliyormuş ancak nazik bir Amerikalı kadın subay  vakit çok geç olduğu için ancak yarın olabileceğini söyledi.  

Amerikan Donanmasına ait eğitim gemisi

Meydandaki rock konseri, Flying Sinema ve dönme dolap


Yıl boyunca Helsinki’de birçok etkinlik ve festival düzenleniyor,

-Walpurgis gecesi(Vapuu) 30Nisan-1 Mayıs ; Bahar bayramı kutlaması da denebilir, karnaval havasında geçiyor, parklarda piknikler, şarap ve eğlence yapılıyor.

-Bağımsızlık Günü(Itsenaisyypaiva); Rusya’dan bağımsızlığın elde edildiği gün, bayraklar asılıyor, askeri törenler düzenleniyor ve gece başkanlık sarayında balo düzenleniyor.

-Midsummer (Juhannus)20-26 Haziran ; Yılın en kısa gecesi olan 20 Haziran gecesi başlar özellikle yazlık evlerin bahçelerinde şenlik ateşleri yakılır müzik festivalleri ve eğlenceler düzenlenir. Aziz John anısına yapılan kutlamalarda direkler çiçeklerle donatılarak beyaz geceler kutlanır.

-Helsinki Festivali(Helsinki Juhlaviikot) 1-31 Ağustos; Ağustos ayı boyunca düzenlenen müzik, dans, tiyatro ve görsel sanatlar festivalidir. Dünyaca ünlü gruplar ve sanatçıların katılımı ile gerçekleşiyor.

Vakit gece yarısı oldu, hava hala aydınlık eve doğru Esplanadi Bulvarı üzerinden yürümeye başladık, Kalevankatu Caddesi köşesinde Irish Pub'a uğrayıp ikişer Fin birası devirmeden eve girmek istemedik, sonunda yarı uyur halde eve ulaştık.


Sessizlik Kilisesi (Kamppi Chapel), Lasipalatsi Meydanı ve Old Irish Pub


7.Gün 03/06/2023 : 2ndhomes Lux Kamppi Center Apt W Sauna, Urho Kekkosen katu 3 A, Helsinki - Original Sokos Hotel Koljonvirta7Lisalmii: Toplam 606 km, yaklaşık 7,25 saat


Günün Rotası


Evden ayrılışımız ve Tempelliuiako Kaya Kilisesinin önü

Kaya Kilise iç mekan (Tempelliaukio)


Kapalı ve hafif yağmurlu bir güne uyandık, kahvaltılık malzememiz var sadece taze ekmek alıp evde güzel bir kahvaltı yaptık, ardından evin yakınındaki kayanın içine oyulmuş Kaya Kilisesine (Tempelliaukio) gittik, Kilisenin arkasındaki sokağa arabayı park edip girişe geldiğimizde büyük bir kalabalıkla karşılaştık, içeri girmek için bilet almak istediğimizde kapıdaki görevli bir okulun mezuniyet töreni olduğunu ve bugün içeri alamayacaklarını söyledi, içini göremeden ayrılmak zorunda kaldık önceki geldiğimde Kilise içine girebilmiştim fotoğraflar o geziye ait.

(Tempelliaukio) Kaya Kilise; İkisi de Mimar olan Timo ve Tuomu Suomalainen kardeşler tarafından tasarlanarak 1969 yılında hizmete açılmış, orijinal tasarımda inşaat maliyetleri çok yüksek bulunduğundan 1/4 oranında küçülterek inşa etmişler. Görebileceğiniz en sıra dışı kiliselerden biri burası, monoblok bir kaya içine oyulmuş, geniş bakır kubbe şeffaf bir çember üzerine yerleştirilmiş mekanın akustiği o kadar iyi ki daha çok konser amaçlı kullanılıyormuş.

Antaksentie 4 01510 Vantaa adresindeki Biketeam Mağazası


Artık Finlandiya ormanlarındayız Nordkapp’a kadar sık ağaçlar arasından yol alacağız, 45 dk sonra Borga nehrini geçip Porvoo merkeze geldik, 1601 sokakta otopark bulup arabayı bıraktık. Porvoo ülkemizde bilinen bir şehir değil ama Finliler çok seviyor. 2018 turundan farklı bir rota izliyoruz, bu sefer Rus sınırına daha yakından kuzeye çıkacağız. Porvoo çok güzel bir yer, çevresinde kanodan, su sporlarına, yürüyüşten kayağa bütün doğa sporları yapılabiliyor, özgün mimari tarzını koruyan Borga nehri kıyısındaki ahşap kırmızı boyalı evleri, kent merkezindeki renkli ahşap binaları ile çok sevimli ve görülmesi gereken bir yer.


Helsinki - Porvoo E18 karayolu


Artık Finlandiya ormanlarındayız Nordkapp’a kadar sık ağaçlar arasından yol alacağız, 45 dk sonra Borga nehrini geçip Porvoo merkeze geldik, 1601 sokakta otopark bulup arabayı bıraktık. Porvoo ülkemizde bilinen bir şehir değil ama Finliler çok seviyor. 2018 turundan farklı bir rota izliyoruz, bu sefer Rus sınırına daha yakından kuzeye çıkacağız. Porvoo çok güzel bir yer, çevresinde kanodan, su sporlarına, yürüyüşten kayağa bütün doğa sporları yapılabiliyor, özgün mimari tarzını koruyan Borga nehri kıyısındaki ahşap kırmızı boyalı evleri, kent merkezindeki renkli ahşap binaları ile çok sevimli ve görülmesi gereken bir yer.

Porvoo yürüyüş rotası


Porvoo; Başkent Helsinki'ye 50km uzaklıkta Borga Nehrinin Finlandiya Körfezine döküldüğü noktada yer alan 55.000 nüfuslu küçük bir şehir. Ülkedeki 6 ortaçağ kentinden en eski ikinci şehridir, adını yakındaki Porvoonjoki kalesinden almış, kentin kuruluşu 14.yy'a kadar uzanıyor. Tarih boyunca İsveç ve Ruslar tarafından işgale uğramış, 1809 yılındaki Porvoo Meclisi ile ülke tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuş. Yakındaki sanat etkinlikleri ile ünlü Fiskars köyü ve yöresel mutfağı temsil eden restoranları ile Fin halkının gözde tatil yörelerinden biri haline gelmiş.

Yeni Köprü (Uusi silta) üzerinden Borga Nehri üzerindeki Kırmızı Boyalı ahşap evler

1601 Sokak, Kramaregaten Sokağı, Valikatu Meydanı ve Borga nehri kıyısındaki ahşap evler


Porvoo sokaklarında renkli ahşap evlerin arasındaki ilginç butikler, Kafeler, çeşit çeşit yöresel el sanatlarını satan mağazalar ile sanat galerileri ve restoranlar var. Sokaklarda vitrinleri seyredip yürüyoruz, arada vintage ve antika severler için çok ilginç dükkanlar da görüyoruz, kentte yemek kültürü oldukça gelişmiş, birrçok ünlü restoran bulunuyor Finlilerin sadece bunları deneyimlemek için bile çevre kentlerden geliyorlar. Sicapelle İtalyan Restoran, Bistro Sinne ile Littlle Choclate factory bunlardan bazıları, bu küçük kasabada 2 saat kadar sokaklarda ve nehir kıyısında dolaştık. Kentin asıl güzelliğinin kışın ortaya çıktığı ve karlar altında masalsı bir görünüme büründüğü söyleniyor ama kışın buralara gelmek için soğuk sevmek gerekiyor.  

Borga Nehri kıyısındaki ahşap tekne

Porvoo Sokakları


Porvoo'dan ayrılıp Savonlinna'ya doğru devam ettik, 325 km yol gideceğiz. 100 km kadar gittikten sonra Roykynmaki'yi geçince sağda göl kıyısında küçük bir kafe gördük yemek yemek için manzarası güzel bir yer ama mekan şezlong açıp yemek pişirmek uygun değil, göl kenarındaki bankta biraz manzara izleyip yola devam ettik 1 saat daha yol aldıktan sonra Suuri Haukijarvi gölü kıyısında ağaçlar arasında güzel bir mekan bulduk, şezlongları ve kamp ocağını açıp pilav, çorba ve çay ile yemeğimizi yedik.


Royknmaki de kısa mola

Suuri Haukijarvi gölü kıyısında yemek molası


Mola verdiğimiz mekan o kadar huzurlu ki bir türlü ayrılamadık, sonunda Savonlinna'ya doğru yeniden yollara düştük, mola vermeden akşam üzeri Savonlinna'ya girdik. Rota planlarken önceki gelişimden farklı bir güzergah olsun istemiş bu nedenle ülkenin doğu kısmından geçen bir yol seçmiştim, yaptığım araştırmalarda Savonlinna’ya ilişkin birkaç fotoğraf görmüş ama ayrıntılı bilgi bulamamıştım bizde buralar pek bilinmiyor ve gelen de yok sanırım, Türkçe yazılan bloglardan sadece birinde kısa bir nottan başka bir şey yoktu ama gördüğüm fotoğraftan etkilenmiş ve Savonlinna'yı plana eklemiştim, gezgin iç güdüsü belki cennet gibi şahane bir yer çıktı karşımıza.

Savonlinna; Ülkemizde pek bilinmeyen bu yer Finlandiya'nın en sevdiğim şehirlerinden biri oldu. Ülkenin Güney Savonya bölgesinde Saimaa Gölü kıyısında 35.000 nüfuslu küçük şirin bir kasaba. Kentin kuruluşu İsveçli Erik Axelsson Tott'un 1475 yılında Kyrönsalmi adası üzerinde Olavinlinna Kalesini kurduğu yıllara dayanıyor, kale Ruslara karşı sınırı korumak amacıyla inşa edilmiş ardından kalenin yakınındaki Varasaari adasında yerleşimler oluşmaya başlamış, 1639 yılında ise günümüzdeki Savonlinna şehri kurulmuş.

Tallisaari adası ve Olavinlinna Kalesi

Tallisari Adası, Kyrönsalmi Demiryolu Köprüsü

Linnankatu Caddesi üzerindeki ahşap evler


Savonlinna adalar üzerine kurulmuş bir yerleşim, Olavinlinna Kalesine giden Linnankatu Caddesi en önemli yeri, kent halkı çevresindeki tarihi evleri, arnavut kaldırımları, sanat galeri ve sokak aydınlatmalarının güzelliği nedeni ile küçük Paris diyormuş, caddenin sonunda sola dönünce Riihisari müzesi var, müzede bölgedeki yelkencilik tarihine ilişkin eserler yer alıyormuş, buradan ahşap bir köprü ile Tallisaari adasına oradan da yüzer köprü ile Olavinna Kalesine geçiliyor. Tallisaari adasında küçük bir park ve ortasında Kollaan Kivet (Stones of Kollaan) anıtı var, anıt 2.Dünya savaşında ölen askerler anısına dikilmiş.


Tallisaaari Adası

Olavinlinna Kalesi


Savonlinna'da Avrupa'nın en ünlü opera festivali olarak bilinen Savonlinna Oper Festivali düzenleniyor. Olavinlinna Kalesin içinde yapılan ve temmuz ayı boyunca devam eden 4 haftalık opera festivali ünlü Fin opera sanatçısı Aino Ackte tarafından başlatılmış ve 1912 yılından beri aralıksız organize ediliyor. Her yıl ortalama 70.000 kişi tarafından izlenen festival en prestijli olanlardan birisi. Bu kadar kuzey enlemde, büyülü bir gölün ortasında, iyi korunmuş bir ortaçağ kalesi atmosferindeki mekanın ambiansını başka bir yerde yaşamak olanaksız çok özgün bir yer. Festivale her yıl opera dünyasının ünlü isimleri katılıyor. 2022'de Ludovic Tézier ve Matthew Polenzani yer alırken, 2023 festivalinde Lisette Oropesa ve Frédéric Antoun'un gibi ünlü simalar katılmış, ünlü opera festivallerinde katı kıyafet zorunluluğu olmasına rağmen Savonlinna'da böyle bir zorunluluk bulunmaması da diğer ilginç özelliği.


Olavinlinna Kalesi


Epey geç geldiğimiz için kale ve müze açık değil, içini gezemedik aslında burada bir gece konaklamak gerekiyormuş ama sonradan anladık, Rovaniemi'ye doğru devam edip yorulduğumuz yerde konaklamayı düşünüyoruz. Korhola civarında 14 nolu karayolundan ayrılıp 464 nolu karayoluna bağlandık 2 saat kadar devam ettik, hava alaca karanlık olduğundan gecenin ilerleyen saatleri olduğunu ancak uyku bastırdığında anlayabiliyoruz, booking üzerinden Hainasalmi Gölü kıyısındaki Kaijansaari Holiday Cottages'da yer ayırdık, fotoğraflarda göl kıyısına yakın harika bir villaydı belirtilen adrese ulaşmamız biraz maceralı oldu


Savonlinna - Lisalmi yol manzaraları huş ağacı ormanı ve kabuğu


Alapitka yakınlarında E63 karayolundan ayrılıp ormanlık bir yola döndük, saat sabah 02.00, hava karardı, kapkaranlık bir ormanın içinde nereye gittiğimiz ve nereye varacağımız bilmeden ilerliyoruz, etrafta herhangi bir yerleşim yeri yok, doğru yerdemiyiz değilmiyiz o da şüpheli, 8-10km kadar devam ettikten sonra Naarvanlahti diye 3-5 evlik bir yerleşime geldik, asfalt bitti ve toprak yoldan girdik etrafta in cin top oynuyor yolun sonu nereye varacak bakalım. Nihayet göl kıyısına ulaştık, sağa son bir virajı dönünce ormanın içinde aradığımız villayı gördük. Bahçeden girip ev sahibine telefon ettik ancak bir türlü açmıyor 15-20 dakika ulaşmaya çalıştık olmadı herhalde uyuyor, bu saatte özel bir mülkün bahçesinde çok fazla dolaşmak istemedik ve ana yola kadar geri dönüp yarım saat uzaklıktaki Lisalmi merkezinde “Original Sokos Hotel Koljonvirta'dan bir oda ayarladık, 3 kişilik bir oda için 172€ ödedik, ertesi gün önceki yerin sahibi aradı ve özür dileyerek bizi duymadığını söyledi ve ödediğimiz parayı iade etti.


Gece saat 02.00'de Kaijansaari Holiday Cottages

Original Sokos Hotel Koljonvirta Lisalmi


Otelin altındaki bar hala açık ve tıklım tıklım dolu, çılgın bir müzik var, odamız hazırlanırken biraz takıldık, birer bira ısmarladık ama ben barda onca gürültünün içinde uyuklayınca odaya daha fazla rezil olmamak için odaya döndük.


8.Gün 04/06/2023 : Original Sokos Hotel Koljonvirta7/Lisalmii - Arctic Railway City Suite 3Siljotie B12/Rovaniemi : Toplam 440 km, yaklaşık 5 saat

Günün rotası


Güzel bir otel kahvaltısı ile güne başladık, Lisalmi Finlandiya'nın Kuzey Savonya bölgesinde, Porovesi gölünün kuzeydoğu kıyısına yaslanmış bizim ölçeğimizde kasaba gibi küçük bir yer. 1627 yılında kurulan şehrin nüfusu 25.000. Kasaba ortasından geçen Pohjolankatu Bulvarı en hareketli cadde evler bu caddeye dik sokakların etrafında kurulmuş, genellikle 2-3 katlı kırmızı tuğlalı binalar ile Villa tipi bahçeli ahşap evler genel yerleşim karakteri, bitişik nizam bina neredeyse yok bütün binaların bahçeleri ve geniş yeşil alanları var. Gece çok geç geldik ve burası sadece konaklama amacıyla uğradığımız bir yer çok zaman ayırmadan yola çıktık. Bugün tamamen yolda olacağız Baltık denizi boyunca kuzeye çıkıp Oulu yakınında doğuya Rovaniemi'ye giden bir rota izleyeceğiz öğleden sonra Rovaniemi'de olmayı düşünüyoruz.

Yolculuğumuz sedir, çam benzeri huş ağaçlarından oluşan ormanlar ve geniş yeşil düzlüklerin arasından devam etti, keyifli bir sürüş sonrası Arktik Kutup Dairesinin içinden geçtiği, ünlü bir kış turizmi merkezi ve kuzey ışıklarının en iyi gözlendiği yerlerden biri olan Rovaniemi'ye ulaştık. 3 katlı modern bir apartman 2.katında bir daire kiraladık, bahçede ücretsiz otopark var, merkezin biraz dışında ama şehir zaten çok küçük araba ile 5 dk. yürüyerek 30 dk'da merkeze inilebiliyor. Ev sahibi bizi apartman girişinde karşıladı anahtarı teslim edip daire ile ilgili kısa bir bilgi verip ayrıldı. Sırtımızda çantalar daireye yerleştik İskandinav sadeliği ile döşenmiş temiz ve ferah bir stüdyo. Arktik kutup dairesindeyiz ve Haziran ayı neredeyse güneş batmıyor "beyaz geceler" ve “midnight sun” dönemindeyiz.


Rovaniemi'deki konaklama mekanımız

Rovaniemi merkezi


Lisalmi’den ayrıldıktan sonra hiç mola vermedik kurt gibi açız, hemen önceki gelişimde çok beğendiğim Nil’i restorana gitmeyi teklif ettim, burası Sami kültürünü yansıtan iç mekan düzenlemesi, otantik yemekleri özellikle ayı eti, geyik eti ve somon menüleri ile özel bir yer ancak ne yazık ki kapalıydı, hemen yanındaki Arctic Pole Restaurant'a geçtik boş yer bulduk ve oturduk. Üçümüzde ayrı menülerden söyleyip hepsini denemeye karar verdik Kremalı mantar çorbası, kremalı balık çorbası, geyik eti, dana bonfile ve kırmızı şaraptan oluşan menü biraz pahalı (toplam 140€ bayıldık) ama çok lezzetliydi mekanın ambiansı da çok keyifliydi.


Nil'i Restoran iç mekan 2018 gezisinden)


Rovaniemi; Laponya bölgesinin merkezi ve en önemli şehri, nüfusu 65.000 civarı özellikle Kasım-Nisan ayları arasında kuzey ışıklarını izlemek, kutup köpekleri Husky'lerin ve Ren geyiklerinin çektiği kızaklarla orman safarisi yapmak, motorlu kayaklarla karlar üstünde sürat yapmak isteyen turistlerin akın ettikleri bir yer. Arktik Kutup Dairesi şehrin birkaç km dışındaki Santa Clause Köyünden geçiyor, burası aynı zamanda Noel Baba dediğimiz Santa Clause temalı bir tatil köyü Kentin kuruluş tarihi 1453 ne tesadüf değil mi? Kent merkezinde Finli nüfus ağırlıkta ancak köyler ve kent dışında Samiler yaşıyor, aslında Samiler 4000 yıl önce bölgeye yerleşen kadim bir halk yani buraların asıl sahipleri onlar. İkinci Dünya savaşında şehir Almanlar tarafından tamamen harap edilmiş, savaş sonrası ünlü Fin Mimar Alvar Aalto tarafından baştan imar edilmiş.


Arctic Pole Restaurant


Samiler Orta Asya kökenli, Türkler gibi Ural-Altay dil grubuna ait Sami dilini konuşuyorlar çekik gözlü ve beyaz tenliler, 100.000'e yakın nüfusları var ve Ren geyiği yetiştiriciliği ile geçiniyorlar. Finliler Samilere Lapon diyor, yaşadıkları bölgeye de Lapland adını vermişler ancak onlar bu isimlendirmeyi kabul etmiyor ve kendilerini Sami denilmesini istiyorlar. Lapland yama anlamına gelen "Lapp" kelimesinden türetilmiş giysilerinin rengarenk ve yamalı gibi olmasından dolayı bu isim verilmiş ancak yöre halkı bunu bir aşağılama olarak kabul ediyor. Kendi kültürlerini ve dillerini başarı ile koruyan Samilerin Beivas adını verdikleri ulusal tiyatroları ve kendilerine ait parlamentoları da var, 6 şubatı Sami günü olarak kutluyorlar. Finlandiya'nın yanı sıra İsveç, Norveç ve Rusya'ya da yayılmışlar Lapland denen bölge bu ülkelerin tamamını kapsıyor, bölgenin büyük kısmı Arktik kutup dairesinin içinde, "Gakti" adını verdikleri renkli kıyafetler giyiyorlar, geleneksel şarkılarının adı ise "Joik", dokumacılık, bıçak yapımı ve ahşap oymacılığındaki becerileri üst seviyede, kürk ve post ticareti ile balıkçılık da önemli geçim kaynakları arasında Ren geyikleri ve husky köpekleri en iyi dostları. Ren geyikleri ile o kadar güçlü duygusal bağları var ki her doğan çocuğa bir ren geyiği yavrusu hediye ediliyor. Ren geyiği yavrularının daima annelerinin izinden gitmeleri ve yollarını hiç unutmamaları, yeni doğan Sami çocuklarının da ren geyiği yavruları gibi atalarının izinden gideceği ve geçmişlerini unutmayacağı anlamına geliyor.


Kemijoki Nehri sahili, Jatkankyntilla Köprüsü, Ounaskoski Demiryolu Köprüsü


Yemek sonrası Kemijoki nehri kıyısına kadar yürüdük, bol oksijen ve hareket midelerimizi rahatlattı, Rovaniemi şehir merkezinde yapacak fazla bir şey yok hele bu mevsim ölü şehir gibi, fazla vakit kaybetmeden Santa Clause (Noel Baba) Köyüne gittik. Rovaniemi’den 10km uzaklıktaki köye 10-15 dakika içinde ulaşılıyor. Jatkankyntilla Köprüsününden karşı kıyıya geçince 3-4 dakika daha gidip köyün girişine geliniyor. Kışın ne kadar hareketliyse yazında o kadar sakin, in cin top oynuyor, birkaç mağaza dışında açık yer yok. Köyün bir diğer özelliği Arktik Kutup Dairesinin köyün ortasından geçiyor olması, meydandaki üzerinde 66-32-35 rakamları yazan çizgi Kutup dairesinin geçtiği nokta coğrafi koordinatlarını yazmışlar.


Santa Clause Köyü Girişinde Nordkapp'a giden motorcular, ve mağazaların bulunduğu binalar.


Santa Clause kurgusal bir köy, Noel Baba teması köyün simgesi, kırmızı renkli, dik çatılı İskandinav tarzı ahşap evleri ile çok sevimli, her yer Santa Caluse ve Ren geyiği figürleri ile dolu burası bir masal köyü, kışın kar altında hiç göremedim ancak fotoğraflardan büyülü bir yere dönüştüğü anlaşılıyor. Köy havaalanına 5 dk uzaklıkta, çevrede çok sayıda otel bulunuyor. Villalar kuzey ışıklarını görebilmek için cam kubbeli tasarlanmış. Her türlü kış sporu ve eğlencesine uygun organizasyonlar düzenleniyor.


Santa Clause çevresindeki oteller ve villalar


Arktik Kutup Dairesi üzerinde fotoğraf çektirmek en popüler eylem, çizginin ötesi kutup bölgesi sayılıyor. Kar motosikletleri müzesini ziyaret etmek, Noel Baba ofisinde Noel Baba ile fotoğraf çektirmek, Noel Baba postanesine yollanan mektupları okumak ve sevdiklerinize buradan mektup göndermek, Ekim-Nisan ayları arasında Kuzey Işıkları "Aurora Borealis" izlemek, Ren geyiklerinin veya huskylerin çektikleri kızaklarla orman turları, Kar motosikleti turları, kayak, donmuş gölde balık avlamak, buz gibi havada açık hava jakuzisine girmek, Haziran ayı içinde gece yarısı güneşini izlemek ve beyaz geceleri deneyimlemek buradaki diğer etkinlikler.  


"Arktic Circle" Kutup Dairesi üzerindeyiz


Noel Baba’nın mesai saatlerine yetişemediğimiz için onunla poz veremedik ama bir sürü hediyelik eşya alıp eve döndük. Yarın yolumuz Nordkapp'a çıkıyor bu yolculuğun zirve noktası Avrupa kıtasının sonu, sonra artık güneye döneceğiz.  


9.Gün 05/06/2023 : Arctic Railway City Suite 3Siljotie B12/Rovaniemi/Finlandiya - Nordkapp Kamping/Nordkapp/Norveç : Toplam 683 km, yaklaşık 9 saat

Günün Rotası


Sabahın köründe uyandık, günün sonunda bu rotanın mottosu ve asıl hedefimiz olan Nordkapp’ta olacağız. Kaamanen sapağına kadar E75 karayolu üzerinden ilerleyeceğiz, sapaktan Nordkapp tabelasını görüp 92 nolu karayoluna döneceğiz Karasjok yakınlarında Norveç sınırını geçip, Barents Denizinden içeri sokulan Porsangerfjord'a ulaşacağız fiyord'un batı kıyılarının sonu Nordkapp'a ulaşıyor.

Güneşli ve açık bir havada yolculuk başladı, 85km sonra Kalliolampi gölü yakınında yolun genişlediği bir noktada küçük bir Ren Geyiği sürüsü yolumuzu kesti, mecburen durup yol verdik, Ren geyikleri ile ilk karşılaşmamızda çok heyecanlandık, bir süre izleyip fotoğraflarını çektik, çok iri hayvanlar ama uysal görünüyorlar yanlarına çok yaklaştırmadan ormanın içine girdiler. Kuzeye doğru çıktıkça bulutlar karardı, İvalo yakınlarında ise yağmur başladı, hava çok soğudu neredeyse kar yağacak, kutup dairesi içinde yol aldığımız belli hava koşulları sürekli değişiyor.


Rovaniemi - Zippi&Suhaus arası yol manzaraları


2,5 saattir yoldayız, 200km kadar gitmiştik ki sağda 2018 yılında Ren Geyiği postu aldığımız, Sami geleneksel ürünlerini satan küçük dükkan Zippi&Suhaus'u gördüm, kısa bir mola için durup içerde satılanlara baktık birkaç küçük anı alıp devam ettik. Dükkan Ivalontie köprüsüne girmeden önce ormanın kenarında arka tarafı Portipahdan Gölü. Ivalo'yu geçip 100 km sonra Leviasalmi Gölü kıyısında tekrar küçük bir mola verdik yola çıktığımızdan beri 4 geçti 305km yol gelmişiz. Dışarıda yağan yağmura aldırmadan fotoğraf çekip biraz yürüdük ve yeniden yola koyulduk.  


Ivalo yakınları ve Nordkapp dönüşü


4,5 saat sonra 366.km'de ilk Nordkapp tabelasını gördük E75’ten ayrılıp sağa 92 nolu karayoluna döndük, yağmur hala devam ediyor, inişli çıkışlı küçük tepeleri aşarak devam ediyoruz. 45 dakika sonra 432.km'de Karisganiemi Köyünü civarında Finlandiya-Norveç sınırını belirleyen Anarjohka Nehri üzerinde sınırı geçtik. Norveç sınır tabelası yanında fotoğraf molası verdik, Deniz yol boyunca bize eşlik eden Nordkapp yolcusu motorcu ile biraz sohbet etti.


Anarjohka Nehri karşı kıyı Finlandiya ve Karisganiemi yakınıda Norveç sınırı


Yola çıktığımızdan beri 6 saat oldu karnımız zil çalıyor, yemek yiyecek bir yer aramaya başladık, sınırdan 18km sonra Karasjok kasabasında yemek molası vermek için durduk, burada geleneksel Sami yaşamını tanıtan tematik köy Sapmi Park'ta restoran ve otel olduğunu biliyorum uğradığımızda kapalıydı, kasabaya geri dönüp Biepmu Restorana oturduk, restorandaki arkadaş bizimle ilgilenmeyip kaba davranınca yemekten vazgeçip yola devam ettik 5 km sonra yol kenarında manzaralı ahşap masası olan bir cep görünce kendi yemeğimizi yapmak için durduk, hazır çorba, konserve somon, kaşar peyniri, sandviç ekmeği ve çaydan oluşan menümüzü manzaralı bir masada yedik.


Biepmu Restoran, Karasjok, ve 5 km sonraki yemek molası yerimiz


Karnımız doydu, keyfimiz yerinde, hava da açınca yolculuk daha bir keyifli olmaya başladı, 70km sonra Porsangerfjord kıyısındaki Lakselv'e ulaştık, yağmur hızlandı, havaalanı pistinin ucundan sola dönüp 1km ilerdeki CircleK benzin istasyonunda yakıt ve kahve molası verdik. Nordkapp 193 km uzaklıkta çok yaklaştık.  

Lakselv; 2500 nüfuslu küçük bir köy Porsangerfjord'un ucunda yalnız bir köy, hemen yakınındaki havaalanından yaz aylarında Tromso, Alta ve Kirkenes'e charter uçuşlar yapılıyor. Küçük bir yerleşim olmasına rağmen bölgeye özgü balıkçılık, Stabbursdalen Ulusal Parkında yapılan Hiking parkurları, kışın kar motosikletleri ile kutup köpeklerinin çektikleri kızaklarla düzenlenen turlar ve Nordkapp gezginleri bölgeye hareket katıyor.


Lakselv - Nordkapp dönüşü


Porsangerfjord; Barents Denizine açılan Norveç'in en uzun 4. Fiyordu, uzunluğu 123km. Doğu kıyısında Borselv ve Brenna var çok kuzeyde olduğundan çevresinde fazla yerleşim yeri yok. Indre Billefjord, Kistrand, Olderfjord, Repvag ve Nordvagen köyleri batı kıyısı boyunca sıralanmışlar. Honnigsvag ve Nordkapp fiyordun batı kıyısında ve Barents Denizi ağzında bulunuyor. Tamsoya ve Reino'ya fiyord içindeki en büyük adalar. Doğu kıyısı önemli bir kuş yaşam alanı ve koruma altında, bölgede tespit edilen beyaz alınlı kazlar, uzun kuyruklu ördekler, puflalar, kadife skoterler, kırmızı göğüslü merganserler, çubuk kuyruklu Tanrı su kuşları, kırmızı budak ve mor çulluklar Bird Life İnternational tarafından sürekli izleniyor ve korunuyor.


Bölgedeki kuş türlerini gösteren tabela

Bjornnes seyir noktası

Sağımız koyu lacivert deniz, solumuz denize paralel uzanan dağlar ve zirvelerinden eriyen buzullardan dökülen şelaleler, manzaranın keyfini çıkararak ilerliyoruz, 6-7km sonra deniz kıyısında güzel bir düzlük ve kumsal gördük ve durduk, üçümüzde de denize dokunmak isteği var, Kuzey denizi büyülü bir mıknatıs gibi çekiyor, yaklaştık ve elimizi suya soktuk buz gibi soğuk su kısa sürede elimizi dondurdu, sahildeki kumlar arasında dolaşıp devasa yengeç bacakları, çeşit çeşit deniz kabukları bulduk, deniz havası iyi geldi, biraz daha dolaşıp tekrar yola revan olduk, 6km sonra bu sefer Starbbursnes noktasında bir başka manzara noktası gördük tekrar durup fotoğraf çektik, bu ritüelin bütün Norveç boyunca devam edeceğini henüz bilmiyoruz, önümüzdeki günlerde doğanın ve manzaranın güzelliğinden ve fotoğraf çekmekten yolculuğumuz hep planladığımızdan uzun sürdü.


Porsangerfjord kıyısından yol manzaraları

Porsangerfjord kıyıları


Sürekli yağan yağmur, soğuk ve gri bir gökyüzü benim sevdiğim havalar bunlar, dura kalka Nordkapp Kamping'e doğru ilerliyoruz, dağların zirvelerinde, yamaçlarda, yol kenarlarında hatta kumsalda bile kar kümeleri görüyoruz. Lakselv dönüşünden sonra artık her yerde Ren geyikleri karşımıza çıkıyor bunlar insanlara daha alışık yol kenarlarında otluyorlar ve sürekli çevremizdeler, arabanın camına kadar korkmadan geliyorlar, zaman zaman durup deniz kıyısında kısa yürüyüşler yapıp deniz kabukluları topluyor, buz gibi okyanus havasını soluyoruz, çok yorgun ama çok keyifliyiz, "Deniz'in deyimiyle halimiz itten beter keyfimiz paşada yok" durumu çok ama çok iyi hissediyoruz.


Hönnigsvag yakınları

Veidnesbrua Viyadüğü


Norkapp'a yaklaştıkça ağaçlar bitti çevrede sadece tundra otları görüyoruz bu kadar kuzey enlemde ağaç yetişmiyor. Nordkapp tünelini geçtikten bir km sonra Veidnesbrua Viyadüğü karşılıyor bizi Viyadüğün üzerinden Hönnigsvag görünüyor, birkaç km sonra Nordkapp Kampingde olacağız, nihayet 22.00 civarı Nordkapp Kamping'e ulaştık. Girişteki resepsiyonda kayıt yaptırıp oda anahtarlarını aldık ve kulübeye yerleştik. Kamping 2-3 kişilik odaları bulunan 25 ayrı ahşap kulübeden oluşuyor. Kulübelerin içinde mutfak, banyo, oturma odası ve iki yatak odası var, yataklar rahat ve temiz üstelik iyi de ısınıyor, her kulübenin yanında araç park yeri var eşya taşıma derdi yok. Hönnigsvag Köyüne 8 km, Nordkapp'a 26km uzaklıkta güzel bir konaklama yeri Nordkapp gezginleri için tavsiye ederim. Kulübenin çevresinde Ren Geyiği sürüleri dolaşıyor, pencere önlerine kadar gelip bakıyorlar, dışarda zaman zaman kar yağıyor pencereden kar altında dolaşan Ren geyiklerini seyretmek çok güzel masal dünyasında gibiyiz, geyikler sakin ve çok huzurlular bazılarının yanında küçük yavrular var. 22.30 civarı Nordkapp burnuna doğru hareket ettik.

Bu geceki evimiz Nordkapp Kamping

Skarsvag Köyü


Skarsvag; Dünyanın en kuzeyindeki balıkçı köyüdür. Nordkapp'a 18km uzaklıkta, 60 kişinin yaşadığı ve hepsi balıkçılık ile geçindiği küçük ve sevimli bir köy, burada Mayıs ve Temmuz ayları arasında güneş hiç batmıyor.  

Hava çok soğuk ve sürekli değişiyor, yağmur birden tipiye sonra kara dönüyor ardından güneş açıyor, sürekli sert esen rüzgar havayı iyice soğuk hissettiriyor, yol üzerinde Skarsvag tabelasını görüp saptık, tepeden aşağıya indiğimizde yol küçük bir balıkçı köyüne çıktı, marinada rengarenk tekneler sıra sıra dizilmişler, dışarı çıkıp dolaşmak mümkün değil o kadar soğuk, fazla oyalanmadan Nordkapp yoluna döndük 15dk sonra 23.00’te Nordkapp girişine ulaştık. 5 yıl sonra tekrar buradayım bu sefer şansımız yaver gider güneş açarsa gece yarısı güneşini görebileceğiz.


Nordkapp Kamping Nordkapp yolu, kar, dondurucu soğuk ve deli gibi esen rüzgar


Kuzeyburnu anlamına gelen Nordkapp Avrupa’nın en kuzey noktası oldukça ikonik bir yer, gezginlerin, maceraperestlerin, motorcuların, karavancıların en çok ziyaret etmeyi düşlediği birkaç yerden biri. Haziran ayı boyunca güneş hiç batmıyor, nadiren de olsa havanın açık olduğu zamanlarda gece yarısı güneşini izlemek büyük ayrıcalık. Mageroya yarımadasının Barents denizine uzandığı 360 metrelik kayalık bir platonun ucu. Küçük bir sırtı aştıktan sonra uzakta Nordkapp'ın binaları görünmeye başlıyor. Son düzlüğe gelindiğinde gişe var kişi başı 32€ ödeyerek girdik, 50m sonra solda açık otoparka arabayı bıraktık, buradan sonra yürünüyor. Bina girişinde İspanya'dan bisikletle buralara kadar gelen genç bir kızı hayranlık ve takdirle izleyip hatıra fotoğrafı çektirdik.

5 yıl sonra yeniden Nordkapp

Nordkapp yolu ve bilet gişesi


Nordkapp 71-10-21; Kuzey ışıklarının ve gece yarısı güneşinin ülkesi, Avrupa’nın sona erdiği, Arktik Okyanusun başladığı bitişi sonsuz maviye açılan, kışınsa donmuş denizin beyazlığına uzanan bir uçurum. Hava koşullarının sürekli değiştiği, güneş pırıl pırıl parıldarken ansızın kar fırtınalarının başladığı, rüzgarın deli gibi estiği zorlu bir coğrafya. Her motorcunun rüyası, buraya kadar gelebilen motorcuların bir üst kategoriye yükseldiği, kendilerini ayrıcalıklı konumda saydıkları büyülü bir yer, onlar için adeta kutsal bir hac yeri gibi. Ne mutlu bana ki 5 yıl aradan sonra ikinci kez buradayım, önceki gelişimde sisten ve yağan kardan göz gözü görmüyordu, bu sefer daha şanslıyız hava yine soğuk ancak güneş bazen bulutların arasından görünüyor ve biz midnight Sun’ı yani gece yarısı güneşini görebiliyoruz. Doyumsuz şahane bir manzara gözlerimizin önünde.


Nordkapp otoparkı, tesis girişindeki İspanya'dan gelen bisikletli kız ve Nordkapp küresi


Nordkapphallen yani Küreli Salonda biraz ısınıp Çelik Küreye gitmek için dışarı çıktığımızda rüzgar iyice şiddetini arttırdı, dondurucu soğuk ve rüzgar birleşince fotoğraf çekmek için eldivenlerimizi çıkardığımızda iki dakikadan fazla çıplak elle duramıyoruz. Çelik kulenin altında suratlarımız kıpkırmızı oldu, burnumuzun ucunu hissetmemeye başladık. Saat 23.30 civarı şansımıza güneş açtı ve sadece kutup dairesinde görülebilen "Midnight Sun" "Gece yarısı güneşine" tanık olduk.

23.45 güneş bulutların ardından belirdi ve "Gece Yarısı Güneşi" "Midnight Sun" başladı.

Nordkapp Küresi ve Barents Denizi ve Midnight Su

Buradan 758km ötesi Svalbord Adaları ve sonra Kuzey Kutbu


Kürenin yanında durup ufka baktığımda kışın denizin buz tabakası ile kaplandığını, her yerin kar ve buz altında kaldığını, 3 ay boyunca gün ışığının görülmediği -30-40 derece soğukların yaşandığı bu coğrafyanın ne kadar acımasız olduğunu hayal ettim ve ürktüm. Haziranda bile kat kat giyinmemize rağmen soğuğun iliklerimize işlediğini düşününce kışın buralara gelmek cesaret işi. Soğuğa daha fazla dayanamayıp binanın içine geri döndük hatıra ve hediyeliklerimizi alıp küçük yeşil kulübemize geri döndük. Akşam yemeğinde güzel bir şarabımız var, kulübenin salonunda çilingir masamızı kurup dışarıdaki kar ve rüzgarı dinleyerek yemeğimizi yedik.


Nordkapp kutlama yemeği ve Skull

10.Gün 06/06/2023 : Nordkapp Kamping/Nordkapp/Norveç - Polarvegen2 Tromso/Norveç : Toplam 592 km, yaklaşık 8,5 saat

Günün Rotası


Gidebileceğimiz en uzak noktaya geldik ve artık geri dönüş zamanı. Ren geyikleri eşliğinde kahvaltı yaptık, eşyaları arabaya yerleştirirken Deniz arka plakamızın düşmekte olduğunu fark etti, pratik zekası ve el becerisi ile konserve kutularından yalama olan vida yataklarına yeni bir yuva yapıp sorunu 5 dk. içinde çözdü, kulübe çevresinde birkaç fotoğraf daha çekip Tromso'ya doğru yola çıktık.  

Bütün zorluklarına, nefes kesen dondurucu soğuklarına rağmen içimde belki bir gün tekrar gelebilirim umudu yatıyor, ayrılırken biraz hüzün ve burukluk hissediyorum ama içimde buralara döneceğime dair güçlü bir inanç var.


Hoşçakal Nordkapp gelecekte birgün tekrar görüşmek umuduyla


Çok soğuk ve bulutlu bir havada, 8.30'da yola çıktık, neyse ki yağmur yağmıyor, yol boyunca Ren Geyikleri en yakın arkadaşımız, sürekli çevremizdeler. Hareketimizden 1 saat sonra 63 km kadar yol almıştık ki, güzel bir seyir noktası fark edip fotoğraf için durduk, arabadan ilk Deniz indi ve bir kaç metre ileride güzel bir Ren geyiği boynuzu buldu, biraz sonra bende bir tane bulunca çok sevindik artık eve götürebileceğimiz çok ilginç bir hatıramız var, eve döndüğümüzde eşim ve kızlar ahşap bir altlık yaptırıp doğum günü sürprizi olarak Barbekünün üzerine astılar.


Geyik boynuzlarını bulduğumuz yer


Geyik boynuzlarını bulunca epey keyiflendik, 15km sonra küçük bir koya ulaştık sağa ayrılan toprak yolun ilerisinde eriyen buzuldan doğan ve coşkuyla akan bir şelale gördük, fotoğraf çekmek için durduk Denizle şelalenin dibine kadar yürüdük, 25-30 dakika çevrede dolaştıktan sonra tekrar yola koyulduk.


Porsangerfjord kıyılarında eriyen karların oluşturduğu şelaleler


100 km sonra Olde kavşağından sağa Altafjord'a döndük, yol kenarında cılız gövdeli, boyu 2-3 metreyi geçmeyen ormanlar başladı, arada bir çiftliklerde otlayan inekleri de görmeye başladık, Alta'ya kadar 100km daha yolumuz var, dar ama düzgün asfaltı yolda gidiyoruz, yol üzerinde mola vermiş karavanlara ve motorculara rastlıyoruz, yola çıktığımızdan beri 124 km oldu Skaidi kavşağında güzel bir tesis yeri görmemize rağmen kavşaktan sola dönüp devam ettik, bir süre bir nehre paralel yol aldık, tepelere çıktıkça ağaçlar seyreldi tekrar tundra görünümü hakim oldu, zirveye çıktığımızda ise dümdüz bir plato ve sadece yeşil bir örtü ile karşılaştık, Altafjord kıyısına indiğimizde doğayı tekrar yemyeşil ormanlar ele geçirdi yol kenarında rengarenk Norveç evleri uzanıyor.


Altafjord Kıyıları

Krigsfangeleir Skorpa seyir terasından Altafjord Manzarası

Olderdalen

Olderdalen Feribot iskelesi


Alta'dan 120 km sonra dik ve virajlı bir rampa tırmandık ve karşımıza Altafjord'u tepeden gören harika bir manzara noktası çıktı, kısa bir süre fotoğraf molası verdik, Nordkapp Kamping'den beri 331 km yol yapmışız önümüzde 270km'lik zorlu bir yol daha var, zaman kaybetmek istemiyoruz zira feribot saatine (feribot saatleri için; https://www.rome2rio.com/Ferry/Olderdalen/Lyngseidet) yetişemezsek çok vakit kaybedeceğiz, yolda sürekli sabit radarlar var, Norveç plakalı bir aracın peşine takılıp takip ettik belli ki o da feribota yetişmeye çalışıyor ama o yolları biliyor, 1,5 saat sonra ark arkaya Olderdalen Feribot iskelesinin önüne ulaştık, önümüzdeki araç bize ok işareti yapınca onun da bizim takip ettiğimizi anladığını ve yardımcı olduğunu fark ettik, teşekkür ederek feribota bindik. Fiyordlardaki feribotlar 20-30 araçlık küçük gemiler geneli Türk tersanelerinde yapılmış, gemideki büfeden kahve alıp denizi manzarayı seyrederek Lyngseidet'e yanaştık, aslında karadan fjord'u dolaşabilirdik ancak denizyolu hem daha kısa hem de biraz dinlenmiş olduk. Feribota binerken ve inerken para ödemeyince önce biraz panik yapıp güvenliğe sorduk ada üzerinde olduğumuzu ve ücretin bir sonraki feribot iskelesinde ödeneceğini öğrenince rahatladık.


Lygseidet küçük bir köy, turizmi geliştirmek için yürüyüş yolları, seyir terasları, kano turları, dağ bisikleti parkurları yapmışlar, Norveç'in en önemli turizm etkinliklerinden biri Hiking herkes dağ bayır demeden yürüyor, çevredeki rotalardan biri Lyngentrappa Merdivenleri (Nepalli Şerpalar tarafından yapılan 450 metre yüksekliğe çıkan 1200 basamaklı seyir terası, devam etmek isteyenler için 897metredeki Rundtinden'e çıkan bir rotada daha bulunuyor.) bir diğeri ise Verdens Ende (Dünyanın Sonu), köyün bir başka özelliği de Dünyanın en kuzeyindeki viski damıtım evi Aurora Spirit'in (https://www.auroraspirit.com/distillery/) de burada olması. Zamanı olanların muhteşem manzarası ve ödüllü viskileri olan damıtım evini ziyaret etmeleri tavsiye ederim, damıtım evi turları 499Nok karşılığında yapılıyormuş.


Aurora Spirit Damıtım evi

Feribottan Lyngseidet kıyıları


Lyngseidet-Svensby iskeleleri arası 20 km'lik bir mesafe ancak yol üzerinde nefis manzaralara rastladık. Yalçın dağların yamaçlarına sarkmış bulutlar nefis kareler oluşturdu, fotoğraf çeke çeke 20 dakikalık yolu 35 dakikada aldık, konvoyun sonunda Svensby-Breidvik feribotuna yetiştik. Onbeş dakikalık deniz yolculuğundan sonra Breidvik iskelesine yanaştık, önümüzde sadece 55km'lik yol kaldı gece Tromso'da şehir merkezinin biraz dışında Polarvegen 2 adresinde kalacağız.


Lyngseidet-Svensby yolu manzaraları


Fagernes'e kadar dağların arasındaki vadiden ilerledik sonra deniz kıyısına paralel devam edip Tromso'ya ulaştık. Tromso bir kısmı Kvaloya adası üzerine bir kısmı da anakara üzerine kurulmuş 80.000 nüfuslu Arktik Kutup Dairesindeki en büyük 3.şehir. (diğerleri Murmansk ve Norilsk).

Norveç'in kuzeyindeki Sami şehirlerinin en büyüğü olan Tromso ada üzerine yerleşmiş, anakaraya Tromso Tüneli ve Bruvegen Köprüsü ile bağlanıyor, köprünün anakara ayağında ilginç mimarisi ile hemen göze çarpan ve 1965 yılında yapılan Arktik Kilise bulunuyor. Kent merkezi geleneksel ahşap mimari evlerden oluşuyor.

E8 karayolundan Bruvegen Köprüsü ve Arktik Kilise, Kvalayvegen Caddesi


Nordkamp'tan hareket ettiğimizden beri yaklaşık 10 saattir yoldayız, kaldığımız ev sakin ve sessiz, genellikle bahçeli villalardan oluşan bir mahalle, kafa dinlemek için ideal bir yer. Uzun yolculuk sonrası erzak stoklarımız iyice azaldı, alışveriş yapmak için Tromso merkeze indik.


Tromso'daki mekanımız ve çevresi


Mağazalar kapanmak üzere olduğundan hızlı hareket etmemiz gerekiyor, marketten kızarmış tavuk, bira, şarap ve çorba alıp akşam yemeği alışverişimizi bitirdik. Alışverişten sonra kısa bir süre sokaklarda dolaşıp eve döndük akşam yemeğinde tavuk şarap ve bira var.  Mağazalar kapanmak üzere olduğundan hızlı hareket etmemiz gerekiyor, marketten kızarmış tavuk, bira, şarap ve çorba alıp akşam yemeği alışverişimizi bitirdik. Alışverişten sonra kısa bir süre sokaklarda dolaşıp eve döndük akşam yemeğinde tavuk şarap ve bira var.  


Tromso Katedrali, Storgata Caddesi,


2023 Nordkapp turu 3 bölümden oluşuyor devamı 2 ve 3.bölümlerde keyifli okumalar








 
 
 

Yorumlar


bottom of page