top of page

Arabayla İspanya 1. Bölüm : Madrid-Toledo-Salamanca-Avilla ve Segovia

  • Yazarın fotoğrafı: Derya Bilgiç
    Derya Bilgiç
  • 6 Kas 2025
  • 25 dakikada okunur

,

Merhaba seyahat sever dostlar



Doğal güzellikleri, muhteşem tarihi, kendine özgü kültürel dokusu ile yıllardır gitmeyi hayal ettiğim bir ülkeydi, İlk defa gitmeye karar verdiğimiz 2016 yılında 15 Temmuz’u hareket tarihi olarak belirlemiş bütün hazırlıkları tamamlamış, eşyaları arabaya bile yerleştirmiştik, birkaç saat sonra yola çıkacağımız sırada telefon çaldı arayan kardeşimdi abi televizyonu aç ve yolculuğu bir daha düşün dedi televizyonu açıp köprüde tankları görünce yolculuk bir başka yaza kalmış oldu. Bir sonraki yıl eşimin Madrid Politeknik Üniversitesinde görevlendirilmesi ile bu güzel ülkeyi gezme fırsatı çıktı ve 10 günlük bir gezi planladım. Başlangıçta tek bölüm olarak düşündüğüm yazı uzayınca iki bölüme ayırmak zorunda kaldım. İlk bölüm Madrid ve çevresindeki gezileri ikinci bölümde ise Endülüs bölgesini anlatacağım.


Rotanın tamamı
Rotanın tamamı

İspanya'daki ilk 5 günümüz Madrid ve çevresinde geçecek, bu süre içinde rotamızda Madrid kent merkezi, Salamanca, Avilla ve Segovia şehirleri var.

 

18/05/2017 İstanbul-Madrid : Bu seyahattaki yol arkadaşlarımız dostlarımız Yeşim ve Semra hanım ile eşim ve ben yani 4 kişiyiz. Güzel bir Mayıs sabahı İzmit'te buluşup Sabiha Gökçen Havalimanına geçtik, havalimanında Roma'dan Barselona'ya Minibüs ile yaptığımız yolculuktaki yol arkadaşım Cüneyt ve ailesi ile karşılaştık onlarda Madrid'e uçuyorlardı, İspanya hakkında biraz sohbet edip uçağa geçtik, kadın kaptan pilotumuzun yönetiminde 4,5 saat süren rahat bir yolculuk sonrası pırıl pırıl parlayan güneş altında Madrid Barajas Havalimanına indik, pasaport kontrolü ve gümrük kapısında kısa süren işlemlerden sonra İspanya'ya giriş yaptık. Havalimanındaki kiralık araçlar bölümünde Avis bankosuna geçtik, internetten rezervasyon yaptırdığımız için hızlıca işlemleri tamamladık ve otoparkta bekleyen henüz 1000 km'deki Volksvagen Touran'ın yanına geldik, bu araç 10 gün boyunca evimiz gibi olacak oldukça geniş ve rahat bir araba. Madrid'te Madrid Politeknik Üniversitesine yakın Cuatro Caminos civarında geceliği odabaşı 92€ olan Hostel Los Angeles des Los Artistas’ta kalacağız, havaalanından 20 dakikada hostele ulaşıp odalarımıza yerleştik. Temiz sevimli ancak büyük araçlar için otoparkı olmayan bir Hostel neyseki bu sorunu birkaç blok ilerideki kapalı bir otopark ile çözdük sadece biraz yürüyeceğiz, Madrid’te araba kullanacaklar için tavsiyem deneyimli bir sürücü değilseniz büyük araç ile dolaşmayın sokaklar çok dar ve park yeri ciddi sorun. (Dizel yakıt litre fiyatı ise 1,159€)


Barajas Havalimanı otoparkı, İspanya Kültürel Miras Enstitüsü Binası ve Madrid Metrosu


Eşyaları odaya bırakır bırakmaz ilk işimiz Madrid’in en önemli meydanlarından biri olan “Puerta Del Sol”’a gitmek oldu. Mayıs ayı için alışık olmadığımız kadar sıcak ve güneşli bir hava var. Kent içinde özel araç yerine metro kullanmaya karar verdik hem daha hızlı hem de daha ucuz otopark sorunu da cabası.

Madrid : Dört milyona yakın nüfusu ile İspanya’nın Barselona’dan sonra en kalabalık ikinci şehri ve başkenti, 646 metrelik rakım ile de Avrupa'nın en yüksek başkentlerinden biri.  İspanya Kralının ikametgahı olan kent zengin tarihi ve başarı ile koruduğu mimari dokusu ile yabancı turistlerin gözde yerlerinden biri. Akdeniz kıyısındaki Katalan kenti Barselona ile de sıkı bir rekabet içinde özellikle iki şehrin futbol takımları Real Madrid ve Barselona arasındaki karşılaşmalar her zaman ülkenin en önemli olaylarından biri oluyor her iki şehirde de hayat duruyor. Barselona kumsalları ve ünlü mimar Gaudi’nin eserleri ile öne çıkarken, Madrid ülkenin başkenti olması, sanat ve finans merkezi özelliği, Kraliyet ailesinin burada bulunması ve tarihi dokusu ile öne çıkıyor. Puerta del Sol, Plaza de la Lealtad, Puerta de Alcala, Calle de los Caminos ve Plaza Mayor şehrin en önemli meydanları.


Puerta del sol çevresinde sokaklar


Madrid diğer Avrupa başkentleri gibi herhangi bir nehir veya liman kıyısında bulunmuyor, coğrafi olarak İber yarımadasının kalbinde bulunan şehrin doğa olarak bir özelliği yok ancak tarih boyunca hiçbir hanedanlığa da yakın durmaması kentin başkent olmasını sağlamış. Tarihi geçmişine karşın asıl önemini Roma döneminde kazanmış, M.Ö. 218 ile M.S.409 yılları arasında Roma hakimiyetinde kalmış, 850-866 yılları arasında Arap egemenliğinde kalan kent ismini Arapça su kanalı anlamına gelen “Macerit” kelimesinden almış. 1083 yılında Kastilya Krallığının egemenliğine geçen kent, 1466 yılında büyük bir deprem yaşamış ardından yeniden imar edilerek Kraliyet Sarayı da burada inşa edilmiş. 1561 'de Kral III. Philip tarafından Başkent yapılmış. Napolyon döneminde Fransız işgali yaşayan kent İspanya iç savaşında büyük yıkıma uğramış, 1960'lı yıllarda tarihi dokuya büyük zararlar verilmekle birlikte sonraki yıllarda eski yapıların korunmasına büyük özen gösterilmiş.


Yılbaşı zamanı Puerta Del Sol
Yılbaşı zamanı Puerta Del Sol

Puerta Del Sol Meydanı ve çevresi


Puerta Del Sol (Güneşin Kapısı): Kentin en hareketli ve ünlü meydanı, yarım daire formunda düzenlenmiş meydana metro, otobüs ile rahatlıkla ulaşılabiliyor, buradan Plaza Mayor, Kraliyet Sarayı, Retiro Park ve Tiyatro Meydanı yürüme mesafesinde. Çevrede çok sayıda kaliteli restoran, cafe-bar, mağaza ve alışveriş merkezi var. Meydanın ortasındaki heykel kentin gelişmesine büyük katkılar sağlayan Kral III.Charles’a ait, üzerinde saat kulesi bulunan binanın önünde ise İspanya’nın önemli 6 yolunun başlangıç noktası ve İspanya’nın sembolik merkezi olarak kabul edilen sıfır taşı (zero stone) duruyor, doğu kenarındaki 20 tonluk ağaçtan meyve toplayan ayı heykeli ise kentin simgesi olmuş. Saat kulesinin solundan Calle De Caritas’a girdiğimizde soldaki ilk sokak Calle De Cadiz üzerindeki Taberna Malaspina’ya oturduk lezzetli yemekleri, uygun fiyatları ve ilginç iç mekanı ile meydan çevresinde uygun fiyata yemek yenecek güzel mekanlardan biri, özellikle kızarmış tavuk çok lezzetliydi.


Taberna Malespina
Taberna Malespina

Fiyatlar : Su 1,5€ - Patates 4€ - 1 Sürahi Sangria 2,2€ - Tortilla 4,5€ - Malaspina 5,5 € - Polo Assado 6,5€ kısaca 4 kişi gayet güzel doyduk ve toplam 35,3€ ödedik.


Plaza Mayor: Kral III.Phillip döneminde (1580-1619) inşa edilen eski Madrid’in kalbi olan meydan o dönemde Piazza del Arrabal olarak biliniyormuş. Kraliyet mimarı Juan de Herrera tarafından 129m x 94m boyutlarında simetrik olarak planlanan meydanın çevresi Neoklasik tarzda zemin katları revaklı 4 katlı yapılarla tanımlanmış. Dokuz ayrı girişi olan meydana bakan 270adet balkon bulunuyor. Yağmurlu havalarda hiç ıslanmadan meydan çevresini rahatça dolaşabiliyorsunuz güneşli yaz günlerinde ise güzel gölgelik de oluyor. Meydan Taç giyme törenleri, boğa güreşleri, idamlar, futbol maçları gibi birçok önemli olaya sahne olmuş.


Plaza Mayor Madrid
Plaza Mayor Madrid

Plaza Mayor


Meydandaki kafelerde gün boyu oturup kahve içebilir veya çevredeki restoranlarda yemek yiyebilir ya da sınırsız miskinlik yapılabilirsiniz, gündüz ve gece canlılığını koruyan meydan her saat turist kaynıyor. Meydandaki kafelerden birinde oturup dinlendik, kahve için 2€ su ve ikramlar için 3,3€ olmak üzere 4 kişi toplam 15,3€ hesap ödedik.

 

Plaza Mayor


Öğle yemekleri için tavsiyem meydanın batı köşesindeki Rodrigo kapısından çıkınca hemen soldaki San Miguel Plazadaki Mercado San Miguel olacak burası ayaküstü atıştırmalık için muhteşem bir yer deniz ürünlerinden et çeşitlerine sandviçlerden çeşitli meyvelere ve tatlılara kadar canınızın çektiği her şeyi bulabileceğiniz harika bir market.


Mercado de San Miguel
Mercado de San Miguel

Marketteki yemek çeşidi inanılmaz


Plaza Oriente; 1811 yılında Kral Joseph Bonaparte Kraliyet Sarayının önüne büyük bir meydan yapılmasını istiyordu onun bu hayali ancak 1844 yılında Kraliçe II.Isabella döneminde gerçekleşebildi Narciso Pascual Y Colomer’in tasarladığı proje siyasal karışıklıklar nedeniyle iki aşamada tamamlanabilmiş, meydanın batı tarafında eski İspanya Krallarına ait 20 heykel ortasında ise İtalyan heykeltraş Pietro Tacca tarafından Galile Galilei danışmanlığında 1640 yılında yapılan Kral Phillipe IV’e ait şaha kalkmış bronz at heykeli bulunuyor. (Atın bu şekilde durabilmesindeki maharet atın kuyruğundaymış). Meydanın kuzeyinde Jarden del Cabo Noval güneyinde ise Jarden de Lepanto bahçeleri bulunuyor.


Plaza Oriente ve Palacio Real de Madrid (https://www.tudosobremadrid.com/plaza-oriente)
Plaza Oriente ve Palacio Real de Madrid (https://www.tudosobremadrid.com/plaza-oriente)

Plaza Oriente ve çevresi


Palacio Real : İspanya Kraliyet Ailesinin Sarayı Plaza Oriente’nin karşısında Kraliyet Tiyatrosunun yanında yer alıyor, kentin en görkemli yapılarından biri olan bina Neoklasik tarz mimariye sahip, 3418 odası bulunan sarayı hakkını vererek gezmek için bir tam gün ayırmak gerekiyormuş ne yazık ki rehberimizin ve bizim zamanımız kısıtlı ve girişin önünde uzun bir kuyruk var. Binanın arkasındaki görkemli “Sabatini Bahçeleri” ve Romantik “Campo del Moro Bahçelerini” görmeyi çok istiyorduk ama bir sonraki Madrid seyahatimize kaldı.


İspanya Kraliyet Sarayı Palacio Real
İspanya Kraliyet Sarayı Palacio Real

Kraliyet Sarayı

Bina 18. yy'da eski bir kale kalıntısının üzerine Kral V. Felipe tarafından İtalyan Mimarlar Filippo Juvarra ve Giovanni Battista'ya yaptırılmış, Bernini’nin Louvre planlarından ilham alarak tasarlanmış, 1760 yılında Kral III.Charles Sicilyalı Mimar Francesco Sabatini’ye sarayın büyütülmesi görevini vermiş ama onun tasarımı kısmen uygulanabilmiş135.000 m2 yüzölçümü ile Avrupa'nın en büyük sarayı, giriş ücreti 11€ olan yapı Kraliyet ailesi tarafından sadece Devlet Törenleri için kullanılıyor.


Campo del Moro ve Jardens des Sabatini


Almudena Katedrali : 1883 yılında Gotik ve Romanesk tarzda yapımına başlanan ve tamamlanması yüzyıl süren ve nihayet 1993 yılında Papa II.Jean Paul tarafından açılan Katedral Madrid halkı tarafından beğenilmemiş, günümüzde yapının mimarisi hala eleştiri konusudur. Kraliyet Sarayı ile arasında Plaza de la Armeria’nın bulunduğu yapı Dan Brown'ın son romanı Başlangıç'ta bahsedilen katedraldir.


Almudena Katedrali


Günün Rotası


Plaza De La Villa : Meydan kentin en eski yapıları ile çevrelenmiştir. Calle Mayor üzerinde yer alan Orta çağdan kalma bu küçük meydan Plaza Mayor'a 200mt, Plaza Del Sol'a 500 mt uzaklıktadır. Şehrin en eski mimari yapıları buradadır. İlk ismi Plaza De San Salvador olan meydan 15.yy'da günümüzdeki adını almıştır. Yakın zamana kadar Madrid Belediye Meclisine ev sahipliği yapan meydana bakan Lujanes Evi gotik 15. Yüzyılda Mudejar tarzında inşa edilmiştir.


Plaza de la Villa
Plaza de la Villa

Plaza de la Villa


Puerta del Toledo; La Latina ve Embajadores bölgelerini bağlayan bulvar üzerindeki Zafer Takı Kral VII. III.Carlos tarafından 1813 yılında arasında İspanyol Mimar Antonio Lopez Aquado’ya yaptırılmıştır. Neoklasik tarzdaki anıt granit ve colmenar taşından yapılmıştır, üzerinde İspanya Krallığının gücünü temsil eden heykeller bulunmaktadır, 1996 yılında korunması gereken anıtsal eser ilan edilmiştir.


Puerta del Toledo
Puerta del Toledo

Plaza Colon-Jardines del Descubrimiento ve Colon del Tores; Meydan 1976 yılında Kristof Kolomb’un Amerka’yı keşfinin 5 yüzyılı anısına yapılmıştır, Calle de Goya Caddesi cephesindeki bahçelere de Keşif bahçeleri (Jardines del Descubrimiento) adı verilmiştir. Meydanın batı tarafında 1885 yılında dikilen Kristof Kolomb anıtı, doğusunda ise Amerika’nın keşfine ithafen yapılmış anıtsal taş bloklar bulunur.


Torres de Colon - Plaza Colon - Kolomb Anıtı ve Taş Bloklar

Paseo de Recoletos
Paseo de Recoletos

Neptün Çeşmesi


Santiago Barnabeu Stadyumu: Madrid’e gelip de Dünyanın en ünlü futbol kulüplerinden biri olan Real Madrid'in efsane stadını görmemek olmazdı. Gelmiş geçmiş en ünlü yıldızların oynadığı 85.000 kişilik efsane stad 1947 yılında inşa edilmiş sonrasında yenilenmiş. Turistlerin gözde yerlerinden olan stada özel gezi turları düzenleniyor.


Santiago Barnabeu
Santiago Barnabeu

Real Madrid'in efsane stadı Santiago Barnabeu


Puerta de Alcala (Alcala Kapısı) : Plaza de la Independencia (Bağımsızlık Meydanı) üzerinde bulunan Zafer Kapısı Kral III.Carlos tarafından 1778 yılında Mimar Francesco Sabatini’ye yaptırılmıştır. Berlin'deki Brandenburg kapısı ile Paris'teki Arc De Triumph'a benzerliği ile öne çıkar. El Retiro parkının yanında ve kentin en önemli 3 bulvarının kesiştiği noktadadır. Granitten yapılan anıt 19,5m yüksekliktedir, özellikle gece ışıkları altında çok güzel görünüyor.


Puerta de Alcala
Puerta de Alcala
El Retiro Park Yerleşim Planı (https://madridpourvous.com/en/retiro-park/)
El Retiro Park Yerleşim Planı (https://madridpourvous.com/en/retiro-park/)

Parque de El Retiro (Retiro Parkı); Madrid göbeğinde, Plaza de la Independencia’da bulunan 125 hektarlık park Dünya Mirası listesine alınmış, parkın içinde en yaşlısı 400 yaşında olan 15.000 ağaç bulunuyor. Merkezinde büyük 1634-36 yıllarında mimar Cristobal de Aquilera tarafından inşa edilen büyük bir havuz ve kenarında ünlü Farinelli’ninde konser verdiği Alfonso XII anıtı ile Jardines de Cecillio Rodrigues (Endülüs Bahçesi), Jardin de Vivaces, Jardin de Herrero gibi tematik bahçeler, Kristal Saray ile birçok heykel ve anıtın da bulunduğu muhteşem bir park.    



Prado Müzesi; Kentin popüler turistik mekanlarından Paseo del Arte üzerinde yer alan müzenin yakınlarında Tyhssen-Bornemisza ve Reina Sofia müzeleri de bulunuyor. Dünyadaki en kapsamlı İspanyol ressamları kolleksiyonuna sahip müzede Goya, Velazquez, El Greco, Prado, Ribera Zurbaran, Murillo’nun en güzel eserlerinin yanısıra Caravaggio, Boticelli, Rafael, Titian, Tintoretto gibi ünlü İtalyan sanatçılar ile Dürer, Claude Lorrain, Rembrandt, Watteau gibi Fransız, Alman ve Flaman ressamlarının da eserleri sergileniyor. Müze başlangıçta Juan de Villanueva tarafından bilim evi olarak tasarlanmış ve 10 Kasım 1819 tarihinde açılmış, Kral Ferdinand VII eşi Maria Isabel’in önerisiyle burayı Kraliyet resimlerini saklamak için kullanmaya karar vermiş, zamanla yapılan özel bağışlar ve satın almalar ile koleksiyon genişlemiş, İspanya iç savaşında ise eserler bodrum kata taşınarak kum torbaları arasında özenle korunmuş, bir süreliğine Valensiya’ya taşınan eserler sonradan Madrid’e geri getirilmiş.  


Prado Müzesi
Prado Müzesi

Kent içindeki üstü açık çift katlı otobüslere bindiğinizde dilediğiniz rota üzerinde bütün Madrid'i gezmeniz mümkün. İlk kalkış yeri Puerta Del Sol Meydanı olan otobüslere ara duraklardan da bilet alarak binilebiliyor. Bilet fiyatlarının kişi başı 21€ olduğu turlar yaklaşık 1 saat sürüyor. Günün sonunda bizde bilet alarak bir tur yaptık.


Toledo Turu (Madrit-Toledo 88 km yaklaşık 1 saat) : Madrit'teki günlarimiz arasında 3 serbest günümüz var, bu üç günü yakın çevredeki üç güzel kenti gezerek değerlendirmek istedik. İlk kentimiz Ortaçağ Avrupası’nın en iyi çelik savaş aletlerinin yapım yeri Toledo. Madrid'e karayolu ile 90 km mesafede Ortaçağın en iyi korunmuş tarihi kentlerinden biri.


Madrid Toledo Rotası
Madrid Toledo Rotası

Yola çıkıldı


Madrid-Toledo arası İber yarımadasının yüksek platosundaki bozkırların ortasından gidiliyor. Gündüzleri yakıcı sıcak olan hava geceleri çok soğuk oluyor, gelenlere kat kat giyinmesini tavsiye ediyorum. Madrid’ten güneşli ve serin bir sabahta yola çıktık otoyol yerine parasız yoldan gidip 1 saatte Toledo’ya vardık, arabayı Alcasar’ın altındaki kapalı otoparka bıraktık. Toledo ressam El Greco ve Cervantes'in ünlü karakteri Don Kişot'un şehrine girer girmez insanı büyülüyor.


Mirador de Toledo'dan kent silüeti
Mirador de Toledo'dan kent silüeti

Toledo; İspanya'nın Kastilya La Mancha bölgesinde Tajo nehrinin kıvrımlarının arasındaki tepelere konumlanmış şehir, bir dönem Vizigot krallığının merkezi, ardından Cordoba Emirliğinin kalesi, Araplarla savaşan Hristiyan Krallarının ileri karakolu ve 16.yy’da King V.Charles’ın kudretli şehri olmak gibi birçok önemli medeniyete tanıklık etmiş. Kuruluşu Antik dönemdeki Fenikelilere kadar gidiyor, Romalı tarihçi Livy notlarında Toledo’dan küçük ancak korunaklı bir şehir diye bahsediyor,  MÖ. 193 yılında Romalı komutan Marcus Fulvius Nobilior tarafından fethedilince Toletum adını alıyor, MS 554 yılında Vizigot kralı Athanagild kenti ele geçiriyor 589 yılına kadar Pagan dönemi sürüyor ta ki Arius yanlısı Hristiyan Kral Recardo hükümranlığına kadar. MS.711 yılında ise Müslüman Arap dönemi başlıyor ve kent Tuleytula olarak adlandırılıyor. 1085 yılında ise Castilla Kralı Leon şehri Araplardan alıyor ve tekrar Hristiyanlık dönemi başlıyor ve 1560 yılında başkentin Madrit'e taşınmasıyla eski önemini kaybediyor.

Mağribiler döneminde Toledo özellikle deri işlemesi ve çelik üretiminde çok gelişiyor. Bu dönemde kentte üretilen silahların ünü yayılıyor. 1085 ve 1300 yılları arasında kent özellikle de X Alfonso döneminde açılan çevirmenler okulu ile bir kültür merkezi haline dönüşüyor. 1800-1813 yılları arasında Fransız işgalinde kalan kent İspanya iç savaşındaki Alcasar De Toledo savunmasıyla da ünleniyor.


Academia Infanteria (Askeri Piyade Akademisi)
Academia Infanteria (Askeri Piyade Akademisi)

Madrid-Toledo arası İber yarımadasının yüksek platosundaki bozkırların ortasından gidiliyor. Gündüzleri yakıcı sıcak olan hava geceleri çok soğuk oluyor, gelenlere kat kat giyinmesini tavsiye ediyorum. Madrid’ten güneşli ve serin bir sabahta yola çıktık otoyol yerine parasız yoldan gidip 1 saatte Toledo’ya vardık, Toledo ressam El Greco ve Cervantes'in ünlü karakteri Don Kişot'un şehrine girer girmez insanı büyülüyor, arabayı Cuesta de los Capuchinos üzerindeki kapalı otopark Garage Alcasar'a bıraktık bir süre Alcasar önündeki terastan Tajo Nehri vadisinin karşı kıyısındaki tepe üzerinde bulunan Askeri piyade okulunu seyrettik.


Şehir turu
Şehir turu

Terastan ayrılıp yakındaki bir otelden şehir haritası bulduk, kendimize göre bir yürüyüş rotası planlamıştık ki önümüzden city tur otobüsü geçince önce üstü açık otobüsle genel bir keşif yapmaya karar verdik, Alcasar durağından kişi başı 10€’ya bilet alıp ilk gelen araca binip üst kattaki koltuklara kurulduk.


Tajo Nehri üzerindeki Al Cantara Köprüsü ve Mirador terasından Alcasar

Mirador terasından Toledo Silüeti Alcasar ve Santa Maria Katedrali
Mirador terasından Toledo Silüeti Alcasar ve Santa Maria Katedrali

Tur Alcasar durağından başlıyor Calle Miguel De Cervantes üzerinden Calle Armas'a bağlanıp önce Puente De Azarquiel köprüsünü geçiyor, tren istasyonuna uğradıktan sonra Paseo De La Rosa caddesi ile Ronda Del Toledo yolundan eski kentin panoramasının en iyi görüldüğü yer olan Mirador Del Valle Toledo’ya uğruyor burada fotoğraf molası verdikten sonra Avenue De La Cava üzerinden devam ederek Puerte De Bisagra'dan tekrar eski kente girerek başladığı noktada bitiyor. Yaklaşık 45 dakika süren gezide Toledo çevresini dolaşıp bütün önemli noktaları görebiliyorsunuz bundan sonrası artık ara sokaklarda kaybolarak şehri keşfetmeye kalıyor.


Otobüs gezisinden Toledo Manzaraları
Otobüs gezisinden Toledo Manzaraları

Toledo old city Unesco tarafından Dünya Mirası olarak ilan edilmiş ayrıca İspanya Hükümeti tarafından da Ulusal Anıt ilan edilmiştir. Tarihi dokusunu başarı ile koruyan şehrin dar ve dolambaçlı sokakları arasında kaybolmak başlı başına bir keyif, kentteki sokakların neredeyse tamamı Zocodover Meydanına çıktığından kaybolma derdi de yok, kentin engebeli bir alanda kurulmuş olması da bol bol yokuş ve merdiven inip çıkmak demek sıcak havalarda yürüyüş sevmeyenler ve formda olmayanlar için çok yorucu oluyor.


Tajo Nehri Vadisi manzaraları


Puente de Alcantara (Alcantara Köprüsü); Toledo’nun önemli giriş kapılarından birisi, ilk olarak M.S.899 yılında Romalılar tarafından inşa edilmiş, sonrasında Mağribiler döneminde inşa edilen köprü 1257 yılındaki selde yıkılmış, yerine X.Alfonso döneminde tekrar inşa edilmiş ve bir çok kez onarım görmüş bu yüzden köprünün taşları Roma, Arap ve Vizigot dönemlerinden kalma, köprünün batı kulesi ise Mudejar dönemi eseri, 1721 yılında hasar gören doğu kulesinin yerine Barok tarzında anıtsal bir kemerli kule yapılmış 1921 yılında ise köprü anıt eser olarak tescillenmiş. Günün her saati gezilebilen köprü için herhangi bir ücret alınmıyor gece özel olarak aydınlatılan köprüyü akşam saatlerinde ayrıca görmek gerekiyor.


Alcantara Köprüsü
Alcantara Köprüsü

Alcantara Köprüsü


Toledo uzun yıllar Hristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudilerin birlikte yaşadığı, sokaklarında kilise, cami ve havranın yan yana görülebildiği ülkenin en ilginç kentlerinden biri, birçok medeniyeti yaşamış olan şehir bütün kültürlerin izlerini taşıyor. Şehri çevreleyen surlar kısmen Vizigot döneminden kısmen Roma kısmen de Mağribilerden kalma büyük bölümü ise Hristiyan Krallar zamanında yapılmış. Kral Alfonso’nun 1085 yılında şehre girerken kullandığı Bisagra kapısı en önemli giriş yeri, kentin diğer tarihi kapıları da iyi durumda.


Alcasar Terastan görünüm
Alcasar Terastan görünüm

Alcasar


Alcasar; Kentin en yüksek tepesi üzerine inşa edilmiş 4 yüksek kulesi bulunan devasa taş bir yapı. 3. Yüzyılda Romalılar zamanında saray olarak yapılmış, 10.yüzyılda Mağribiler döneminde kaleye dönüştürülmüş Kutsal Roma-Germen İmparatoru Charles V zamanında ise restore edilmiş. Tarih boyunca farklı amaçlara hizmet eden bina günümüzde Askeri Müze olarak kullanılıyor.  


Puerta Da Bisagra
Puerta Da Bisagra

Puerta Da Bisagra


Puerta Da Bisagra(Bisagra Kapısı); Mağribiler tarafından 10.yy da inşa edilmiş kentin ilk giriş kapısıdır. Araplar tarafından Bab Al Saqra olarak anılan kapı Puerte Antigua di Bisagra (Eski Bisagra veya Tarla Kapısı) ve Puerta Nueva di Bisagra (Yeni Bisagra) olmak üzere iki yapıdan oluşuyor. Eski kapı Vizigot döneminden kalma taşlardan ve at nalı kemerlerle inşa edilmiş. Rönesans Askeri Mimarisinin başyapıtlarından biri olan Yeni Bisagra Kapısı ise 1540-76 yılları arasında Hristiyan Kral Charles V tarafından Mimar Nicolas de Vergara Viejo ve Toledo Katedralinin de mimarı olan Alonso de Covarrubias’ inşa ettirmiş.   

Toledo yürüyüş rotamız
Toledo yürüyüş rotamız
Puerta del Cambron
Puerta del Cambron

Puerta del Cambron; Kentin kuzeybatı girişinde Kastilya La Mancha’dadır. Eski Yahudi mahallesinin girişinde olduğundan Yahudilerin Kapısı veya Aziz Leocadia Kapısı olarak da bilinir. İnşa tarihi kesin olarak bilinmese de 1570-77 yılları arasında onarım gördüğü kesindir. Rönesans stilinde taş ve tuğladan inşa edilmiştir.   


Primada de Santa Maria Katedrali (Toledo Katedrali)
Primada de Santa Maria Katedrali (Toledo Katedrali)

Catedral Primada de Santa Maria (Toledo Katedrali)


Catedral Primada de Santa Maria (Toledo Katedrali); Kral Ferdinand III döneminde 1226 yılında yapımına başlanıp 1493 yılında bitirilebilen İspanyol Gotik Mimarisinin başyapıtı olarak kabul edilen ancak yer yer Mudejar esintileri de taşıyan katedralin boyu 120 metre kulesi ise 92 metre yüksekliktedir. Güney köşesi Ayuntamiento Meydanına bakmaktadır. 1787 yılında Mimar Eugenio Durango tarafından cephe onarımı yapılmıştır. Katedraldeki Giordano’nun tavan freski, taş işçiliği göz alıcıdır, San Blas Şapeli İtalyan rönesans ustası Giotto’nun öğrencisi Starnina tarafından yapılmıştır. Katedral küçük bir müze gibi iç mekanda Velazquez, El Greco, Van Dycke, Titian, Goya, Bellini, Rafael, Bassano, Zurbülan ve Caravaccio’ya ait çok sayıda tablo sergileniyor, özellikle El Greco’nun “The Disrobbing of Christ” en önemli eserdir.      


San Juan De Los Reyes Manastırı
San Juan De Los Reyes Manastırı

San Juan Manastırı iç mekan


San Juan De Los Reyes Manastırı; Aragon Kralı Ferdinand II ve Kastilya Kraliçesi Isabella tarafından 1477-1504 yılları arasında kurulmuştur. Mimar Juan Guas tarafından yapılan manastır Fransisken Rahipleri için Evangelist Aziz John’a adanmıştır. Napolyon işgali sırasında ağır hasar görmüş ardından 1883’te başlayan onarım çalışmaları ancak 1967 yılında tamamlanabilmiştir. Meydan cephesinde asılı zincirler Endülüslü Müslümanların Granadayı ele geçirdiklerinde buradaki esir olan mahkumlara aittir ve Hristiyanların özgürlüğünü simgelemektedir. İç mekandaki taş işçiliği ile tavanlardaki ahşap bezemeler çok etkileyicidir.


Zocodover Meydanı
Zocodover Meydanı

Meydan ve çevredeki dükkanlar


Plaza Zocodover (Zocodover Meydanı); Kentin ruhunu yansıtan ana meydanı ve tarihi kalbidir. Adı Mağribi döneminde Pazar yeri anlamına gelmektedir, o dönemden beri canlılığını kaybetmeyen halkın, tüccarların, esnafın buluşma noktası olan meydan ticari hareketi sayesinde her dönem önemini korumuştur. Meydanı çevreleyen Barok, Rönesans ve Mağribi cepheli binaların revakları halkı güneş ve yağmurdan korumaktadır. Engizisyon döneminde halka açık idamların yapıldığı yer olan meydan birçok tarihi olaya tanıklık yapmıştır. Meydandaki dükkandan yöre halkının marzapin dediği badem ezmesi yiyebilir, çevredeki antikacılar, ortaçağ silahları satan mağazalarda saatlerce sıkılmadan vakit geçirebilirsiniz.


Toledo Sokakları

Arena
Arena

Meydanın çevresindeki dar sokaklar turistler için cennet birçok hediyelik eşya, el sanatları dükkanı, porselen ve biblo satıcıları var, Toledo çeliğinden yapılmış 50-100 Euro arası baba bir kılıç almayı çok isterdim ama uçakla dönüyoruz ve Dide sorun çıkar diye vazgeçirdi.


Yürümekten bitkin düştük


El Greco Müzesi; 1541-1614 yılları arsaında yaşamış Domenikos Theotokopoulos Girit adasında Kandiye kentinde dünyaya gelmiş, Dışavurumculuğun ve Kübizmin öncüsü sayılan ressamın değeri yaşadığı dönemde anlaşılamamış, Venedik ve Roma’da resim eğitimi almış eserleri Rainer Maria Rilke ve Nikos Kazancakis’e esin kaynağı olmuş, 1577 yılında Toledo’ya yerleşen ressam burada El Greco adıyla anılmış, tarihi bir evin içinde düzenlenmiş El Greco müzesinde ressamın eserleri ile birlikte 17.yy sanatçılarına ait yapıtlar da görülebilir.

Santa Cruz Müzesi; 16.yy’dan kalma eski bir binanın içinde düzenlenen müzede yerel el sanatları eserleri, seramik ve metal eşyalar ile El Greco’ya ait eserler bulunmaktadır.


    Dar sokaklar hep kalabalık

Toledo School of Art
Toledo School of Art

Toledo gezisi için en iyi zaman ilkbahar ve sonbahar ayları yazları ortalama 35-40 derece arasında ve şehrin sokakları çok yokuşlu ve kent en iyi yürüyerek geziliyor canınızdan bezmek istemiyorsanız yazın gitmemenizi öneririm.

Via Maxima Restaurant Toledo Katedrali'ne yakın sevimli bir yer. Dört kişi içecek dahil 35,10€ ile gayet güzel bir yemek yedik. Eski bir Sarnıç olan mekanın tonozlu odaları sıcaktan bunaldığınızda serinlemek için birebir, yemekler de hayli lezzetli.

Yıl boyunca kentte birçok festival ve etkinlik düzenleniyor, Mart-Nisan aylarında düzenlenen Semana Santa (Kutsal Hafta) dini bir etkinlik 20’den fazla tarikat üyeleri birbirinden ilginç kıyafetlerle geçit töreni yapıyorlar, Eylül ayında ise üç farklı dinin birlikteliğinin kutlandığı Üç Kültür festivali düzenleniyor, Noel boyunca Zocodover Meydanında Noel pazarı kuruluyor çeşit çeşit yiyecek, içecek, yöre halkı tarafından yapılan el sanatları eserleri satılıyor, Ekim ayının son haftasında ise Safran Gülü festivali yapılıyor, kentin dışındaki tarlalarda yetiştirilen safranların hasat zamanı düzenlenen festivalin son günü Safran Kraliçesinin taç giyme töreni yapılıyor.

Chromatik Müzesi; Immaculate Conception Manastırında bulunan bu renkli müzede çeşitli müzik aletleri renkli tablolar, enstrümanlar ve popüler kültüre ait güzel eserler sergilenmektedir. 


Via Maxima restoran ile Piazza del Ayuntamiendo ve çevresi

El 10 de Santo restoran ve Calle Santa Fe üzerindeki Cervantes anıtı


El 10 De Santo restoran camekan içinde korunmuş tarihi bir yapının üzerine inşa edilmiş masların altındaki camlardan yapının tonozlarını görebiliyorsunuz, kısa bir kahve molasından sonra çevredeki dükkanlarda gördüğümüz rengarenk çaydanlıklardan birer tane aldık.

Hava karamak üzere ve yorgunluktan bittik Don Kişot ve El Greco'nun şehri Toledo'dan ayrılma zamanı Otopark'a 14€ ödeyip arabamızı aldık ve Madrit'e doğru yola çıktık.


20/05/2017 Madrid-Salamanca-Avilla-Madrid; 432 km 4 saat 43dk.


Günün Rotası
Günün Rotası

Bugün yolumuz uzun kahvaltı yapmadan yola çıktık, başlangıçta planımız sadece Salamanca olmasına rağmen dönüş yolunda Avilla’nın surlarını görünce dayanamayıp uğradık. Madrid’ten batıya Portekiz sınırına doğru gidiyoruz, ülkenin batısı yüksek platolar ve dağlık alanlardan oluşuyor, yolculuk sırasında gökyüzünde şahin, kartal, atmacalar özgürce tarlaların üzerinde uçuyordu.


Madrid-Salamanca yolu ve kahvaltı molası


Madrid’ten çıkalı 1 saat 15dk. olmuştu ki yolun üzerinde Navas de San Antonio köyünü gördük, İspanya’nın orta yerinde küçük bir taşra köyünü merak edip saptık, tarlaların ortasında ıssız bir köy, sokaklar bomboş köyün ortasındaki San Nicolas de Bari Kilisesinin önüne park edip yürümeye başladık, evlerin hepsinin çatısında birer leylek yuvası ve yuvalarda yavru leylekler var, kilisenin çatısında ise her köşeye bir yuva kurulmuş. Leylekleri seyrettiğimiz görüp yanımıza gelen meraklı bir yaşlı teyze el kol hareketleriyle bize leylekleri anlatıyor Semra hanım hemen teyzeyle vücut diliyle sohbete girişti birbirlerini o kadar iyi anlıyor ve dertlerini o kadar güzel anlatıyorlardı ki insanların dil bilmeden de rahatlıkla iletişim kurulabileceği görmüş olduk. Bu küçük köy ziyareti araba ile yolculukların en güzel yanlarından biri her an sürprizlere açık.


San Antonio de Navas Köyü


Molalarla Üç saat süren yolculuk sonunda Kum rengi yapılarla bezenmiş Altın şehir olarak bilinen Kristof Kolomb’un hocalık yaptığı, Cervantes’in de öğrencisi olduğu Avrupa’nın en eski üniversitesi Salamanca Üniversitesinin bulunduğu Salamanca şehrine ulaştık. Kent kum şehri unvanı tarihi yapıların tamamının kum taşından yapılmış olması ve akşam güneşi altında şehrin kum sarısı bir renge bürünüyor olması. Kentin orta yerinde Plaza Campillo’daki yeraltı otoparkına arabayı park edip şehrin sokaklarına kendimizi attık.


Salamanca yürüyüş rotamız
Salamanca yürüyüş rotamız

Yürümeye yeni başlamıştık ki San Juan De Sahagun kilisesinin önünden geçerken düğün törenine rastladık ve kiliseye girip arka sıralarda yerimizi aldık kısa bir süre İspanyol düğünü nasıl oluyor merakımızı giderip Calle Toro üzerinden Plaza Mayor’a doğru yürümeye devam ettik.


Plaza Del Campillo-San Juan de Sahagun Kilisesinde düğün töreni


Yürümeye yeni başlamıştık ki San Juan De Sahagun kilisesinin önünden geçerken düğün törenine rastladık ve kiliseye girip arka sıralarda yerimizi aldık kısa bir süre İspanyol düğünü nasıl oluyor izledik Calle Toro üzerinden Plaza Mayor’a doğru yürümeye devam ettik.


Calle Toro


Salamanca; İspanya'nın batı orta kısmında Portekiz sınırına yakın Castilla Leon bölgesinde, Tormes Nehrinin kuzey sahilinde 778 metre rakılı 145.000 nüfusa sahip ülkenin en zengin tarihe ve sanatsal eserlere sahip şehirlerinin başında geliyor. Tarihi kent bölgesi 1988 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesine alınmış. Salamanca Kelt-İber halkları tarafından Helmantica ismiyle kurulmuş, M.Ö. 217 yılında Kartaca'lı Hannibal tarafından istila edilmiş, sonrasında bir süre  Romalılar hüküm sürmüş ardından 11.yy’a kadar Mağribi yönetimi hüküm sürmüş 1087 yılında başlayan Hristiyan Krallar dönemi ile Piskoposluk haline gelmiş 1218 yılında da Avrupa’nın en eski Üniversitelerinden biri olan Salamanca Üniversitesi kurulmuş ve kentin altın çağı başlamış. 1570 yılında Rahibe Teresa şehirde Carmelite Manastırını kurmuş, 19336 yılındaki iç savaş sırasında ise General Franco Salamanca Piskoposluk Sarayında ikamet etmiş. Kentin tarihi merkezi Romanesk, Gotik, Mağribi, Rönesans ve Barok tarzında yapılarla dolu her biri ayrı bir şaheser.


Plaza Mayor
Plaza Mayor

Plaza Mayor

 

Plaza Mayor; Calle Toro yönündeki kemerli kapıdan girdiğimiz kentin merkezindeki meydanın inşasına 1729 yılında başlanmış ve 1755 yılında tamamlanmış. Kral Felipe V meydanı Churriguiera ailesine boğa güreşleri düzenlenmesi amacıyla tasarlatmış ve 19.yüzyılın ortalarına kadar da bu amaçla kullanılmış. Barok tarzında ve kumtaşından yapılan meydana Andreas Garcia de Quinones Belediye binasını eklemiş, 1988 yılında ise Dünya Mirası listesine alınarak günümüzdeki haline ulaşmış. Meydanın hiçbir kenarı aynı uzunlukta olmamasına rağmen yaklaşık 70x70m boyutlarında olup 6 girişe sahiptir ayrıca 88 kemer ve 247 balkon bulunan meydan zemin katları revaklı 3 katlı binalarla çevrelenmiştir.


Salamanca Üniversitesi
Salamanca Üniversitesi

Salamanca Üniversitesi binaları


Salamanca Üniversitesi; 1218 yılında Kral Alfonso IX tarafından “Scholas Salamanticae” adıyla kurulmuş 1254 tarihli bir kararnameye göre Huku, mantık, fizik, gramer, müzik, eczacılık ve kütüphane bölümleri bulunuyordu, Paris, Oxford ve Bologna ile birlikte Avrupa'nın ve Dünyanın en eski üniversitelerinden biri, Cristopher Colombus burada hocalık yapmış öğrencisi de Cervantes'miş. Castile Leon bölgesi İspanyolca'nın en rafine halinin kullanıldığı yer dolayısıyla en güzel İspanyolca burada konuşuluyormuş, Üniversitenin giriş kapısı cephesinde gizlenmiş kurbağa simgesini fark edenin üniversiteden rahatlıkla mezun olacağına dair bir inanış var.


Salamanca sokaklarında tren turu


Plaza Mayor’da bir süre takıldıktan sonra Plaza Mercado’ya çıkan kemerli kapıdan geçip sıcak soğuk her türlü yiyecek ve içeceğin satıldığı aynı zamanda ayaküstü atıştırma yapmak için mükemmel bir market olan yer olan Mercado’ya girdik. Öğle yemeği niyetine bir şeyler atıştırdıktan sonra yürüyüşümüze devam edip Plaza De Anaya'ya geldik köşede bekleyen gezi trenini görünce sıcak havada oturarak bütün kenti gezebileceğimiz küçük sevimli sokak trenine bindik. Eski şehrin çevresinde ve ara sokaklarında turlayan tren sayesinde hem şehri daha iyi tanıdık hem de biraz dinlenme olanağı bulduk, 40 dk süren yolculuk başladığımız noktada yani katedralin önünde sona erdi trenden inip katedrali dolaşmaya başladık.


Catedral dela Asuncion de la Virgen (Yeni Katedral)
Catedral dela Asuncion de la Virgen (Yeni Katedral)

Yeni Katedralin iç mekanı

C

atedral Vieja de Santa Maria de la se de Salamanca (Eski Salamanca Katedrali); Salmanca Katedrali dendiğinde iki katedralden bahsetmek gerekiyor ilki 12.-13.yy’dan kalma eski katedral diğeri ise 16.yy’dan kalma yeni katedral. Santa Maria Katedrali olarak bilinen eski katedralin inşaatına Perigord Piskoposu Jerome zamanında 12.yüzyılın başlarında başlanmış ve 14.yüzyılda tamamlanmıştır. Romanesk ve Gotik stildeki binanın içinde Avrupa’nın en büyük gotik duvar resimlerinden oluşan bir koleksiyon bulunuyor. “Catedral de la Asuncion de la Virgen” yani Bakire Meryem’in Göğe Kabulü Katedrali olarak da bilinen yeni katedralin inşasına Kral Aragonlu Ferdinand II zamanında 1533 yılında başlanmış 1733 yılında ise tamamlanmıştır. Mimari tarzı Geç Gotik, Plateresk ve Barok stillerinin karışımıdır. İspanya’nın en büyük katedrallerinden biri olup Çan kulesinin yüksekliği 92 metredir. 1755 Lisbon depreminde hasar almış daha sonra onarılmıştır. Katedralde Epistle ve Rönesans stilinde iki org buluyor.  


Salamanca Sokakları


Banca de Espana
Banca de Espana

Katedralden çıkıp Salamanca sokaklarında bu sefer farklı bir rotadan Plaza Mayor’a döndük, akşamüstü güneşi binalara öyle bir açıdan vurmaya başladı ki her yer kum rengine büründü, Mayor’a geldiğimizde üzerinde cüppeleri, yanlarında aileleri ile birlikte gençler meydana dolmaya başlamıştı, meğer bugün Salamanca Üniversitesi mezuniyet töreni varmış, meydanda bir cafe’ye oturup birer kahve ısmarladık, yarım saat kadar dinlendikten sonra arabaya doğru Zamora Caddesi üzerinde yürürken Plaza De Los Bandos'ta kurulmuş pazara rastladık tezgahlarda el yapımı ürünler satılıyordu, sokakta İspanyol bir çift yanımıza yaklaştı İncirlik üssünde Nato subayı olarak görev yaptıklarını Türkçe konuştuğumuzu duyunca merak ettiklerini söyleyip çok sıcak davrandılar biraz sohbet edip ayrıldık Salamanca'daki son anımız da bu oldu.

 

Dönüş yolu akşam güneşi altında keyifli geçiyordu 1 saat kadar yol almıştık ki uzaklarda tarihi surlarla çevrili bir yer gördük yolun dışında olmasına rağmen oraya giden yola dönüp görmeye karar verdik surların önüne geldiğimizde kentin adının Avila olduğunu öğrendik.


Avila surları
Avila surları

Avilla :  Castilla Leon bölgesinde, deniz seviyesinden 1131m yükseklikte ülkenin en yüksek eyalet başkentlerinden biri nüfusu 35.000 civarında küçük ama önemli bir şehir. "Town of Stones and Saints" yani Meleklerin ve Taşların şehri olarak anılan Avila eski kent merkezi 1985 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası Listesine alınmış, eski kent çevresindeki surların geçmişi Ortaçağa kadar uzanıyor, 11.yy da inşa edilen surların uzunluğu 2,5 km'yi buluyor, 89 kapısı ile 88 kulesi bulunmaktadır. Eski kent bölgesi UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya Mirası listesine alınmış.


Avila Surları ve kentin giriş kapısı


Avila’da ilk yerleşimin M.Ö. 5 yüzyıla kadar gittiği biliniyor o yıllarda bölgede Vettoneler yaşıyor ve kurdukları yerleşime Yüksek Dağ anlamına gelen Obila diyorlarmış ardından Roma, Vizigot, Mağribi, Hristiyan Krallıkları dönemi yaşanmış o dönemde kentte kalabalık bir Yahudi cemaati de yaşıyormuş.  


Avila Sokakları


1515 yılında doğan Hristiyan Fransisken Tarikatının önemli ismi Azize Teresa’da Avila’da doğmuş ve burada yaşamış, doğduğu evin yerine Santa Teresa Manastırı inşa edilmiş, 1582 yılında ölen Rahibenin cesedi ölümünden 500 yıl sonra bozulmamış halde bulunmuş ve mucize olarak nitelendirilmiş, şehirde Teresa adına bir de müze kurulmuş.


San Vicente Bazilikası
San Vicente Bazilikası

San Vicente Bazilikası; Şehir surlarının dışında Aziz Vicente’nin öldürüldüğü yerde M.S. 12.yy ile 14.yy arasında inşa edilmiş. Gotik bir kapıdan girilen Kilise çeşitli dönemlerde yapılan eklemeler ile Romanesk ve barok etkiler de görülüyor.

Avila Katedrali; İspanya’daki en eski Gotik Katedral, 1107 yılında Alvar Garcia De Estrella döneminde inşa edilmiş, Romanesk tarzda başlanıp Gotik stilde tamamlanmış, bir cephesi şehir surlarına yaslanan binanın vitrayları 15.yy’dan kalma. Şapeller ve müthiş manzarası ile Çan kulesi görülmeye değer.


Avila Katedrali
Avila Katedrali

Kentte iki ayrı üniversite bulunuyor, Avila Katolik Üniversitesi ilahiyat üzerine eğitim veriyor, Avila Politecnic Okulu ise Salamanca Üniversitesine bağlı Eğitim ve Turizm Koleji ile Hemşirelik eğitimi veriyor. Eski kentin merkezinde Plaza del Mercado Grande yer alıyor. meydanın bir köşesinde San Pedro Apostol Kilisesi bulunuyor.


Plaza del Mercado Grande
Plaza del Mercado Grande

Santa Teresa Manastırı; Azize Teresa’nın doğduğu evin üzerine Barok tarzda granit taşından yapılmıştır. Manastırda çok değerli el yazmaları, sanat eserleri ve kalıntılar bulunuyor.

 

Azize Teresa Manastırı
Azize Teresa Manastırı

Avila manzaraları


Şehirde bahar aylarında turistlerden çok İspanyol halkının ilgi gösterdiği Holy Week haftası kutlamaları yapılıyor, sur merdivenlerinde yapılan gösterilere 15-20 kardeşlik toplulukları katılıyor. Ekim ayında ise Santa Teresa Festivali yapılıyor, festivalde müzik grupları solistler, müzisyenler çeşitli performanslar sergiliyor, sıcak çikolataya bandırılarak yenen tulumba tatlısına benzeyen Churros tatlısı da dağıtılıyor.


Madrid-Navacerrada-Segovia-Madrid 95km 1 saat 40dk.


Bugün Madrid yakınlarında ülkemizde fazla bilinmeyen ancak tarih, doğa ve kültür zengini Segovia’ya gideceğiz, mesafe uzak olmadığı için günübirlik bir tur olacak, gece döneceğimiz için öncelikle otoyoldan gitmeyi planlamıştık ama yola erken çıkıp kahvaltı için bir yerler buluruz dedik, yolun yarısında Collado Vilalba yakınında acıktık, otoyoldan çıkarak 601 nolu gidiş-geliş virajlı ama orman içinde çok keyifli bir yola saptık, navigasyona göre bu yol da Segovia'ya gidiyor, öyle güzel bir yola girmişiz ki Sierra De Guadarrama dağlarını aşıp kış turizm merkezi Navacerrada üzerinden ormanlar içinden Segovia'ya ulaştık. 


Rota
Rota

Erken kalkan yol alır deyip Madrid’ten sabah 07.00’de çıktık, 40 km sonra Collado Villalba da otoyoldan ayrıldık, 12 km sonra solda üst katları Hotel Rural alt katı ise Las Postas Restaurant olarak kullanılan bir yer gördük yol üzerinde bahçesi ormana bakan güzel bir yer, bahçe masasında yeşilliklere karşı güzel bir kahvaltı yaptık kahvaltı sonrası keyif çaylarımız da içip devam ettik.

Las Postas Restoranda sabah kahvaltısı

Navacerrada zirvesi


Kahvaltı molasından sonra yol daha da güzelleşti, dolambaçlı ama son derece keyifli bir yoldan devam ettik, bölgenin kış sporları merkezi Navacerrada zirvesini aştık, zirvede çok sayıda otel, telesiyejler ve restoran dolu yol boyunca çok sayıda yürüyüşçü, bisiklete binen gruplar gördük dağ başında ormanın ıssızlığında mutlu mutlu yürüyen insanlar görmek çok keyifli.


Navacerrada ormanları
Navacerrada ormanları

Zirve inişinde Ulusal Park ilan edilen Sierra de Guadarrama dağlarının kızıl renkli çam ormanlarının arasından ilerledik yol üzerinde Roma döneminden kaldığını tahmin ettiğimiz köprüler ve kemerler gördük, bazen küçük bir cep bulup Orman havası aldık, fotoğraf çektik. Ağaçların renkleri çok ilginç dip kısımlarında griden başlayıp yukarı doğru kızıla dönüyor kızıl gövdeleri yeşil yaprakların arasında kayboluyor. Kısa bir süre için durduğumuzda yanımıza 3 otomobil yanaştı araçları bırakıp bisikletlerine bindiler ve ormanın içindeki patikada gözden kayboldular ne güzel bir etkinlik.


Siera de Guadarrama ormanları ve Valsain Köyü


Valsain Sarayı Kalıntılar
Valsain Sarayı Kalıntılar

Valsain; Çevresindeki dağlar ve ormanlar sayesinde tarih bıyunca Kralların ve soyluların avlanma ve gezilerinin vazgeçilmez yeri olmuş, bu nedenle 200 kişilik nüfusuna rağmen köy merkezinde Habsburg Krallarının en sevdikleri yazlık sarayı Valsain Sarayı olmuş bu sarayın kalıntılarını köy meydanında görebiliyorsunuz. Kralların bölgeye gösterdikleri ilgi nedeniyle Valsain ve çevresindeki ormanlar 1541 yılındaki bir yasa ile koruma altına alınmış, günümüze kadar bu kadar iyi korunmasının başlıca sebebi de bu koruma yasasıymış. Günümüzde Milli Parklar Özerk Örgütüne  ait olan dağları 1761 yılında Kral III.Charles Segovia’dan satın almış ve dağlardaki en güzel manzaralı yere taştan bir Kral Koltuğu oydurmuş bu koltuk hala yerinde duruyor ve meraklı turistler tarafından ziyaret ediliyor. Dağlardaki en önemli iki alan Monte Pınar ve Monte Matas Unesco tarafından Biyosfer rezervi ilan edilmiş. Köydeki kısa turumuzu tamamlayıp Segovia’ya doğru hareket ettik, 20 dakika sonra şehrin girişinde Arena’nın yanındaki otoparka arabamızı park ettik.  

Roma döneminden kalma Segovia Su Kemeri ve Plaza Oriental
Roma döneminden kalma Segovia Su Kemeri ve Plaza Oriental

Arabayı bıraktığımız Plaza de Toros çevresinde rengarenk arabaları içinde sokak satıcıları doluydu biraz atıştırıp Los Canuelos Caddesi üzerinde yürümeye başladık tesadüf bugün Segovia halk koşusu da var ve koşunun bir kısmı bizim güzergahımız üzerinde, yanımızdan hızla geçip gittiler, bizde Almira Caddesine geçip su kemerini takip ederek yürüyüşümüze devam ettik, 15 dakika sonra Academia Artillery (İspanya Askeri Topçu Okulu)’nu geçince Plaza del Azoguejo’ya ulaştık ve gözlerimizin önüne muhteşem su kemerinin perspektifi serildi.  

Yürüyüş Rotası
Yürüyüş Rotası

Plaza del Toros-Segovia Arena
Plaza del Toros-Segovia Arena

Plaza de Toros'tan Plaza Azuguejo'ya yürüyüş


Segovia; Coğrafi olarak İspanya'nın orta-kuzey kısmında Castilla&Leon otonom bölgesi içinde 1005 metre yükseklikte bir Plato üzerinde 50.000 nüfuslu bir şehir. Ortaçağın tüm güzelliklerini yansıtan şehir Kelt, Roma, Vizigot ve Endülüs medeniyetlerini yaşamış, dolayısıyla bu kültürlerin hepsine ait mimari izleri görmek mümkün özellikle Roma dönemi eserleri çok iyi korunmuş hal böyle olunca da Unesco tarafından 1985 yılında Dünya Mirası Listesine alınmış. Kentteki en önemli üç eserden ilki Roma döneminden kalma çok iyi durumdaki Su Kemeri, ikincisi Avrupa’da Gotik stilde inşa edilen son Katedral olan Segovia Katedrali ve üçüncüsü ise nefes kesen mimarisi ve manzarası ile Alcasar Kalesi. Yüksek rakımdan dolayı kentin havası temmuz ve ağustos ayları dışında genellikle serin oluyor.


Segovia Kalesi
Segovia Kalesi

MÖ.700 yıllarında kurulan kenti M.Ö.80 yılında Romalılar ele geçirmiş, uzun bir süre Roma-Latin egemenliği altında kalan kent 1079 yılında Endülüslü Müslümanlar tarafından işgal edilmiş ve Kastilya Kralı Alfonso VI şehri fethedene kadarda Mağribilerin egemenliğinde kalmış, sonrasında Hristiyan Krallar dönemi başlamış. Kral Alfonso X tarafından 1284 yılında Kraliyet ikametgahı ilan edilmiş, 1586’da Darphane buraya taşınmış ve 1730’kadar paralar burada basılmış. Ortaçağda önemli bir tekstil kenti haline gelmiş veba salgını sonrasında 19.yy’a kadar kendini toparlayamamış. Demiryolu inşaasından sonra is ehızlı bir gelişme yaşanmış. Segovia’da University of Valladolid'e bağlı fakülteler ile University of IE bulunuyor. 


Plaz del Azoguejo'dan Ro Su kemerinin görünüşü
Plaz del Azoguejo'dan Ro Su kemerinin görünüşü

Azuguejo Meydanında bir süre dinlendik birer kahve içip dinlendikten sonra Kemerin yanındaki merdivenlerden Plaza de Avendano’ya çıktık. Terastan kemerin ve şehrin manzarası çok güzel bir süre izleyip fotoğraf çektik ve Alfonso Rodriguez Caddesi üzerinde yürümeye başladık. Medina Del Campo meydanına geldik. Meydan özellikle güzel havalarda sokak sanatçılarının, müzisyenlerin olduğu çok eğlenceli bir mekan çevresindeki binalar kentin ileri gelenlerinin ikametgahı meydanın ortasındaki Juan Bravo heykeli var, San Martin Kilisesini sağ tarafımızda bırakarak Juan Bravo Caddesinde yürümeye devam ettik. Calle Juan Bravo eski kentteki en hareketli cadde, kafeler, restoranlar ve mağazalar caddenin iki tarafına sıralanmış sürekli bir kalabalık var. Caddenin batı ucu Plaza Mayor'a çıkıyor. İspanya’da her şehirde bir Plaza Mayor var meydanın batı kenarında ihtişamlı Segovia Katedrali bulunuyor. Meydanın çevresi kafe ve dükkanlarla dolu Alcasar’ doğru yürüyen kalabalık gruplar halinde yürüyen insanlar görülüyor, biz önce Katedralin içini gezdik sonrasında avlusunda biraz dolaşıp Alcasar’a doğru yürüyen kalabalığın arasına karıştık.



Segovia Su Kemeri (El Puente); Segovia’da Roma hakimiyeti döneminde Flavius tarafından M.S. 50’li yıllarda inşa edilmiştir. 2000 yıllık bir şaheser olan kemer günümüze kadar çok iyi korunarak ayakta kalabilmiş 88 Kemerden oluşan UNESCO Dünya Mirası listesindeki bir yapıdır. Kemerin suyu şehrin 17 km uzağındaki dağlardan gelmektedir. Taş bloklarla yapılan 28,5 metre yüksekliğinde 6 metre genişliğindeki yapıda çok az harç kullanılmıştır. Yerel söylencelerde Lucifer’ın güzel ve genç bir kızın gönlünü kazanmak için kemeri bir gecede yaptığı anlatılır, kemer üzerindeki deliklerin de şeytanın parmak izleri olduğu söylenir halk arasında “Puente de Diable” yani “Şeytan Köprüsü” olarak da anılır. 813 metre uzunluğundaki kemerde 20.400 adet taş blok bulunuyor.     

Segovia Su Kemeri


Segovia Katedrali (Nuestre Senora de la Asuncion y de San Frutos); 1525-1768 yılları arasında inşa edilen Avrupa’daki son Gotik Katedrallerden biri, iç mekan geç gotik tarzında olan yapıda yer yer Rönesans etkileri de görülüyor, görsel zenginliği ve süslemeleri nedeniyle “Katedrallerin Hanımı” olarak biliniyor. Görkemli bir görüntüsü olan yapının tonozları 33 m yükseklikte ve 50 metre uzunlukta, Çan kulesi ise 90 m yüksekliğinde. Katedral içinde özel nişlerde resimler ve kıyafetler sergileniyor. Katedrale giriş ücretli ve kişi başı 2€.


Segovia Katedrali
Segovia Katedrali

Katedralin Kulesi ve iç mekan


Segovia Alcasar; 12.yy’da aynı yerde savunma amaçlı bir kale olduğuna dair izler olsa da asıl Alcasar 13. Yy. da Araplar tarafından inşa edilmiş, 16.yy’dan itibaren Gotik stilinde yapılan değişiklilerle Saraya çevrilmiş. Bina Kraliyet Sarayı, Hapishane, Askeri Akademi ve Kraliyet Ağır Silah Okulu olarak kullanılmış, günümüzde müze ve Askeri Arşiv olarak kullanılan bina hakkındaki en eski kayıtlar 1155 yılına Kral Alfonso VIII dönemine uzanıyor, öncesinde binanın ahşap olduğuna dair bilgiler var. Kral Alfonso VIII ve eşi İngiltereli Elenor günümüzdeki yapıya benzer ilk taş bölümleri yaptırıyorlar ve saray olarak kullanıyorlar. 1258 yılında Kral Alfonso X kapsamlı bir yenileme yaptırıyor ve yapıyı Kraliyet Meclisi olarak kullanıyor. Ancak en kapsamlı yenileme Kral John II tarafından yapılıyor. Bu dönemde günümüzde de görülen Kral John Kulesi yapıya ekleniyor. Sonraki yıllarda çeşitli onarımlar geçiren Alcasar Kral Alfonso XIII döneminde, 1896 yılında günümüzdeki şekline ulaşıyor. 

Alcasar de Segovia
Alcasar de Segovia

Alcasar giriş kapısı, Victoria Eugenia anıtı, kale çevresindeki hendek ve giriş


Alcasar Şatosu gerek mimarisi ve gerekse konumu itibariyle muhteşem bir yapı Bavyera-Füssen'deki Neuschwanstein Şatosuna benziyor ve onun gibi Disney filmlerine ilham kaynağı olduğu söyleniyor. Şatonun kuzeybatısındaki vadide Calle San Marcos üzerindeki çayırlıktan bakıldığında muhteşem bir görüntüsü var. Bina 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmış. Sarayın iç mekanları Mudejar tarzında dekore edilmiş Eresma ve Clamores nehirlerinin arasındaki tepeye kurulan Kalenin gemiye benzeyen formunun bilinçli olarak yapıldığını iddia eden kimi tarihçiler bunu savaşa hazırlanan bir gemi metaforu ile betimlerler. Kalenin altındaki tüneller ve tünellerde saklanan hazineler ile ilgili de bir sürü söylence dolaşmaktadır. 1862 yangını sonrası harap olmuş ve neredeyse yeniden inşa edilmiştir. İç mekanlardaki bezemeler ahşap ve taş işçiliği El Hamra ve Sevilla Alcasarındakilere benziyor, Krallar salonunun 52 İspanyol hükümdarının figürü bulunan ahşap oyma tavanı, Taht odasının altın yaldızlı tavanları ve halı kaplı duvarları, koridorlardaki Mudejar stili İslami motifleri ile Alcasar unutulmaz bir deneyimdir.


Giriş Holü, Tavan işlemeleri, Kral Salonu, Taht Odası ve Yatak Odası

İç avlu
İç avlu

Girişin kişi başı 8 Euro olduğu Alcasara ana girişten dar bir koridorla iç avluya bağlanılıyor buradan İlk inşa edilen döneme ait Mudejar tarzında dekore edilmiş sarayın en eski odasından tura başlanıyor, bu mekanda şövalye zırhları sergileniyor duvarlarda kısmen ilk dönemlerden kalan motifler koruma altına alınmış sonrasında Şömine odası, Taht Odası, Galley Room, Sala De Las Pinas (Çam kozalağı odası), Kralın yatak odası, Hükümdar Odası, Sala Del Cordon, Şapel, Sala De Armas (Ordu Müzesi) ve Kraliyet Okulu Sanat Müzesi geziliyor ve tur sona eriyor. Son bölümde bilet alırken isteğe göre ücret eklenen kule gezisi var, kulenin çıkışta 158 merdiven çok dik ve yorucu ama yukarıda görülecek manzara için yorgunluğa değer, terastaki muhteşem manzara mutlaka görülmeli.  

 

Silah Müzesi, Teras ve Burçlar


Saraydaki müze silah ve savaş sanatı meraklıları için bulunmaz bir yer, el yazması kitaplar, mekanik, matematik ve silah üretimini anlatan eserler, antika kılıçlar, mızraklar, oklar, top ve tüfekler, çizimler, giysiler gibi birçok ilginç eser sergileniyor hepsini incelemek için epey gerekir. 

Kule Terası

Kule terasından Segovia Katedrali, Mirador de la Pradera'dan Alcasar manzarası


Kuledeki manzara nefes kesici ancak şiddetli rüzgar ve çiseleyen yağmur nedeniyle tadını çıkaramasak da bu kadarı bile hafızalarımız kazındı.

Segovia  maceramız sona ermeden önce Segovia mutfağından da kısaca bahsetmek isterim. Segovia İspanya’nın en iyi mutfak kültürüne sahip şehirlerinden biri, şehre gelip denemeden gitmeyin denen 3 geleneksel yiyeceği var bunlardan ilki Cochinillo; 3 haftalık süt domuzu yavrularının fırında kızartılarak herhangi bir sos veya çeşni olmadan bütün halinde servis edildiği geleneksel bir yemek. İkincisi Lechazo Asado; Kuzu budunun toprak fırınlarda odun ateşinde 3,5 saat boyunca pişirilmesi ve yine herhangi bir sosa bulanmadan garnitür olmadan servis edildiği bir yemek. Üçüncüsü ise Judias de la Granja; Bölgeye özgüküçük beyaz fasulyelerin toprak güveçlerde çeşitli malzemeler ve yine bölgeye özgü soofrita sosu ile pişirilerek hazırlandığı bir yemektir.

Akşam güneş batmadan önce Madrid yoluna koyulduk, dönüşü Calle Velarge üzerinden yaptık. Segovia çıkışında ilginç bir mimarisi olan Ticaret Merkezi binasını gördük.


Madrid Ticaret Merkezi binası


Hava karardığında Madrid sokalarına girmiştik, yol üzerindeki Hard Rock Kafed dinlenip otelimize döndük, Bir sonraki yazı Madrid'ten başlayıp Cordoba-Granada-Jaen ve Sevilla gezisi olacak. 

 

Sevgiler

 
 
 

1 Yorum


harold96simmons.5575+abc123
15 Oca

Hôm trước, mình có thấy mọi người bàn tán về bongdaso trong một diễn đàn khi xem kết quả các trận đấu, nên cũng tò mò mở ra xem cho biết. Mặc dù không đi sâu lắm, chỉ lướt qua trong chốc lát để xem cách sắp xếp thông tin và tỷ số, nhưng mình cảm nhận được rằng giao diện khá rõ ràng và gọn gàng. Đọc một hồi cũng không thấy rối mắt, với mình vậy là đủ để nắm bắt thông tin cơ bản rồi trên bongdaso.org.

Beğen
bottom of page