top of page

2024 İngiltere-İskoçya gezisi 2.bölüm

  • Yazarın fotoğrafı: Derya Bilgiç
    Derya Bilgiç
  • 3 Eki 2025
  • 16 dakikada okunur


10.Gün 26/11/2024-Cumartesi: Rodnay Road 69 Londra – Stonehenge - 2 Bed City Center Flat, Marr House, Lower Bristol Road, Bath 125 mil (202km), 3 saat 5dk.

Günün Rotası
Günün Rotası
Deniz ekibe katıldı
Deniz ekibe katıldı

Londra'daki evimiz ve kahvaltı hazırlığı


Sabah Rodney Road üzerindeki marketten kahvaltı alışverişi yaptık, güzel bir kahvaltı sonrası Bath’a doğru yola çıktık. Londra metropol alanından çıkarken Thames kıyısındaki benzinciden depomuzu doldurduk, yolda sohbet sırasında Stonehenge’e uğramaya karar verdik, sonrasında Bath’a geçip gece orada konaklayacağız. Londra’dan çıkıp M3 otoyoluna döndük, Waltham yakınlarında A303’e geçip 2,5 saat sonra Stonehenge otoparkına ulaştık.


Stonehenge
Stonehenge

Ziyaretçi Merkezi ve tematik Köy


Stonehenge; İngiltere’nin güneyinde Larkhill Köyü yakınındaki düz bir ovada yer alan 4500-5500 yıllık bilinen insanlık tarihinin en eski ve en heyecan verici yapıtlarından biri bulunuyor. Salisbury kasabasına 8 mil (13km) mesafedeki dairesel formda dizilmiş dikilitaşlardan meydana gelen yapı keşfedildiği zamandan beri tüm dünyanın ilgi odağı olmuş, hakkında birçok efsaneler ve hikayeler üretilmiş. Hangi amaçla inşa edildiği tam olarak bilinmese de tapınak veya tarımsal amaçlı astronomik gözlem yeri olarak yapıldığı düşünülüyor. Taşların çevresindeki geniş bölgede aynı dönemlere ait birçok höyükte mezarlar bulunmuş olması nedeniyle dini anlamı olan kutsal bir yer olduğu da tahmin ediliyor. Bir diğer düşünce de buranın bir şifa merkezi ve Druidlerin (Kelt Rahipleri) tapınma yeri olduğu. Günümüzde aynı inanca sahip Druidlerin her yıl yaz ortası gündönümünü kutlamak için Taşların çevresinde toplanmaları bu tezi doğrular nitelikte.

Stonehenge
Stonehenge

Güneşe doğru hizalanan dairesel formda konumlanmış 100 adet dikili taştan oluşan yapı, 1500-2000 yıllık bir süreç içinde aşamalı olarak inşa edilmiş. M.Ö. 3700 yıllarında başlayan süreç M.Ö. 1600 yıllarında tamamlanmış. Neolitik ve Tunç çağlarına denk gelen bu dönemde mezar alanı ve tören alanı olarak kullanılmış. Unesco tarafından Dünya Mirası ilan edilip koruma altına alınan taşların en büyüğü 40 tonun üzerinde ağırlığa ve 4m yüksekliğe sahip, anıt Sarsen taşı ve Mavi taştan yapılmış, iç kısımdakiler mavi taştan, dış çember ise Sarsen taşından. Taşlar birbirine geçecek şekilde birleştirilmiş, dış çember 30m çapta ve dikili taşların üzerine konmuş bloklarla inşa edilmiş.




Yaz Gündönümü Hizası
Yaz Gündönümü Hizası

Dış çemberi oluşturan Sarsen taşları 30km mesafeden, iç kısımdaki Mavi taşlar ise 350km uzaklıktan getirilmiştir. Bu boyuttaki ağır taşların o çağlarda nasıl o kadar uzak mesafelerden taşınabildiği, modern kaldıraç aletleri olmadan 4 metrelik dikitlerin üstüne konabildiği hala gizemini koruyor.

Stonehenge’i dolaşmak için iki seçenek var birincisi beleş, para ödemek istemiyorsanız düz ve sürekli sert rüzgarların estiği, serin yada yaz mevsimi hariç keskin bir soğukta 2km’lik bir yürüyüşü göze alarak yürümek zorundasınız, bu yürüyüş paralı yolun dışından yapılıyor ve anıtı sadece belli bir mesafeden görebiliyorsunuz, diğeri ise ziyaretçi merkezinin önünden kalkan otobüslere 28£ ödeyip 3dk.da gitmek, hava güneşli olunca bedava olanı tercih edip yürümeye başladık. Yemyeşil çimle kaplı bir ovada çok keyifli bir yürüyüş oldu, gerçi taşları biraz uzaktan gördük ama bol oksijenli tertemiz havada Salisbury kırlarında taşların enerjisini hissetmek çok keyifliydi.


Gün batımında Stonehenge


Yarım saate yakın taşların çevresinde dolaştıktan sonra ziyaretçi binasına döndük, binanın yanındaki neolitik çağdaki yaşamı anlatan küçük tematik köydeki evlerin içini, taşların nasıl taşındığını göstermek için yapılmış tomruklar üzerindeki devasa taşı görüp turumuzu bitirdik.

Stonehenge’den ayrılıp Bath yoluna döndük, yarım saat sonra hava iyice karardı, aralıklı yağmur yağıyor, Bath’a gidiş yönünde hiç araba olmayıp karşı şeritte uzun araç kuyrukları olması garibimize gitti şehre yaklaştıkça yer yer sel uyarı tabelaları görmeye başladık, buna rağmen yola devam ettik, şehre girince kısa süre önce büyük bir sel yaşandığını gördük ancak şehre inince afetin büyüklüğünü anlayabildik, Avon nehri taşmış ve nehir yatağına yakın dükkanlar ve binalar sular altında kalmış insanlar dükkanlarındaki suyu tahliye etmeye uğraşıyorlardı. Kaldığımız yer tepenin üstünde olduğundan sıkıntı yoktu, eve yerleşip kent merkezine doğru yürümeye başladık.

Lover Bristol yolundaki su birikintilerini hoplaya zıplaya atladık, Quays Bridge köprüsü üzerinde Avon Nehrinin ne kadar yükseldiğine şahit olduk deli gibi akan nehrin üzerinden karşı kıyısına geçtik.


Bath'taki mekanımız Marr House


Bath; Jane Austin romanlarının geçtiği romantik şehir, Roma döneminden kalan hamamlar ve İngiltere’deki yegane doğal kaplıcalarının burada olması kentin en ayrıcalıklı özelliği, öte yandan Bath İngiltere’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Alanı ilan edilen tek şehir. Arnavut kaldırımlı sokakları, bal rengi taş evleri, Royal Crescent ve The Circle gibi ile farklı mimari dokusu, kent çevresindeki yemyeşil kırlar ve yürüyüş yolları, kentin ortasından ikiye bölen Avon nehri ve kıyısındaki parkları ile tarih boyunca Britanya adasının en gözde tatil şehirlerinden biri olmuş. 


Pulteney Köprüsü
Pulteney Köprüsü

M.Ö. 70 yılında Romalılar tarafından kurulan kenti romalılar Kelt Tanrısı Sul ve Roma Tanrısı Minerva’nın birleşimi ile Sulis Minerva’ya adamışlar ve şehre Aquae Sulis adını vermişler. M.S. 973’te Saksonlar zamanında İngiltere’nin ilk Kralı Edgar Bath’ta taç giymiş sonrasında Saksonlar bu alana Manastır inşa etmişler, Normanlar ise 1088 ve 1122 yıllarında Manastırın olduğu yere yeni bir kilise  inşa edip Wells piskoposluğunu Bath’a taşımışlar. 1206 yılında ise piskoposluk tekrar Wells’e taşınmış ve günümüze kadar süren Bath ve Wells rahipleri arasında devam eden piskoposluk rekabeti başlamış.

The Circus
The Circus

Bath Hamamları; 1189 yılında kurulan İngiliz Kraliyet ailesi ve soylular tarafından kullanılan hamamlar 1755 yılında gözde bir tatil beldesi olarak moda olunca restore edilmiş ve şehir canlanmış, dönemin ünlü mimarları Ralph Ellen ve John Wood kentteki binaları İngiliz Neo Klasik (Georgian) tarzında yeniden inşa etmişler. Yenileme sırasında çevredeki taş ocaklarından elde ettikleri taşlar kullanılmış. 1769-74 arasında mimar Robert Adam şehrin iki yakasını birleştirmek için Avon Nehri üzerine içinde dükkanlar da bulunan ve Floransa’daki Ponte Vecchio ile Venedikteki Rialto Köprüsüne benzeyen Pulteney Köprüsünü inşa etmiş, yine bu dönemde John Wood tarafından tasarlanan Queen Square inşa edilmiş ancak Royal Crescent ve Circus’ın inşaatı ancak mimarın oğlu tarafından tamamlanabilmiş. Ardından Assembly Rooms, Sydney Gardens ve Landsdown Crescent gibi önemli eserler şehre kazandırılmış. İkinci Dünya savaşında önemli ölçüde hasar gören bu yapılar savaş sonrası büyük restore edilmiştir.


Roma Hamamı
Roma Hamamı

Bath Roma Hamamı iç mekan


18-19.yüzyıllarda Bath İngiltere’de yüksek sosyetenin ve entellektüel çevrelerin en çok tercih ettikleri yerlerin başında geliyormuş, şehrin bu dönemini daha iyi anlamak isteyenler Tobias Smollet, Charles Dickens ve Jane Austin’in romanlarını okuyabilir, Richard Brinsley Sheridan’ın oyunlarını izleyebilirler.

Şehrin Sokaklarında yürümek romantik bir gezi gibi, binalar ve sokaklar o kadar güzel ki ne kadar çok yürüdüğünüzü fark etmiyorsunuz, hele Avon nehri kıyısındaki Parade Garden çevresinde dolaşıp, çimlerin üzerinde oturmak, nehir kıyısındaki banklarda kitap okumak ayrı bir zevk.   

Parade Gardens; Bath Manastırının yanı başında Avon Nehri kıyısında Pulteney Köprüsü ile North Parade Köprüsü arasında şehrin merkezinde yer alan çok güzel bir park, bir nevi kent halkının toplanma ve gezi alanı güneşli havalarda herkes çimlere yayılıyor. 

Parade Gardens
Parade Gardens

Avon Nehri Kıyısından Bath Katedrali-Pulteney Köprüsü-North Parade Köprüsü


The Circus; Gerogian döneminde yapılmış dairesel formda inşa edilmiş yaşlı meşeler ve yemyeşil çimle kaplı bir parkın çevresine yerleşmiş, dairesel formlu 3 katlı 33 sıra ev dizisinden oluşan mimari mekan film platosu gibi, Jane Austin romanlarının filmlerinin bazı sahneleri de burada çekilmiş, inşa edildiği tarihten beri ülkenin ünlü simalarının oturduğu evlerden bir tanesi de Nicolas Cage’e aitmiş.

The Circus
The Circus

The Circus


Royal Crescent; Brock Street ile The Circus’a bağlanan Royal Crescent 1767-1775 yılları arasında büyük bir yeşil alana bakan yarım daire şeklinde Georgian tarzı 3 katlı 30 evden oluşuyor. Ufka doğru sonu gelmeyecekmiş gibi sıralanan evlerin yarattığı görüntü muhteşem.

The Royal Crescent
The Royal Crescent

The Royal Crescent


Bath Manastırı (Katedrali); Tarihi kayıtlara göre ilk olarak M.S. 675 yılında Saxson Kralı Osric döneminde inşa edilen Gotik Kilise, Rahibe Bertana’ya verilmiş, uzun yıllardan beri kilisenin kadınlar korosu kent hayatında önemli yer tutmuş. 973 yılında King Edgar Bath Kilisesinde taç giymiş.


Bath Katedrali
Bath Katedrali

Şehrin sokaklarında dolaştıkça selin verdiği zararı daha iyi gördük, Avon Nehri taşmış ve yakın çevresindeki alçak yerlerdeki bütün binaların alt katlarını sular basmıştı, cafe ve restoranlar içerdeki suları boşaltmak ve malzemelerini sudan kurtarmak için çalışıyorlardı, yollar da su birikintileri ile dolmuş karşıdan karşıya geçebilmek için geçiş noktası bulmak başlı başına bir uğraş haline gelmişti sular neredeyse Quays Bridge köprüsünün üzerine kadar yükselmiş köprüden geçmek korkutucu bir hale gelmişti, önceki gelişimde hayran kaldığım Parade Garden’a gelince güzelim parkın büyük bölümü sular altında kalmıştı biraz daha yürüyüp Roma Hamamları ve Bath Katedraline geldik, yarınki yolculuk için uğradığımız marketin sahibi Maraşlı bir Türk çıktı, bir süre sohbet ettikten sonra Queen Square’i geçip Gay Street üzerinden The Circus’a kadar yürüdük, hava soğuk ve yağmur çiseliyordu ama gece ışıkları altındaki The Circus çok güzel görünüyordu sanki üç yüzyıl öncesine gitmiş Jane Austin romanlarına dalmıştık, biraz ilerideki Royal Crescent turunu sabaha bırakıp geri döndük, karnımızda iyiden iyiye acıktı, internetten Queen Street üzerindeki The Raven Pub hakkındaki iyi yorumları okuyunca hemen oturduk.

The Raven; Geleneksel İngiliz Publarının güzel bir örneği, içerideki sıcak ortam, yemeklerin lezzeti, zengin bira menüsü ile Bath’a gelenlere rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir mekan.

The Raven Pub
The Raven Pub

The Raven Pub'da akşam yemeği


The Saracens Head; Başlangıçta han olarak inşa edilen bina 1713 tarihinden sonra Pub’a çevrilmiş ve Charles Dickens’ın da müdavimi olduğu şehrin en eski ve en karizmatik Pub’ı. 3 katlı tarihi kireçtaşı binası, mavi boyalı dış cephesi, bordo, yeşil ve siyah renkli düğmeli deri koltukları, alçak ahşap kirişli kireç boyalı tavanları, koyu yeşil, çivit mavisi, kırmızı ve krem renkli duvarları ve kahverengi beyaz karo seramik ve ahşap karışımı zeminleri, küçük nişler ve basamaklı kotlarla ayrılmış farklı oturma mekanları, şöminesi ve masif ahşap masaları ile geleneksel İngiliz publarının çok iyi bir örneği. İçerdeki hoş ve sıcak ortam dilediğinizce sohbet edebileceğiniz küçük ve sakin nişler loş ışıklar altındaki Charles Dickens köşesi ile unutulmaz bir yer oldu bizim için o kadar çok sevdik ki Raven’da içtiğimiz iki biranın üstüne 3’er bira daha götürdük.

The Saracens Head Pub
The Saracens Head Pub

The Saracens Head


Buraya ilişkin gizemli bir hikaye de anlatılıyor. 1810 yılında yandaki kiliseden bir papaz pub’ın önünde düşüp ölüyor ve sonrasında şehirde papazın ruhunun sık sık barı ziyaret ettiğine ilişkin hikayeler anlatılmaya başlanıyor bir süre sonra da şehir halkı bu hikayeye inanıyor. Pub aynı zamanda Charles Dickens’ın en sevdiği mekanlardan biriymiş ilk romanı Pickwick Papers’ta Saracens Head’den ismini vererek bahsediyor. Seracens Head’den ayrıldıktan sonra hızlanmaya başlayan yağmura aldırmadan yürüyerek kiraladığımız daireye döndük.


11.Gün 26/11/2024-Pazar: 2 Bed City Center Flat, Marr House, Lower Bristol Road, Bath – Bristol – Clifton Suspension Bridge - Stratford Escapes, Guild Street, Stratford Upon Avon 93,7 mil (151km), 2 saat 26 dk.


Günün Rotası
Günün Rotası

Dün akşamki kasvetli ve yağışlı havadan eser yok, gökyüzünde pırıl pırıl bir güneş var, insanın içini ısıtan çok güzel bir güne uyandık, kahvaltı yapıp evden ayrıldıktan sonra ilk durak The Circus, gün ışığında görmek istedik ardından The Royal Crescent’e uğrayıp rotamızı 70km uzaktaki Bristol’e çevirdik.


St.Mary Redcliff Church
St.Mary Redcliff Church
Bristol yürüyüş rotası
Bristol yürüyüş rotası

Yarım saat sonra Temple Gate üzerindeki Temple Quarter Car Park’a arabayı park ettik ve arabayı güvenli bir yere bırakmanın rahatlığı ile Temple Gate’den yolun karşısına geçip Portwall üzerinden Redcliffe Bascule Bridge’e doğru yürümeye başladık, sol tarafımızda Gotik Mimarisi ile St.Mary Kilisesi yükseliyor, Kiliseyi geçip 1938 yılında inşa edilen savaştan hasar gördükten sonra onarılan Redcliffe Bascule köprüsünden Avon Nehrinin karşı kıyısına geçtik. Nehrin kıyısındaki Harbour House’a gözümüz takıldı konumu çok güzel önce birer kahve içmeyi düşünsek de vazgeçtik. Queen Square’i geçip nehrin kıyısında Welsh Street üzerinden Bristol Köprüsüne kadar devam ettik, Baldwin Street’ten sola dönüp Britanya’nın en büyük perakende pazarı olan ve 1743 yılında inşa edilmiş St.Nicholas Market’a girdik.


Redcliff Bascule Bridge üzerinden Avon Nehri
Redcliff Bascule Bridge üzerinden Avon Nehri

Quenn Square ve çevresi


Bristol; İngiltere’nin güneybatısında, Avon Nehrinin Bristol Kanalına döküldüğü noktada kurulmuş, tarih, sanat, kültür kokan bir milyonluk nüfusuna rağmen ülkenin en yaşanılabilir şehirlerinden biri.

İlk yerleşimlerin Paleolitik döneme ve demir çağına kadar gitmesine rağmen Ana Britannica ansiklopedisine göre 1125 yılında liman kenti olarak kurulmuş, 1247 yılında Avon nehri üzerinde ilk taş köprü inşa edilmiş, King Edward III zamanında ise İrlanda, Portekiz ve İspanya arasında önemli bir ticaret noktası haline gelmiş. Aslen Genovalı denizci ve kaşif Giovanni Caboto, İngiltere’deki bilinen ismi ile John Cabot 1497 yılında Bristol limanından yelken açıp Americo Vespucci’den iki yıl önce Kanada kıyılarına ayak basmış, 17.ve18. yüzyıllarda köle ticareti ile ünlenen liman Batı Afrika’dan gelen şeker kamışı ve şeker sayesinde çikolata ve şekerlemeleri ile ün kazanmış. İkinci Dünya savaşında en büyük hasarı gören kentlerden biri olmasına rağmen savaş sonrası yeniden planlanarak çağdaş bir şehir haline gelmiş.

St.Nicholas Market ve kahve molası


St.Niholas Market; 1743 yılında ticaret merkezi olarak kurulan ve St.Nicks olarak da bilinen kapalı pazar alanı birçok farklı özelliğe sahip, kitaptan, biblolara, kırtasiye malzemelerinden, vintage giysilere, antika eşyalara, pipolara ve ilgi duyabileceğiniz birçok ürünün satılıyor, ayrıca ilginç sokak lezzetlerini deneyimleyebileceğiniz stantları ile çok renkli bir çarşı.

Bristol sanat ve müzik şehri, kentin en karizmatik şahsiyetleri Street Art sanatçısı Banksy ve müzik grubu Massive Attack her iki isimde Bristol halkı için çok önemli simgeler.

Victoria Street ve çevresi

Banksy; Street Art, 2. Dünya savaşından sonra ortaya çıkan duvarlara yapılan çizim ve resimlerle ifade edilen genelde protest mesajları olan sanat akımı olarak tanımlanabiliriz. 1974 Bristol doğumlu Banksy takma isimli sanatçı bu akımın en önde gelen temsilcilerinden biri, Bristol sokaklarına yaptığı düzen karşıtı resimleri ve fare figürleri ile ünlenmiş zaman geçtikçe kent halkı tarafından sahiplenilmiş, sosyal medyanın gelişimi ile de bütün dünyada tanınan bir sanatçı olmuş. Yasadışı olarak resimlerinde alaycı bir dil kullanan Banksy kimliğini titizlikle gizliyor. 


Banksy'nin Bristoldeki çalışmalarından örnekler (https://duckduckgo.com)


Marketten çıkışında Corn Street üzerindeki Kafe Revival’da birer kahve içip dinlendikten sonra Bristol Köprüsünden karşı kıyıya geçip Victoria Caddesinden otoparka doğru yürürken yolun karşısında “Ye Shakespeare Pub”’ı görünce birer bira yuvarladık.


Ye Sheakspeare Pub  


Bristol Katedrali; 1140 yılında Aziz Augustine adanmış bir manastır olarak kurulmuş, 1542 yılında ise Bristol Piskoposluğunun Katedrali olmuştur.

Bristol Kalesi; Kalıntıları Avon Nehri kıyısındaki Castle Park içinde görülebilir, aynı park içinde St.Peters Kilisesinin kalıntıları da bulunuyor.


Observatory Road
Observatory Road

Victoria Caddesi üzerinden Friary Caddesine bağlanıp arabaya ulaştık, bir sonraki durağımız kentin 15 dk. dışındaki Clifton Suspension Köprüsü oldu. Bath Bridge Roundabout üzerinden A370’e bağlanıp Bridge Museum tarafından köprüye ulaştık gişede geçiş ücreti 1 pound ödeyip  karşı kıyıda Observatory Road köşesine arabayı park ettik. Parkın içinden kısa bir yürüyüş ile tepeyi çıkıp Parkın içinden gözlemevini bulunduğu tepeye ulaştık, bu nokta köprüyü ve vadiyi yukarıdan gören fotoğraf çekmek için en güzel yerlerden biri. Gözlemevinin altında Giants Cave mağaralarına inen merdivenler var dileyen buradaki terasa inip farklı bir açıdan da fotoğraf çekebilir.


Clifton Asma Köprüsü
Clifton Asma Köprüsü

Clifton Suspension Köprüsü; Dünya mühendislik tarihindeki en önemli yapılardan biri olan köprü mühendis Isambard Kingdom Brunel tarafından tasarlanmış ve inşaatına 1831 yılında başlanmış ancak inşaat 33 yıl sonra 1864 yılında tamamlanabilmiş. Dünyanın en eski asma köprüsü olarak tanınıyor. Köprü Avon Gorge vadisi üzerinde 75 metre yüksekliğinde, 9,4 metre genişlik ve 412 metre uzunlukta. Yaya ve bisikletliler için ücretsiz araçlar için ise 1£ geçiş ücreti alınıyor. Taş ayaklar arasına gerilen çelik halatlarla taşınan köprü dönemin devrimci tasarımlarından biri olarak öne çıkmış ve günümüzde koruma altına alınmış. 


Clifton Observatory


Güneşin batışına doğru Bristol’e veda ettik yolumuz William Shakespeare’in doğum yeri Stafford Upon Avon’a düşecek ve gece orada konaklayacağız. Gloucester ve Cheltenham üzerinden 2 saat sonra Guild Street üzerindeki mekanımıza ulaştık. 3 katlı tuğla binanın 2. Katında arka bahçesinde özel otoparkı olan sevimli bir daire.


Bu geceki evimiz Stratford Escapes sevimli ve temiz bir mekan


Saat 20.30 civarı akşam yemeği için hızla evden ayrıldık rezervasyonumuz olmamasına rağmen Avon Nehri kıyısındaki The Black Swan “Dirty Duck” pub’da şansımıza güvenip oturmayı düşünüyoruz. Evden 12 dakikalık bir yürüyüş mesafesindeki restoranı hemen bulduk ve bingo arka taraflarda köşede boş bir masa ayarlandı. 


Black Swan'a giderken Noel'e hazırlanmış sokaklar

Black Swan/Dirty Duck
Black Swan/Dirty Duck

Black Swan (Dirty Duck); Avon nehri kıyısında, Royal Shakespeare Tiyatrosu ve Swan Theatre’in karşı çaprazında yer alan İngiltere’de iki isimle tescil edilmiş tek pub. 15. Yüzyılda inşa edilmiş 3 ayrı binanın bitişikteki ev ile birleştirilmesi ile 1738 yılında pub’a çevrilmiş, 1776 yılından sonra ise Black Swan adını almış, ülkenin en prestijli tiyatrolarından Swan tiyatro binasına yakın olmasından dolayı tiyatro ve sanat dünyasından ünlü sanatçıların buluşma noktası uğrak yeri ve buluşma noktası haline gelmiş ve ülkenin en tanınmış pub’larından biri olmuş. Pub Avon Nehri kıyısınca uzanan Waterside Street üzerinde bulunuyor nehre bakan sevimli bir terası var, bir tarafında çirkin ördek diğer tarafında siyah kuğu bulunan tabelası çok meşhur, nefis yemek menüsü ve zengin içki barı, ilginç dekorasyonu ile İngiltere’deki en karizmatik mekanlardan birisi, duvarlarında pub’ı ziyaret etmiş Richard Burton, Judi Dench, Laurence Olivier, Kylie Minogue, Richard Attenborough, Len Parish gibi ünlülerin resimleri asılı yani dünyaca tanınıyor ve prestijli bir mekan rezervasyonsuz yer bulmamız mucize gibi.


Neredeyse Pub'a uğramayan ünlü yok
Neredeyse Pub'a uğramayan ünlü yok

Masamıza oturduk ve hemen birer bira ısmarladık, ben her zamanki gibi menüde önce çorbaları aradım  ve “Pea&mint Soup” ile, “Sirloin Steak”, Deniz “Duck Hash”, Tayfun “Sirloin Steak” sipariş verdi ortaya da Chicken Sharer siparişi verdik, seçimlerimizden hepimiz memnun kaldık, uzun ve keyifli bir yemek sohbetine daldık, bol kahkaha ve bol bira ile gece sona erdi, her şey dahil toplam 101,84 pound ödedik ve üçümüz içinde unutulmaz bir akşam oldu.

Bu gece masamız zengin


Gecenin sonunda Noel ve Christmas için süslenmiş ışıl ışıl caddelerden ve özenle süslenmiş tarihi evlerin arasından yürüyerek Guilford Caddesindeki dairemize döndük.

Bay Shakespeare
Bay Shakespeare

Gece ışıkları altında Stratford Sokakları


12.Gün 27/11/2024-Pazartesi: Flat2 No:6 Guild Street Stafford Upon Avon – Modern Apartment 113 Oxford Road Manchester  144mil (202km), 2 saat 50dk.


Günün Rotası
Günün Rotası

Güne zengin bir kahvaltı ile başladık, bu güzel şehri bir de gün ışığı altında görmek istiyoruz, eşyalarımızı arabaya arabayı da evin otoparkında bıraktık,  Shakespeare’in evi ve tiyatrosu zaten bir sokak arkamızda, karısı Ann Hathaway’in evi de çok uzak değil, Stratford ünlü sanatçı ve entelektüel kesimin tatil ve dinlenmek için gözde kasabası, Avon Nehri kıyısında yürüyüş yapmak, alışveriş yapmak, bisiklete binmek, kırlarda dolaşmak ve nehirde tekne ile dolaşmak en popüler etkinlikler.

Stratford Upon Avon; İngiltere’nin orta batı kesiminde Warwickshire kontluğu sınırları içinde, Londra’ya 90 mil uzaklıkta, 31.000 nüfuslu popüler bir tatil yöresi. Kasabanın tarihi 5.yy’a Roma dönemine kadar gidiyor, başlangıçta Avon nehrinin iki yakasını bağlayan taş köprünün yakınında Britanyalılar tarafından küçük bir köy olarak kurulmuş. 1196 yılında John of Coutans zamanında King Richard I burada büyük bir Pazar kurulması için onay verdikten sonra gelişerek kasaba statüsüne geçmiş. 7.yy’da Anglo Saxson istilasını yaşayan kasaba sonrasında Mercia Krallığına geçmiş, 1484 yılında yeni inşa edilen taş köprü ile kasabanın ulaşımı ve ticaret kolaylaşmış, 15.yy’dan sonra dericilik gelişmiş 1564 yılında William Shakespeare’in kasabada doğması ve ülke çapında ünlü olması ile herkes tarafından tanınmış ardından Stratford kanalının açılması ile Birmingham’a bağlanmış, 1860 yılında ise demiryolunun gelmesi ile beraber kasabanın gelişimi hızlanmış, günümüzde yılda 3 milyona yakın turistin kasabayı ziyaret etmesi ile turizm en büyük gelir kaynağı haline gelmiş.

Shakespeare House
Shakespeare House

Shakespeare Evi; Henley Street üzerinde Shakespeare Center’ın yanında 1550’lerden kalma ahşap ev ünlü şairin doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği yer, günümüzde müze olarak kullanılan evde yazarın yaşamına dair anlatılar ve gösterimler yapılıyor.

Anne Hathaway Cottage; 1463 yılında inşa edilmiş, Shakespeare’in 1582 yılında 18 yaşındaki evlendiği karısı Anne Hathaway’in doğup büyüdüğü ev müze haline dönüştürülmüş oldukça iyi korunmuş evin mutfak ve oturma odası hala orijinal halini koruyor.  

Ann Hathaway Cottage
Ann Hathaway Cottage

Regley Hall; 1623-1683 yılları arasında yaşamış Kont Edward Conway tarafından inşa edilmiş, sonraki yıllarda ailenin diğer kontları tarafından eklemeler ve değişiklikler yapılmış, Hertford ailesinin yaşadığı Warwickshire kırlarında 450 dönüm arazi üzerindeki 300 yıllık bir malikanedir. Turistlerin ziyaretine açık olan malikanede yıl boyunca film gösterileri, müzik, motosiklet, klasik araba sergileri ve evlilik törenleri gibi birçok etkinlik düzenleniyor.       

Regley Hall
Regley Hall

Tudor World; Sheep Street’te Royal Shakespeare Tiyatrosu yakınında 16.yy’dan kalma bina tarih müzesi olarak kullanılıyor. Müzede Henry VIII.,Elizabeth I. Shakespeare gibi tarihsel figürlerin yaşam hikayelerinin anlatıldığı ve dönemsel sergilerin izlendiği ilginç bir mekan.

Upton House; 1927 yılında 2.Viscount Bearsted tarafından satın alınıp yenilenen binada Bosch, Stubbs ve Canaletto’nun da eserlerinin sergilendiği çok büyük bir sanat ve porselen koleksiyonuna sahip.

Stratford sokakları


Kasaba turunu tamamlayıp Manchester’a doğru yola çıktık. Rugby yakınlarından geçerken Deniz dostlarından birinin Rugby’de oturduğunu söyledi, arayıp hatırını sorunca nazik bir kahve daveti aldık ve rotamızı Rugby’ye Norton Lays Sokağa çevirdik. Çok güzel bahçeli bir villada nefis türk kahvesi ile ağırlanıp Türkiye ve eski günlerden bahsedip onların İngiltere günlerini konuştuk, keyifli bir sohbetin ardından vedalaştık, kendilerine teşekkür ediyoruz.  

Buralar gelmişken Rugby'den bahsetmesek olmaz; Warwickshire kontluğu içinde Avon nehri kıyısına kurulmuş 70.000 nüfuslu bir yerleşim. Rugby oyunu 19.yy’da ilk defa bu kentteki çok eski bir okulun öğrencileri tarafından oynandığı dolayısıyla Rugby sporunun doğduğu yer olarak bilinir. The Webb Ellis Rugby Müzesi, Rugby Sanat Galerisi, Marton Müzesi, Caldecott Parkı ve Swift Valley gezilecek yerlerdir. 


Deniz ve benim uyku ile pek aramız yoktur arada bir kestirdiğimizde Tayfun fırsatı kaçırmamış, sonrasında Pub'da bira ve akşam yemeği

 

Akşam üzeri Manchester Oxford Street üzerindeki kiraladığımız daireye yerleşip, Defne’nin eşyalarını bırakmak için çok yakındaki yurduna uğradık, biz eşyaları yerleştirirken Tayfun ve Deniz eve döndüler. 


13.Gün 28/11/2024-Salı: Modern Apartment 113 Oxford Road Manchester – Park House, 67 Park Street, Salford, M27 4UN Manchester   9 mil (15km),  35dk.

Günün Rotası
Günün Rotası
Defne'nin okulundayız
Defne'nin okulundayız

Bugün ekibin 4.üyesi Aykut'da aramıza katılacak sabah soluğu havaalanında aldık. Manchester Havalimanı ulaşımı kolay ve çok iyi planlanmış uçak zamanında indi ve ekip tamamlandı. Günü Manchester'da Defne ile birlikte geçireceğiz, arabayı yurdun karşısında Chester Street üzerindeki açık otoparka bıraktık ve alışveriş için Oxford Street üzerinden Arndale AVM’ye doğru yürümeye başladık. Kentin ikonik yapılarından Kimpton Clock Tower’ı geçip St.Peters Meydanına geldik, dairesel formu ile meydana bakan Manchester Central Library ve yanında restorasyon çalışmaları devam eden Manchester City Council’i geçip Cooper Street ve Fountain Street üzerinden içinde aradığınız her şeyi bulabileceğiniz Arndale’e geldik.  


SODA (School of Digital Arts) Binası

The Salutation Pub SODA Binası yanı
The Salutation Pub SODA Binası yanı

Manchester; İngiltere’nin kuzeybatısında Irwell Nehri kıyısında kurulmuş 600.000 nüfuslu ülkenin en büyük 4.şehri. Endüstri devriminin başladığı yer olarak bilinen kent aynı zamanda bir öğrenci şehri, geçmişi 200 yıla dayanan iki önemli Üniversitesi var. 1824 yılında kurulan Manchester Üniversitesi QS World University Ranking’de İngiltere’de en iyi 6. Avrupa’da 10. Dünya’da ise 34. Sırada, diğeri ise yine 1824 yılında Manchester Mechanics Institutes olarak kurulan sonradan Manchester Metropolitan Üniversitesi, 3. önemli okul ise 1973 yılında kurulan ve Kraliyet Müzik Okullarına bağlı The Royal Northern College of Music’tir. Oxford Street üzerinde Manchester ve Metropolitan Üniversitelerinin arasındaki binada eğitim veriyor. John Dalton, Norman Foster, David Lloyd George, Alan Turing, Ernest Rutherford yolu Manchester’dan geçen ünlü simalar, ayrıca 1840-42 arasında burada yaşayan Karl Marx ve Friedrich Engels İngiltere’de işçi sınıfının durumu üzerine incelemelerini bu şehirde yapmışlar ve Manchester Üniversitesi kütüphanesinde birlikte makaleler yazmışlar.

Shamble Square Bira Molası
Shamble Square Bira Molası

Manchester Müzesi; Manchester Üniversitesi bünyesinde olan müze Neo Gotik tarzda inşa edilmiş 130 yıllık muhteşem bir binada bulunuyor. Arkeoloji, Antropoloji ve Doğa tarihine ait çok zengin bir koleksiyona sahip olup envanterinde 4,5 milyon eser bulunuyor. Pazartesi hariç diğer günler açık olan müzeye girişte ücret alınmıyor, dileyen ziyaretçiler girişteki bağış kutusuna bağış yapabiliyor. İlk koleksiyonlarını 1821 yılında toplamaya başlamış olan müze,1888 yılında mimar Alfred Waterhouse’un tasarladığı günümüzde kullanılan binaya taşınarak halka açılmış. Müzenin bir diğer özelliği ise Kahire dışındaki en büyük mumya koleksiyonuna sahip olması.

Whitworth Hall ve Manchester Museum Binası
Whitworth Hall ve Manchester Museum Binası
Manchester Müzesi
Manchester Müzesi

Science and Industry Museum; 2024 yılının Ekim ayında gezdiğim müze binası Liverpool Road üzerinde yer alıyor. Dünyanın ilk yolcu treni istasyonu olan ve koruma altındaki Manchester Liverpool Road binasında bulunan müze, 1969 yılında Grosvenor Street’teki binada hizmet vermeye başlamış, 15 Eylül 1985 yılında ise bu günkü binaya taşınmış. Müzenin Demiryolu Galerisinde; lokomotiflerin tarihi buharlı lokomotifler, demiryolunun öyküsü, Tekstil Galerisinde; Pamuk kenti (Cottonopolis) olarak bilinen ve kente bu ünü sağlayan tekstil makineleri, dokumalar ve döneme ait fotoğraflar sergilenmekte, Mühendislik ve Makine Galerisinde; Endüstri Devrimini başlatan buharlı makineler, motorlar ile etkileşimli sunumlar, Bilim Galerisinde; Temel bilimlere ilişkin sergiler ile çocuklara yönelik interaktif öğretici uygulamalar, Uzay ve Zaman Galerisinde ise Astronomi ve Uzaya dair sergiler, zamanın tarihçesi, saat yapımının tarihi ve zaman ölçümlemesinin geçmişi bulunuyor, ayrıca müze bünyesinde her yıl bilim festivali düzenleniyor. Binanın bir bölümü ise 2019 yılında başlayan Covid 19 Pandemisinde yaşanan sürecine ayrılmış, salgın boyunca özveri ile hizmet verenler o dönemde şehrin sokaklarından ve önemli meydanlarından çekilen fotoğraflar Covid aşısının bulunmasında görev alanlar ve son kısımda da Dünya kentlerinden salgın süresince çekilmiş boş meydanlar ve caddelerin fotoğrafları var.

Science & Industry Museum

Bilim ve Endüstri Müzesi galerileri ve Covid 19 Injection House
Bilim ve Endüstri Müzesi galerileri ve Covid 19 Injection House

Manchester Art Gallery; St.Peter Meydanının kuzeydoğu köşesinde Mosley Street üzerinde yer alıyor. 1823 yılında kurulan müze binası Sir Charles Barry tarafından Grek Ionic tarzında tasarlanarak 1835 yılında açılmış, envanterinde 5000’e yakın suluboya ve yağlı boya tablo, 250 heykel, 90 minyatür ve 1000’e yakın baskı eser ile 13.000’den fazla porselen cam ve diğer objeler bulunuyor.


Manchester Art Gallery
Manchester Art Gallery
Art Gallery Salonları
Art Gallery Salonları

National Football Museum; Arndale Alışveriş Merkezinin çok yakınında bulunan Futbol müzesini açma fikri 1994 yılında PNE Başkanı Brian Gray tarafından ortaya atılmış, 2001 yılında açılan müze 2012 yılında Riba ödüllü Omi Architects tarafından tasarlanan Corporation Street üzerindeki Urbis binasına taşınmış, müzede 4 galeride 40.000’den fazla obje ile beş etkileşimli oyun galerisi de bulunuyor.

National Football Museum
National Football Museum

National Football Musum


Manchester Central Library; İlk olarak 1852 yılında Campfield’da Charles Dickens’ın da katıldığı bir törenle açılan kütüphane 1877 yılında eski belediye binasına oradan da 1912 yılında da şimdiki yerine taşınmış ek bina ihtiyacı doğunca, St.Peter Meydanında Mimar E. Vincent Harris tarafından Roma Pantheon’undan esinlenilerek tasarlanan bina 1934 yılında açılmış, yapı günümüzde koruma altına alınmış.


Manchester Central Library


Manchester Town Hall; King Street’teki Neo Klasik binanın yetersiz kalması ile St. Peter Meydanında Mimar Alfred Waterhouse tarafından Viktorian Neo-Gotik tarzda tasarlanan Belediye binası 1877 yılında tamamlanmış. Bina cephesinde M.S.9yy’da kentin kurucusu Romalı General Agricola, III.Henry, I.Elizabeth ve en tepede de St.George’un heykelleri bulunuyor.


Kimpton Clock Tower
Kimpton Clock Tower

Kimpton Clock Tower


Kimpton Clock Tower Hotel; Kentin simgesi durumundaki Oxford Street üzerinde Eklektik Barok tarzında tasarlanmış bina 1895 yılında açılmış, mimarları Alfred ve Paul Waterhouse ile Stanley Birkett’tir. Açıldığı yıllarda Sigorta şirketi tarafından ticari amaçlı kullanılan yapı günümüzde otel binasıdır. 66 metrelik saat kulesi bulunan bina kentteki en görkemli yapılardan birisi.

China Town; St.Peter Meydanı yakınında İngiltere’nin 2. Büyük Çin mahallesi bulunuyor. Çin mahallelerinin sembolü olan büyük bir tak altından girilen mahallede çok sayıda Çin restoranı, marketi ve mağaza bulunuyor.


China Town
China Town

Deansgate üzerindeki John Rynalds Kütüphanesinde ise Yeni Ahitin en eski nüshalarından biri bulunuyor.

İnsanlık tarihi müzesi, Whithworth Sanat Galerisi de görülmesi gereken diğer yerlerden.

Defne ile Arndale’de buluştuktan sonra Shamble Square’e geldik Manhester City’nin maçı olduğundan meydan ateşli taraftarlarla doluydu, aralarına karışıp The Old Wellington Pub’a oturduk birer bira ısmarlayıp taraftarları izledik, akşam yemek için Cavendish Street üzerindeki Azuma Kore Restoranında yer ayırtmıştık, yol üstündeki Whisky Club mağazasına uğrayıp yemek mekanımıza geçtik..

Azuma Kore Restaurant
Azuma Kore Restaurant

Azuma restoranın değişik bir konsepti var, 2 saat içinde hepsini bitirmek kaydıyla dilediğin kadar et ve diğer yiyeceklerden sipariş verebiliyorsun, masadaki elektrikli ızgarada etleri kendin pişiriyorsun, gece boyunca doya doya et yedik. Yemek sonrası Soda Binasının altındaki Pub’da oturup Defne ile vedalaştık gece kent merkezinin biraz dışında Salford’da yatacağız akşam kaldığımız yerde epey üşüdük ve hiç memnun kalmadık, neyse ki bu geceki mekanımız Victorian tarzı iki katlı sıra evlerden biri, içi yeni dekore edilmiş ve hepimize birer oda düşüyor, güzel bir gece geçirip rahat uyuduk, sabah Edinburgh’a gideceğiz.


3.Bölüm Edinburg-Aberlour ve eve dönüş




 
 
 

Yorumlar


bottom of page