2024 İngiltere-İskoçya 3.Bölüm
- Derya Bilgiç
- 16 Eki 2025
- 32 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 17 Eki 2025
14.Gün 29/11/2024-Çarşamba : Park House, 67 Park Street, Salford, M27 4UN Manchester – 23 Blairmuire Terrace Broxburn EH52 5HF 213 mil (343km), 3 saat 50dk.

Salford Konaklama Mekanımız
Sabah hızlıca toparlanıp yola çıktık, önce M61 otoyoluna Preston civarında ise M6 otoyoluna katıldık 4,5 saat civarında bir yolumuz var, hava bulutlu arada bir yağmur çiseliyor, 3 saat mola vermeden sürdük, 124mil sonra Gretna yakınlarında İskoçya topraklarına ulaştık. Coğrafya Outlander dizisine döndü uçsuz bucaksız yemyeşil çayırlar, yer yer koruluklarla kaplı tepeler, kayalık yamaçlar heyecan verici vahşi bir doğa İskoçya’nın soğuğuna rağmen rağmen pastoral bir ülke buralarda araba sürmek çok keyifli, 1 saat daha yol alıp Abington yakınlarında benzin almak, atıştırmak ve kahve içmek için mola yerine girdik, istasyonda Mount View Karavan Park ve iki katlı tuğladan yapılmış güzel bir binaya yerleşmiş Days Inn hotel var.


Çevremiz göz alabildiğine kırlık alan çimlerde otlayan, koyun sürüleri ile tepelerin eteklerindeki meşe koruluklar şahane bir panorama oluşturuyor kahvelerimiz alıp soğuğa rağmen doyasıya seyrettik. İstasyondan çıkarken yanlışlıkla otoyol yerine A702 yoluna girdik buna rağmen geri dönmedik ve köy yolundan devam ettik, gidiş-geliş tek şeritli dar ama düzgün asfalt kaplı yolda ilerledikçe kendi aramızda bu yolu seçmemizin ne kadar doğru bir karar olduğunu konuştuk, kendine özgü mimariye sahip küçük köylerin, çiftliklerin, otlayan koyunların ve ineklerin arasından geçtikçe keyiften dört köşe olduk, İskoç kırsalında hafızamıza unutulmaz görüntüler kaydettik, mola yerinden hareket ettikten 10 dakika sonra solda “Sunnyside Antiques” tabelasını görünce hemen durduk, bahçe içinde tek katlı 4 ayrı binadan oluşan çiftlik arazisine girdik, arabayı park edip arka tarafa doğru yürüdüğümüzde karşıdaki ahıra benzer binanın kapısından girince, yüzlerce antika eşya arasında dolaşan dükkan sahibini gördük, içerde üst üste yığılmış o kadar değişik obje var ki saatlerce vakit geçirilebilir, 15dk dolaşıp tekrar yola devam ettik, yol dar ve hızımız iyice düştü ama çok keyif aldığımız bir yolculuk oldu, 1 saat sonra Edinburgh merkeze 13 mil uzaklıkta Broxburn’deki kiraladığımız eve geldik, burası arka bahçesinde otoparkı olan 2 katlı tipik bir ev.


1.Gün yürüyüş Rotası
Hepimiz Edinburgh’u o kadar merak ediyoruz ki eşyaları eve atıp zaman kaybetmeden şehir merkezine indik, Kalenin altındaki Castle Terrace kat otoparkına arabayı bırakıp Johnston Terrace Caddesi üzerinden Kaleye doğru kalabalığın arasında yürümeye başladık, Castle Wynd Steps’ten dönüp merdivenleri çıkınca bir anda Castle Hill’in ortasına düştük hava kararmış ve kalede ışık gösterileri başlamıştı avluya girip bu muhteşem gösteriyi izledik. Kalenin surlarından kentin günbatımını ve gece görüntüsünü seyretmek muhteşem bir duygu.


Edinburgh Kalesi
Edinburgh Castle(Castle Hill); Deniz seviyesinden 135m yükseklikteki milyonlarca yıl önce oluşmuş volkanik bir kayacın buzullar tarafından aşındırılarak günümüze ulaşan parçası üzerine oturmuş Avrupa’nın en eski ve güzel manzaralı kalelerinden biri. İlk yerleşim izleri 3000 yıl öncesine kadar uzanıyor. M.S.638’de bir Kelt kabilesi olan Gododdin’ler Din Eidyn adıyla ilk kaleyi inşa etmişler. 1058’de tahta çıkan İskoç Kralı Malcolm III kaleyi mesken edinmiş, Kralın eşi Margaret 1093 yılında kale içinde günümüze ulaşan en eski yapı olan Azize Margaret Şapelini inşa etmiş. 1296 ve 1341 yıllarında iki kez İngiliz istilası yaşamasına rağmen her seferinde İskoçlar tarafından geri alınmış, kale içindeki David Kulesi 1371 yılında inşa edilmiş 30 metre yüksekliğindeki kule savaşlarda büyük hasar görmüş, 1457 yılında Mons Meg isimli devasa bir top kaleye yerleştirilmiş ve bugün hala aynı yerde duruyor.
Kale meydanı ve kent manzarası
1571-73 yılları arasındaki büyük kuşatmanın ardından kale yarım ay şeklinde yeniden tahkim edilerek Portcullis kapısı eklenmiş, kalede ikamet eden son Kral ise Charles I olmuş. Bu tarihten sonra Kale Cromwell’in ordularının ikametgahı olmuş, 1660-1688 arasında Jakoben isyancılar kaleye yerleşmiş, 7 yıl savaşları, Amerikan Devrimi ve Napolyon savaşları sırasında ise savaş esirlerinin hapishanesi olarak kullanılmış, günümüzde İskoç Ulusal Savaş Müzesi, The Royal Scoots Dragoon Guards Regimental Müzesi ve Royal Palace binaları kale içinde bulunuyor. 1995 yılında Edinburgh şehri ile birlikte UNESCO Dünya Miras Alanı olarak ilan edilmiş, her yıl iki milyondan fazla turist tarafından ziyaret ediliyor.

Kaleden ayrılıp Lawnmarket üzerindeki dükkanlara uğrayarak Royal Mile’a doğru yürüdük, cadde üzerindeki mağazalarda İskoç yerel giysisi Kilt’ten, kilt aksesuarlarına, çeşit çeşit Whiskey’lerden, pipolar ve kitaplara kadar ne ararsan var. Royal Mile’dan Cockburn Street’e dönüp East Princess Street Gardens’daki Noel Pazarına (Christmas Market) uğradık, kalabalık ve zengin ürün çeşidi olan bir Pazar. Parkın içinden Royal Scottish Academy ve Walter Scott anıtının silüeti görmeye değer. Parktan Princess Street’e çıkarken polisler bir yankesiciyi yakalayıp yaka paça götürdüler, sağa dönüp birkaç yüz metre ileride Leith Street köşesindeki Society Bar&Kitchen’a oturduk, garsonları son derece sevimli ve eğlenceli biri işini severek ve eğlenerek yapınca etrafına da pozitif enerji saçıyor. Tayfun menüde midye görünce dayanamadı bizde makarna ve şarap ısmarladık oldukça lezizdi.

East Princess Garden
Lawn Market ve Society Bar&Kitchen
Yemek sonrası tekrar Kaleye doğru yürüdük, Ramsey Ln köşesinden Castle Hill’e dönerken Tayfun’la köşedeki Camera Obscura&World of Illusions’a girdik, 5 katlı binanın her katında ayrı bir görsel deneyim yaşatan çok eğlenceli bir yer, çatı katındaki teras kaleyi ve katedrali gören muhteşem bir manzaraya sahip, teleskop ise ayrı bir deneyim. Çıkışta karşı binadaki The Whisky Experience’a uğradık kapalı olunca yarına bıraktık. Castle Winds merdivenlerinden Johnston Terrace’a inip arabaya döndük yorucu bir gün ve gecenin ardından eve geldik.
Royal Mile
15.Gün 30/11/2024-Perşembe : Edinburgh Şehir turu

Bugünü tamamen Edinburgh’a ayırdık, erken kalkıp şehri doya doya dolaşacağız, kahvaltıda canımız taze ekmek ve kruvasan çekince ben dışarı çıkıp açık fırın aradım İstasyon Caddesine kadar yürümeme rağmen sabahın körü ve hiçbir yer açık değil, geri dönüp meydana yakın küçük marketten sıcak olmasa da taze ekmek buldum, kruvasan ise yok, biraz geç kalınca Deniz merak edip arabayla beni aramaya çıkmış marketin önünde karşılaştık ve birlikte eve döndük, geldiğimizde kahvaltı masası hazırdı güzel bir kahvaltı yapıp Edinburgh merkeze geldik, arabayı Castle Terrace’a bırakıp, Johnston Terastaki merdivenlerden Kings Stable Road’a inip Grassmarket’a doğru yürüdük.
Grassmarketteki yiyecek tezgahları
Edinburgh; Romalıların Lothian’a geldiklerinde Edinburgh bölgesinde bir Kelt kabilesi olan Votadini’lerin yaşadıklarını yazıyorlar, aynı bölge sonradan yine bir Kelt kabilesi olan Gododdin Krallığına geçmiş, bu krallık “Din Ediyn” adıyla Edinburgh Kalesini inşa etmiş, 638 yılında NorthUmbria Kralı Oswald bölgeye egemen olduktan sonra kale çevresindeki ilk yerleşimler Lawnmarket civarında kurulmaya başlanmış ve Royal Mile’a doğru genişlemiş bu durum 950 yılında İskoçların bölgeye ele geçirmesine kadar devam etmiş, 1058 yılında İskoç Kralı Malcolm III Kaleyi ikamet yeri olarak seçmiş, 1437 yılında Edinburgh İskoçya’nın resmi başkenti olmuş. 1582’de Edinburgh Üniversitesi kurulmuş,1603 yılında ise İskoçya Kralı James VI döneminde Taçlar Birliği adı altında İngiltere ile birleşme sağlanmış, bu birleşme Klanlar arasında çekişmelere yol açmış ve defalarca hem kendi aralarında hem de İngilizlerle çatışmaya başlamışlar, bu çatışmalardan en ünlü olanı 1795 yılındaki Jacobite isyanıdır. Edinburgh 18.yy’da Avrupa’nın en kalabalık ve sağlıksız şehri haline gelmiş, 19yy’da ise sanayi tam bir kentine dönüşmüş, 1960 ve 1970’li yıllarda dönüşüm başlamış ve kentte büyük bir gecekondu yıkımı yaşanmış. 1980’lerden sonra çok hızlı değişim ve gelişim yaşayan kent Londra’dan sonra Birleşik Krallığın en önemli mali ve idari merkezi haline gelmiş.
Edinburgh oldukça kuzey enlemde olmasına karşın Okyanustaki sıcak akıntıların etkisi nedeniyle serin ılıman bir ikilime sahip, kentte nadiren çok soğuk günler yaşanmasına karşın kış aylarında ortalama sıcaklık 7-8 derece yaz aylarında ise 15-19 derece arasında kalıyor.

Harry Potter filmlerindeki gibi kasvetli ve gizemli bir film platosunu andıran Edinburgh yüksek taş binaları, dar ve merdivenli geçitleri, Kalesi, mezarlıkları ve katedralleri ile büyüleyici bir şehir, gezilecek o kadar çok yer yapılacak o kadar çok şey var ki 2 günlük tur bunların tamamını yapmaya yetmedi ve bir kısmını sonraki gelişimize ertelemek zorunda kaldık.

Arthur’s Seat; Kent merkezinin batısında Holyrood Park içinde 350 milyon yıl önce aktif olan ve şehrin en iyi manzarasının izlenebileceği 251 metre yüksekliğindeki sönmüş volkanik bir tepe. Tepenin isminin Kral Arthur’dan geldiği ve efsanevi Camelot’un burada olduğu söyleniyor, diğer bir iddia ise ismini Galce “Ard-na Said”’den geldiği hangisinin gerçek olduğuna dair bir fikrim yok doğrusu, Tepeye tırmanış için çeşitli zorluk derecelerinde birçok rota mevcut, yürüyüşe kent merkezinden başlanırsa 1 saatlik bir sürede zirveye ulaşılabiliyor. Zirvede St.Anthony Şapeli kalıntıları bulunuyor.
Dean Village
Dean Village; Leith Nehrinin kıyısında Princess Street’e 5 dakikalık yürüme mesafesinde 800 yıllık bir yerleşim. Orta çağdan kalma 3-4 katlı taş binaların arasından dolanan Arnavut kaldırımlı dar sokakları ile bir zamanların su değirmenlerinin olduğu köy görülmeye değer. Köy merkezinde Damside sokağındaki Well Court Binası değirmenlerde çalışan işçilerin kalması için yapılmış özel bir bina. Yürüyüş severler için bu şirin köyün sokaklarında dolaşmak lazım. Hop-on Hop-of otobüsleri ile Charlotte Meydanındaki durakta indiğinizde 800-900 metrelik bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Köyden başlayan Leith Nehri kıyısı boyunca 29km süren yürüyüş rotası da zamanı olan ve yürümeyi sevenler için önerilebilir.

St.Giles Cathedral; King David I tarafından 1124 yılında yapımına başlanan ve 1140 yılında açılan 14-16 ve 19.yy’da yapılan eklemelerle günümüzdeki haline ulaşan Gotik Katedral. İskoçya’nın yaşadığı inişli çıkışlı dini tarihin en önemli tanıklarından biri, vitrayları, Rieger orgu ve İskoçya Büyük Şövalyelik Tarikatının merkezi olan Thistle Şapeli ile ünlü.
National Museum of Scotland
National Museum of Scotland; 1866 yılında açılan Kraliyet İskoç Müzesi ve 1998 yılında açılan İskoçya Müzesi’nin birleştirilmesi ile oluşturulmuş, eski bina Viktorya Venedik tarzında yeni bina ise Modern anlayışla inşa edilmiş, 2011 yılında 3 yıl süren restorasyon sonrası günümüzdeki haline ulaşmış. Zemin katında İskoçya’nın Prehistorik dönemine, 1 ve 2. Katlarda Kraliyet dönemine, 3.katta İskoçya’nın 16. Ve 17. Yüzyıllar arasındaki değişim dönemine, 4.ve 5.katlarda Endüstri Devrimi dönemine, 6.katta ise “Değişen Bir Ulus” teması altında 1.dünya savaşından günümüze kadar olan döneme ait eserler bulunuyor, teras kat ise kafe ve seyir alanı olarak kullanılıyor.

Royal Mile; Kraliyete ait iki önemli bina Edinburgh Kalesi ve Holyrood Sarayını birbirine bağlayan, 1 İskoç Mili uzunluğundaki bulvar, cadde üzerinde eski ve yeni parlamento binaları, tarihi kiliseler, mahkeme binaları ile birçok turistik mağaza bulunan kentin en önemli ticari aksı.
Scott Monument
Scott Monument; Princess Street Gardens’ın kuzey sırtında yükselen bir edebiyatçı adına dikilmiş dünyadaki en büyük anıtlardan biri. Sir Walter Scott anısına dikilen anıt için 1840 yılında yarışma açılmış, George Meikle Kemp’in tasarladığı 61,1 metre yüksekliğinde 287 basamakla tırmanılan proje kazanmış aynı yıl inşasına başlanmış ve 1844 yılında tamamlanmış.

Grass Market; Ortaçağda Pazar yeri olarak kullanılan aynı zamanda mahkumların halka açık olarak idam edildiği meydan, günümüzde barlar, kafeler, restoran ve İskoçya’ya özgü kıyafet ve aksesuarlar ile günümüz modern tarz giysilerin satıldığı mağazaların yanında neredeyse ülkede üretilwn Scotch viski markalarının satıldığı şık dükkanların bulunduğu en turistik caddelerden biridir. Grassmarket’te gerçekleşen en son idamlar 1784 yılında uygulanmış olmasına rağmen, bölgedeki pub ve barlar bu kanlı geçmişi unutturacak denli hareketli ve eğlenceli bir ortam sağlıyor.

Victoria Street
Victoria Street; İskoç Mimar Thomas Hamilton tarafından Neo Klasik tarzda tasarlanarak 1829 yılında inşasına başlanmış ve 1834 yılında tamamlanmış kentin en prestijli ve turistik caddelerinin başında geliyor. GrassMarket ile National Cycle ‘ı bağlayan yay biçimindeki sokak Harry Potter romanlarının yazarı J.K.Rowling’e esin kaynağı olmuş ve romanda Diagon yolu olarak yer almış. Cadde üzerindeki Diagon House Harry Potter fanları için bulunmaz bir yer.

Elephant House; Harry Potter severler için en önemli yerlerden biri, serinin yaratıcısı yazar J.K Rowling kitabını Edinburgh’daki çeşitli kafelerde yazarmış ancak bu kafelerin birçoğu kapanmış yada işlevi değişmiş, Elephant’s House ise günümüzde hala açık olan ve serinin ilk iki kitabının yazıldığı orijinal mekan, yazar romanlarındaki büyülü mekanları Victoria Street No:21 deki bu kafede yaratmış.
John Knox House; İskoçyalı protestan reformist John Knox’un evi olduğu söylenen aslında Mossman ailesine ait 1470 yılında inşa edilmiş 43-45 High Street adresindeki tarihi bina. Bina Royal Mile üzerindeki ortaçağdan kalan en eski yapısıdır. Gerçekte John Knox’un başka bir evde yaşadığı biliniyor.
The University of Edinburgh; Edinburgh Üniversitesi şehrin her yanına dağılmış her biri mimarlık harikası binalardan oluşan gerçek bir kent Üniversitesi. Chamber Street üzerinde Ulusal Müzenin yanındaki Old College Üniversitenin Neoklasik tarzda inşa edilen ilk simgesel binası. Üniversitenin kuruluşundan sonraki 200 yıl boyunca öğrenciler hocaların evlerine giderek eğitim alırken 1792’de Robert Adam’ın tasarımını yaptığı binanın inşaatına başlanmış Adam öldükten sonra 30 yıl boyunca fon yetersizliğinden dolayı inşaat durmuş, ardından William Henry Playfair işleri devir almış ve nihayet 1827 yılında tamamlanmış. Günümüzde İlahiyat ve Teoloji Fakültesi olarak kullanılan bina bir süre İskoç parlamentosu toplantılarına da ev sahipliği yapmış.

Camera Obscura&World of Illusions
Camera Obscura&World of Illusions; 1827 yılında Batı Hint adalarından gelen Maria Short, bilimsel araçlar üreten ve 40 yıl önce ölmüş Thomas Short’un kızı olduğunu iddia ederek mirasına konmuş, bu durum şehirde skandala yol açmış ancak aksi ispat edilememiş ve tek varis olarak kabul edilerek mal varlığının ve teleskopun mülkiyeti ona verilmiş. Maria 1835 yılında gözlemevi kurarak teleskopu Calton Hill’e taşımış, 1849 yılında şehir konseyi gözlemevini kapatmış ancak Maria yılmadan mücadeleyi sürdürmüş 1853 yılında Royal Mile üzerinde 17. Yüzyıldan kalma 549 Castlehill adresindeki binayı satın alıp üzerine 2 kat ilave etmiş ve teleskopu buraya taşımış, gözlemevini yeniden kurarak halkın kullanımına açmış. Maria’nın ölümünden sonra Patrick Geddes isimli vizyoner bir adam binayı satın almış adını “The Outlook Tower” olarak değiştirerek binayı öğrenme merkezine dönüştürmüş. 1977 yılında David Heyes binayı satın alarak aynı vizyonu devam ettirmiş ve günümüzdeki merkezi yaratmış. İçinde çeşitli görsel oyunlar, aynalar, ışık ve ses illüzyonları bulunan bir bilim merkezine dönüştürmüş, binadaki illüzyonlar muhteşem çatıdaki teleskop ve terasındaki manzara ise mutlaka görülmeli.
Holyrood Palace
The Hollyrood Palace; Royal Mile’ın sonunda Edinburgh Kalesinden yürüyerek 25dk uzaklıkta bulunan İngiltere Kraliyet ailesinin İskoçya’daki resmi ikametgahı olan muhteşem bir şato. Efsaneye göre 1127 yılında King David I Edinburgh ormanlarında avlanırken bir geyiğin saldırısı sonucu attan düşüyor, düşerken geyiğin boynuzlarına tutunan Kral, geyiğin bir haçtan yansıyan ışıktan ürkmesi ile kurtuluyor ve bu olayın onuruna Kral Holyrood Abbey denen Agustinian Manastırını inşa ettiriyor, zamanın gücüne yenik düşen manastırın kalıntıları hala saray bahçesinde görülebilmektedir. Kral James IV 1561 yılında manastırın yanına Kraliçe Mary’nin ikameti için gotik stilde bir saray yaptırıyor, okçuluğa meraklı Mary sarayın odalarına okçuluk dipçikleri yaptırıyor ve çevredeki ormanda geyik avlıyormuş. 1685 yılında sarayın güney tarafına bir Cizvit koleji kurulmuş sonrasında bina Thistle tarikatı için bir şapele dönüştürülmüş, devrim sırasındaki çatışmalarda saray önemli ölçüde tahrip edilmiş, 1707 yılındaki İskoç-İngiliz birleşmesinden sonra saray ihmal edilmiş ve bakımsız kalmış, Bonnie Prens Charlie bir süre sarayda yaşamış, Kral George V döneminde saray modernize edilerek kraliyet ikametgahına dönüştürülmüş.
The Royal Botanic Garden; 1670 yılında tıbbi bitkiler yetiştirmek amacı ile Holyrood yakınlarında Saint Ann Yard’da kurulmuş. Günümüzde 13.302 bitki türü ve 3 milyondan fazla koruma altına alınmış örnek içeren muhteşem bir bahçe haline gelmiş.
Otoparktan çıkıp merdivenlerden King’s Stables Road’a indik birkaç yüz metre yürüdükten sonra Grassmarket’a ulaştık. Meydandaki tezgahlarda yörede yaşayanların yaptığı her türden İskoç yemeği satılıyor, yiyecekleri ister ayakta ister tezgahların yanındaki masalarda oturup yiyebiliyorsunuz. İki tarafı restoran, pub, mağazalar ve otellerle dolu olan caddenin Bow well ile birleştiği noktaya yakın yerdeki anıt İskoç Convenenterları anısına idam edildikleri yerde yapılmış, anıtın yanındaki plaket üzerinde idam edilenlerin isimleri yazılı. Bow Well’den sola dönünce şehrin en panoramik Caddelerinden biri olan Victoria Street’e giriliyor, yolun sağında Kanights Vault isimli şövalye giysileri, ortaçağ silahları ile armaların satıldığı güzel bir dükkan var, köşeyi dönünce rengarenk boyanmış, yay biçimli ortaçağ Gotik Mimari tarzındaki sokak silüeti çok güzel. Soldaki Walker Slater çok kaliteli bir kadın giyim mağazası biraaz yukarıda erkek kısmı da var, biraz ileride orjinaline öykünen “The Elephant House Cafe”’de oturup birer kahve içip Harry Potter nostaljisi yaşadık, aslında J.K.Rowling romanlarını Edinburgh’un çeşitli yerlerindeki kafelerde yazarmış Harry Potter romanının doğum yeri de Geoerge IV köprüsü köşesinde, 21.Victoria Street adresindeki orijinal “The Elephant House Cafe” romanın ilk iki cildi burada yazılmış. Kafe aynı zamanda Rebus romanlarının yazarı Ian Rankin ve The no:1 Ladies Detective Agencies roman serisinin yazarı Alexander Mc Call Smith’inde romanlarını yazdıkları mekanmış.
Victoria Street’ten devam edip yakındaki J.K.Rowling’in esin kaynağı, romanındaki karakter isimlerini de aldığı yer olan Greyfriars Kirkyard mezarlığına gittik, mezarlık içinde aynı isimde bir de kilise bulunuyor, burası gerçekten romanlara esin kaynağı olacak kadar mistik bir yer, bahçedeki ağaçlar, mezar taşları ve mezarlık içinde görünen kent silüeti muhteşem.

Greyfriars Mezarlığı ve Greyfriar Boby'nin mezarı
The Greyfriars Kirkyard; Mezarlık 1620 yılında şehir Konseyi tarafından Fransisken Kilisesinin yerine yapılan kilisenin çevresinde kurulmuş ve sonrasında kent konseyi tarafından koruma alanı ilan edilmiş. 1638 yılında imzalanan ve İskoç tarihinde çok önemli yeri olan Kilisenin halk üzerindeki etkisini kısıtlayan Ulusal Sözleşme bu kilisede imzalanmış. 1722 yılında ise yanına ikinci kilise inşa edilmiş ve her iki kilise birleştirilmiş. 1845 yılındaki büyük yangında harap olan binadaki restorasyon çalışmaları uzun yıllar devam etmiş. Kilise ve mezarlık Harry Potter romanlarının en önemli esin yerlerinden biri olmuş, Greyfriar Bobby ise İskoçya’nın Hachiko’su, sahibi John Gray’in ölümünden sonra 16 yıl boyunca mezarı başında bekledikten sonra hayatını kaybeden Skye Terrier cinsi köpek, sadakatine karşılık mezarlık girişine gömülerek başucuna heykeli dikilmiş.
Mezarlıktan ayrılıp National Museum Scotland köşesinden Chambers Street’e döndük, Edinburgh Üniversitesinin eğitim verdiği ilk bina olan İlahiyat ve Teoloji Fakültesini geçip sola South Bridge Street’e döndük, birkaç mağazaya uğradıktan sonra Hunter Square’de geleneksel kıyafetler giymiş İskoç müzikleri eşliğinde dans eden bir grubu izledik. Caddenin sonuna kadar yürüyüp Calton Hill merdivenlerine ulaştık. Merdivenleri çıktığımızda şehrin en iyi manzarasına sahip olan Calton Hill tepesine ulaştık.


Calton Hill'de Nelson Anıtı terasından Arthur's Set görünüşü
Playfair Anıtı-Dugald Stewart Anıtı-Nelson anıtı terasından Kuzey Denizi ve İskoçya Ulusal Anıtı

Nelson Anıtı terasından Calton Hill
Calton Hill; Princess Street üzerinde doğuya doğru yürüdüğünüzde yolun sonunda yükselen volkanik bir tepe. Üzerinde kent silüetini etkileyen birçok eser ve bina bulunuyor. National Monument of Scotland, Napolyon savaşlarında hayatını kaybeden İskoç askerleri ve denizcileri için yaptırılmış, 1823-26 yılları arasında Charles Robert Cockerell ve William Henry Playfair tarafından Parthenon’dan esinlenerek tasarlanan abide ödenek yetersizliğinden tamamlanamamış, Collective Sanat Galerisi, 1805 yılındaki Trafalgar Deniz Savaşının muzaffer komutanı Amiral Horatio Nelson onuruna 1807-16 yılları arasında yaptırılan 171 metre yükseklikteki kulenin terasından çok geniş bir panorama izlenebiliyor. Kulenin tepesine eklenen zaman küresi ise denizcilere günde bir kere kronometrik zaman uyarısı veriyor ve böylece denize açılacak kaptanlar enlem ve boylamlarını doğru hesaplayabiliyorlar, Dugald Stewart Monument İskoç aydınlanmasının ünlü filozofu Dugald Stewart anısına mimar W.Henry Playfair tarafından tasarlanmış ve 1831 yılında tamamlanmış, Observatory House, Burmese Canon (eski bir top) ve Scottish Parliament Monument gibi eserler tepe üzerindeki görülmeye değer yerler. Tepeye Hume Walk üzerindeki merdivenlerden veya eğimli bir rampa ile çıkılan Hume Walk’tan da ulaşılabiliyor. Geniş bir çayır üzerine kuzeyin Atina’sı olarak düşünülen Edinburgh şehrinin Akropolü olarak tasarlanan Calton Hill’den kentin hemen her yeri görülebiliyor. Denizle 200 merdiveni tırmanmayı göze alıp Nelson Anıtının terasına çıktık manzara muhteşemdi ve harikulade bir günbatımına şahit olduk.
Calton Hill turunu tamamlayıp Castlehill üzerindeki “Edinburgh Whisky Experience”’a girdik. Silver tur biletimizi alıp giriş holünde merakla beklemeye başladık, görevlinin uyarısı ile tur başladı ilk olarak duvarlarına İskoçya dağları ve kırlarının yansıtıldığı çok güzel ışıklandırılmış bir odaya alındık.

Scotch Whisky Experience bekleme odası
The Scotch Whisky Experience; Castlehill üzerinde 1988 yılında eski bir okul binasında açılmış İskoç viskilerinin ve viski kültürünün tanıtıldığı, tadım etkinliklerinin düzenlendiği çok özel bir merkez. Binanın giriş katındaki mağazada İskoçya’da üretilen bütün viski markalarının ürünlerini bulabilirisiniz. Merkezde 4 ayrı tur seçeneği bulunuyor bu turlarda farklı kalitedeki viskilerin tadım etkinliği ve viskinin tarladan-fıçıya kadar olan üretim aşamaları çok hoş görseller eşliğinde anlatılıyor. Turlar deneyimli rehberler eşliğinde 15-20 kişilik gruplar halinde düzenleniyor. Bu turlarda İskoç viskilerinin ayırt edici özelliği, viski kültürü, üretim süreci, farklı damıtım evleri tanıtılıp turun sonunda 1 kadeh viski ikram edilip kullandığınız kadeh size hediye ediliyor. Silver Tour; Aileler ve ilk kez katılacaklar için öneriliyor kişi başı £24 eğer aile bileti alırsanız toplam £59 ödeniyor. Gold Tour; Gümüş turdaki hizmetlerin aynısına ek olarak 4 ayrı viski bölgesinden içki tadımı, Viski takdir topluluğuna 1 yıl ücretsiz üyelik, bar, restoran ve mağazada indirimler sağlanıyor, kişi başı £38,50 ödeniyor. Platinum Tour; Viski severlerin hayalindeki tur olarak tanıtılıyor mutlaka önceden rezervasyon gerekiyor ve günde 1 kez düzenleniyor. Viski üretim sanatının kökeni, harman viski sanatı, İskoç viskilerinin genişletilmiş bir koleksiyonunun gösterimi, İskoç Viski topluluğuna 1 yıl üyelik, çikolata eşliğinde 4 ayrı viski ve 1 harman viski tadımı, kristal viski bardağı hediye ediliyor ücret kişi başı £48. İskoçya’nın Tadları turu; Platinum turdaki hizmetlere ek olarak Amber Restoran’da 3 kişilik İskoç lezzetleri içeren, üçlü başlangıç ve üçlü ana yemek menüsüne ek olarak tatlı ve viski ikramı bulunuyor ücret kişi başı £100 ve mutlaka önceden rezervasyon gerekiyor.
Whisky müzesi salonları
Silver Tur biletlerimizi alıp sıraya girdik, tanıtım turu sonunda 4 farklı single malt deneyip hediye bardaklarımızı da aldık ve satış mağazasına geçtik, hediyelik birkaç şey alıp ayrıldık. Arabayı almaya otoparka giderken yol üzerinde Stramash Club’ı gördük ve içeri girdik, 70’lik eski tüfeklerden unutulmaz bir canlı müzik ziyafeti dinleyip eve döndük.
16.Gün 01/12/2024-Cuma : 23 Blairmuire Terrace Broxburn EH52 5HF Edinburgh - Queensferry - 131 High Street Aberlour AB38 9PB UK 159 mil (256km), 3 saat 03dk.

Kahvaltı vazgeçilmez öğünümüz şimdiye kadar hiç ıskalamadık böylece bütün günün enerjisini alıyoruz yine güzel bir kahvaltı yapıp hemen yola çıktık, rotamız İskoçya’nın en ünlü Whisky bölgesi Speyside’ın kalbinde yer alan, bizim grubun favori viskilerinden Aberlour’a adını veren Aberlour kasabası. 159 mil yaklaşık 256km’lik yolculuğun 3,5 saat civarı süreceğini planladık, Havalimanı kavşağından M9 Karayoluna ardından da M90 karayoluna bağlandık, 20dk sonra Queensferry Köprüsünden geçerken sağ tarafımızda Forth Road Bridge ve arkasında ikonik köprü Forth Bridge’i görünce çok heyecanlandık deniz kıyısından fotoğraf çekmek için karşı kıyıya geçmemize rağmen geri döndük dönüş yolu bizi üç köprüyü de gören Queensferry Kasabası sahiline getirdi, günün beklenmedik sürprizi burası oldu sempatik ve çok panoramik bir köy.
Edinburgh'a veda ediyoruz
Queensferry; South Queensferry olarak da bilinen Edinburgh’un batısında, 10.000 nüfuslu 2025 yılında İskoçya’nın en güzel kasabası seçilmiş harikulade manzarası ve geleneksel mimariyi yansıtan taş evler ve Arnavut kaldırımlı yolları ile uğramadan geçilmemesi gereken bir yer. Bir zamanlar feribotların ana limanı olan kasaba UNESCO mirası ilan edilen 125 yıllık mühendislik harikası çelik köprü manzarasını en iyi izleyebileceğiniz sahili ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Kasabanın Arnavut kaldırımlı sokaklarında dolaşmak büyük keyif, sokak aralarına ve deniz kıyısına dağılmış, pastane, kafe, restoran ve publarında dinlenmek ve Kuzey Denizine karşı bir şeyler yiyip içmek ve sahilinde yürüyerek kıyıya vurmuş deniz kabuklarından toplamak acayip huzur verici bir şey, tarihi Forth Köprüsü altından geçmek, 12.yy’dan kalma manastırı ve 2.Dünya savaşından kalma savunma yapılarını dolaşmak, göz alıcı mimarisi olan Dalmeny House ve 17. Yüzyıldan kalma Houpton House’ı ziyaret etmek kasabada yapılacak diğer etkinlikler arasında, uzun yürüyüş severler için ise Cramond Köyü’ne giden John Muir yolunda yürümenin zevkini çıkarmayı önerebilirim.


Queensferry Kasabası
Forth Bridge; 1890 yılında açılan Dünyanın ilk çelik demiryolu köprüsü, inşaat mühendisleri için devrimsel bir mühendislik yaklaşımı çığır açıcı bir tasarım. 2012 yılında büyük bir restorasyon geçirmiş, 2015 yılında ise UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilmiş. İskoçya’da bulunan 7 Dünya mirası eserden biri. 12.yy’dan beri iki yaka arasında düzenli feribot seferleri yapılıyormuş iki kıyı arasındaki yolcu sayısı artınca köprü yapımı düşünülmüş, 1806 yılında bir tünel ve bir asma köprü önerisi sunulmuş, 1871 yılında yapılan asma köprü 1879 yılındaki fırtınada çökerek 75 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuş sonrasında John Fowler ve Benjamin Baker’ın tasarımı olan çelik köprü projesi hayata geçirilmiş.


Kasabanın kıyısına inip ara sokaklardan birine arabayı park ettik, sahil boyunca yürüyüp fotoğraf çektikten sonra arabaya dönüp tekrar A9 karayoluna bağlandık Queensferry Asma Köprüsünü yeniden geçip M90 yoluna bağlandık, yol Tay Forest Park ve Cairgorns Ulusal Parkı içinden geçiyor ve İskoç coğrafyasının bütün güzelliğini ve vahşiliğini gözlerimizin önüne seriyor. Perth’e kadar ormanlık ve yemyeşil düz bir arazide devam eden yol, sonrasında bir süre Tay Nehri kıyısına paralel ilerliyor, Pitlochry’i geçince dağlara tırmanmaya başladık, iğne yapraklı sık ormanların arasında devam ettikten sonra doğa vahşileşti ıssız kırlar, kayalık tepeler arasında kıvrılarak kuzeyin dağlık coğrafyasına daldık, vadilerin tabanında yer yer küçük koruluklar dışında etrafımız göz alabildiğine Highland çayırları sanki Outlander Dizisini yaşıyoruz, yol boyunca küçük göller, viski damıtım evi tabelaları görmeye başladık, yol dar bazen iki araba karşılıklı zor geçiyor seyir hızı düşük ama çok zevkli.
Edinburgh Aberlour arası yol manzaraları
Ruthven yakınlarında Spey Nehrini gördük, küçük bir köprü ile karşı yakaya geçip bu noktadan sonra nehre paralel devam ettik, Craggan civarında taş köprüden yine Spey Nehrinin diğer yakasına geçtik, Ballindaloch Damıtım evinin geçtikten sonra artık sürekli Damıtım evi tabelaları görüyoruz ve nihayet “Aberlour” Damıtım evinin önünden geçtik birkaç yüz metre sonra 15.30 civarında Köyün girişindeki konaklama mekanımız “Aberlour Apartment House”’a ulaştık. İki katlı sevimli bir taş evin alt katında iki oda 1 salon bir dairede kalacağız. 3 saat olarak planladığımız yol Queensferry molası ve yoldaki molalarla birlikte 6 saat sürdü Aralık ayı ve hava çok erken kararıyor, dışarısı çok soğuk zaman zaman sulu kar zaman zaman da kar atıştırıyor. Eve yerleşip yakındaki “Mash Tune Restoran”da akşam yemeği için rezervasyon yaptırdık. Bu kadar yorulduktan sonra keyifli bir akşam yemeğini hak ettik.

Aberlour'daki evimiz
Aberlour; Moray bölgesinde Spey Nehrinin güneydoğu kıyısında tam adı Charlestown Aberlour olan 1100 nüfuslu küçük bir köy bir ucundan diğerine 10 dakikada yürünebiliyor. Tarihte ilk defa 1654 yılında ismi duyulan köyün ilk yerleşim alanı Aberlour Damıtım evinin karşısındaki mezarlığın bulunduğu bölgeymiş. Mezarlığın arkasında bulunan Spey nehri üzerindeki taş köprü katır geçişi için yapılmış. 1729 yılında 5 pound karşılığında Robert Duff tarafından inşa edilmiş. Köprünün yakınında St.Drostan Kilisesi bahçesi ve kalıntıları bulunuyor. 1745 yılında Culloden savaşına giden Bonnie Prens Charles’ın ordusu Spey nehrini High Streetin ucundaki Milford’dan geçmiş. Günümüz Charlestown of Aberlour ise 1812 yılında Charles Grant of Elchies tarafından kurulmuş. Eski adı Main Street olan High Street Köyün ortasından geçen ana cadde evler bu yol çevresine yerleşmiş.

Aberlour High Street ve çevresi
1812 yılında caddenin ortasındaki meydana eski kilisenin yerine yeni bir Parish Kilisesi inşa edilmiş, bir süre sonra kilisede yangın çıkmış ve harap olunca 1861 yılında aynı yerde günümüzdeki kilise inşa edilmiş. 1814 yılında Kral tarafından köye kendi pazarlarını işletme izni verilmiş, o yıllarda bile Aberlour’da viski önemli bir endüstri halindeymiş. 1823 Ötv yasasından sonra viskiler günümüzdeki şeklini almaya başlamış, ilk Aberlour Damıtım evi de bu yıllarda kurulmuş. 1879 yılında bölge sakinlerinden James Fleming, Lour Burn yakınlarında günümüzde Pernod Ricard şirketi tarafından işletilen Aberlour Distellery’i kurmuş.
Mash Tun; 1896 yılında James Campbell isimli bir denizci kaptan tarafından Spey Nehri kıyısında gemiye benzeyen taş bir bina inşa edilerek Han ve Bar olarak işletilmeye başlanmış. Bina giriş kapısı üzerindeki “J” harfi James Campbell’in anısını yaşattığından özenle korunuyor. Bina bir süre Strathspey Demiryolu yolcularına hizmet vermiş, demiryolu kapanınca 1965 yılında “Mash Tune” adını almış. Üst katlarında viski temalı 5 tane şık ve lüks odası bulunan otel kısa süre önce yenilenmiş. Zemin katında geleneksel tarzda dekore edilmiş bir bar ve zengin ve lezzetli bir menü sunan şık bir restoran bulunuyor. İşte akşam yemeği için Elchies Road üzerindeki bu restoranı seçtik. Akşam 18.00 civarı restorandaki yerimizi aldık, menü çok zengin, yemekler çok lezzetli Biftek, İsli Somon, Ördek, Marine edilmiş Tavuk, Kızarmış Domuz Bifteği menüdeki seçeneklerden bazıları, Sebze Çorbası, Biftek, İsli Somon ve kızarmış ördekten oluşan sipariş listemizi verdik. Barın viski stoğu ise çoook zengin 52 ayrı çeşit viski bulunuyor. Restoranın arka kısmında puro severler için bir puro büfesi bulunuyor.

Mash Tun akşam yemeği
Yemekten sonra komşu köy Craigallaiche’deki ikonik bar Highland Inn’e doğru yürümeye başladık, hava deli gibi soğuk, arada bir sulu kar yağıyor, araba ile 5 dk. sürecek yolu Deniz ve benim ısrarım ile yürümeye karar verdik 2,1 millik yol yürüyerek 45 dk. sürüyor köyün çıkışındaki Walker’s bisküvi fabrikasının önüne kadar sorun çıkmadan kaldırımdan yürüdük köy çıkışında kaldırım bitti, yoldan yürümek zorundayız ve aydınlatma yok etraf zifiri karanlık, yol çok dar arabalar yanımızdan o kadar hızlı geçiyor ki her adımda arkamıza bakıyoruz sonunda Tayfun pes etti ve arabayı alıp gitmeyi önerdi Deniz ve ben Spey nehri kıyısından yürümeyi teklif ettik ama o kadar karanlık ve yerler çamurlu olunca geri çaresiz dönüp araba ile gitmeyi kabul ettik oysaki çok güzel bir macera olacaktı. Evin önünden arabayı aldık 5dk. sonra Highlander Inn’in barına oturmuş ve viski siparişlerimizi vermiştik.

Highlander Inn
Highlander Inn; Charlestown Aberlour’dan çıkıp A95 karayolundan Craigallaicehe sapağından dönüp Victoria Street’e bağlandıktan birkaç yüz metre sonra sola kıvrılan ilk virajda 145 yıllık “Highlander Inn” bulunuyor. Speyside’ın kalbinde yer alan Bar 1880 yılında özel bir konut olarak inşa edilmiş taş bir bina, sonraki yıllarda Banka olarak kullanılmış, 1960 yılında ise Bar olarak işletilmeye başlanmış. 2005 yılında Craigallaiche Hotel Genel Müdürü Duncan Elphick tarafından satın alınmış, Tatsuya Minagawa’ya viski müdürlüğü teklif ederek hem restoran-bar hem de 8 odalı bir otel olarak işletilmeye başlanmış. 2005 yılından itibaren kendi harmanlayıp şişelediği viskileri Highlander Markası altında satmaya başlamış. Minagava 6 yıl sonra Japon viski üreticisi Suntory’nin Avrupa Marka elçisi olarak çalışmak için bardan ayrılmış, 2015 yılında Suntory’den ayrılan Minagava, Craigallaiche’e geri dönerek Highlander Inn’i satın almış, o gün bugündür de otel-bar-restoran olarak işletiliyor.
Bitişiğindeki tek katlı taş binanın yanında 2 katlı beyaz boyalı mütevazi yapı ile birlikte kullanılıyor, soldaki giriş otele sağdaki ise bara ait. Park yeri sorunu olmadığından yol kenarına arabayı bırakıp yeşilliklerin arasında beyaz bir kuğu gibi duran binaya girdik. 2010-2014 yılları arasında en iyi bar ödüllerini toplayan Highlander Inn’in bar sandalyelerine oturup içkilerimizi söyledik, barmen Japon ve çok güler yüzlü, Türkiye’den geldiğimizi öğrenince muhabbet koyulaştı 1,5 saatte yakın oturduktan sonra eve döndük. Barda 300’ün üzerinde farklı viski sunuluyor ayrıca kendi şişeledikleri özel harmanları da bulunuyor.

17.Gün 02/12/2024-Cumartesi : Aberlour-Macallan-Cardhu-Glenlivet-Glenfiddich-Glanallaiche-Aberlour 43,6mil (70km), 1 saat 15dk.

Soğuk ve kar yağışlı bir sabaha uyandık, köy merkezindeki marketten sıcak ekmek ve kruvasan alıp güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra Damıtım evleri turu için yola çıktık. Aberlour İskoçya’nın en önemli viski bölgelerinden Speyside’ın kalbinde ve en önemli üreticilere ev sahipliği yapıyor çok yakın bir mesafede bir çok ünlü damıtım evini gezebiliyoruz. İlk durağımız Scotch viskilerinin kralı olarak bilinen “Macallan” oldu ancak dış kapıdaki diafon aracılığı ile görüşebildiğimiz yetkililer rezervasyon olmadan araziye giremeyeceğimizi söyleyince epey üzüldük kafaya takmadan bir sonraki damıtım evine geçtik.

Damıtım evleri turuna geçmeden önce biraz “Scotch Whisky” kültüründen bahsetsek iyi olur; Viski kelimesi Galce “Hayat Suyu” anlamına gelen “Uisge Beatha” kelimesinden türemiş. J.Marshall Robb’un “Scotch Whiskey” eserinde anlattığına göre viskiye dair en eski kaynak 1494 tarihli İskoç Maliyesine ait kayıtlar. İskoç Parlamentosundaki damıtım evlerine dair en eski kayıt ise Culloden’lı Duncan Forbes’un sahibi olduğu Ferintosh damıtım evine dair 1690 tarihli kayıt ile 1614 yılında Banffshire Gamrie’de bir damıtım evi bulunduğuna dair kayıt. Viski’den bahseden ilk kayıt ise 1618 tarihli Highland bölgesinde yaşayan bir toprak sahibinin cenazesi ile ilgili bir yazıymış.

İskoçya’da coğrafi konumlarına göre Lowland, Campbeltown, Speyside, Highland ve Islands olmak üzere 5 viski üretim bölgesi bulunuyor. Bölgelerin kendine has meyvemsi aromaları, tuzlu ve iyotlu tatları, turbalı kokuları ve lezzetleri bulunuyor, bu bölgelerden kısaca bahsetmek istiyorum.

Lowland ; Gal dilinde yabancıların bölgesi anlamına gelmektedir İngiltere sınırında ve İskoçya’nın güneyinde düz ve verimli arazilerin bulunduğu bölgelerdir. Çok geniş bir alanı tanımlayan Lowland Edinburgh ve Glasgow şehirlerinin de bulunduğu yerdir. İrlanda viskilerine benzer şekilde bölgedeki damıtımevleri 3 kez damıtarak üretim yaparlar bu yüzden diğer bölgelere göre içimi daha yumuşak içimli ve zarif, çiçeksi, taze biçilmiş çimen ile bal, zencefil ve narenciye notaları bulunan viskiler üretilir. Bu bölgedeki üreticilere “Lowland Ladies” denmektedir. Ailsa Bay, Annandale, Auchentoshen, Bladnoch, Bonnington, Borders, Chain Pier, Clydesdale, Daftmill, Eden Mill, Jackton, The Glasgow Distillery, Glenkinchie, Holyrood, Kingsbarns, Lindores Abbey ve Lochlea gibi damıtımevleri bulunur.
Campbeltown ; Lowlands’in batısında ve İskoçya’nın güneyinde Kintyre yarımadasında yer alan en küçük viski bölgesidir. Ada viskilerine benzer yoğun deniz etkisi görülür, çimen, toprak ve hatta petrole benzer notalara sahip kendine özgü karakteri vardır. Eskiden 34 damıtımevi bulunan bölgede 2010 yılından sonra “Springbank, GlenScotia ve Glengyle” olmak üzere sadece 3 damıtımevi kalmıştır. Kısıtlı üretim ve az sayıda olmaları nedeniyle nadir bulnan viskilerdir, bu nedenle kolleksiyonerler tarafından tercih edilir. Bölgenin bir diğer özelliği ise İskoçya’nın en eski sineması olan 1913 yılında inşa edilen “Picture House” buradadır ve günümüzde koruma altındadır.
Highland ; İskoçya’nın kuzey ve orta bölgelerini kapsayan en büyük ve en fazla damıtımevine sahip viski bölgesidir. Bölgenin iklimine, karakterine ve coğrafi özelliklerine (dağlık, göl kıyısı, nehirler, vadiler) bağlı olarak kuzeyinde dolgun gövdeli aromatik ve baharatlı viskilerden batısında turbalı ve isli viskilere, güneyinde ise hafif kuru ve meyvemsi tadlardaki viskilere kadar çok çeşitli türde viski üretilir. Genellikle soğuk hava koşulları olduğundan olgunlaşma süreci uzun ve istikrarlıdır. Bölgede Aberfeldy, Arbikie, Ardmore, Ardnamurchan, Balblair, Ben Nevis, Blair Athol, Brora, Cameronbridge, Clynelish, Dalmore, Dalwhinnie, Deanston, Dornoch, Edradour, Fettercairn, Glen Albyn, Glen Garioch, Glen Mhor, Glen Ord, Glencadam, Glendronach, Glenesk, Glenglassaugh, Glengoyne, Glenlochy, Glenmorangie, Glenturret, Glenugie, GlenWyvis, Invergordon, Loch Lomond, Lochside, MacDuff, Nc'nean, Kuzey Havuzu, Kuzey Limanı, Oban, Eski Pulteney, Royal Brackla, Royal Lochnagar, gibi damıtımevleri bulunur.
Speyside ; Highlands bölgesi içinde Spey Nehri vadisi çevresinde oluşmuştur. Spey nehrinin ve çevredeki su kaynaklarının kaliteli ve yumuşak sularından dolayı kendine özgü baskın bir karakteri vardır, meyve, vanilya ve baharat notaları içeren yumuşak ve karmaşık aromalarıyla tanınırlar. Highland viskileri ise genellikle daha güçlüdür ve bazen duman ve turba notaları içerir., küçük bir bölge olmasına rağmen damıtımevi sayısı çok fazladır, bölgede 52 adet damıtımevi bulunuyor, bunların en eski olanı Strathisla 1786 tarihinde açılmıştır.
Bölgede Aberlour, Allt-A-Bhainne, Auchroisk, Aultmore, Ballindalloch, Balmenach, The Balvenie, Benrinnes, Benromach, Braeval, Cardhu, Coleburn, Cragganmore, Craigellachie, Dailuaine, Dalmunach, Dalwhinnie, Dufftown, Glen Elgin, Glen Grant, Glen Keith, Glen Moray, Glen Spey, Glenallachie, Glenburgie, Glendullan, Glenfarclas, Glenfiddich, Glenlivet, Glenlossie, Glenrothes, Glentauchers, Inchgower, Kininvie, Knockando, Knockdhu, Linkwood, Longmorn, The Macallan, Mannocmore, Mortlach, Pittyvaich, Roseisle, Speyburn, Speyside, Strathisla, Strathmill, Tamdhu, Tamnavulin, Tomintoul ve Tormore gibi damıtımevleri bulunur.
Islay ; Atlantik Okyanusu ile çevrili Islay adasında üretilen yoğun turbalı ve isli karaktere sahip özgün tadları olan viskilerdir. Küçük bir ada olmasına rağmen eşsiz güzellikte bir coğrafyaya sahip olduğundan yürüyüşçüler ve turistler için de çok özeldir. Ada topraklarında bulunan yoğun turba ve damıtım evlerinin deniz kıyısında olması burada üretilen viskilere çok baskın bir is ve deniz tuzu karakteri verir ancak Bruichladdich’in ikonik açık mavi şişesi ile Classic Laddie'si istisnai özellikler taşır, Port Charlotte versiyonu gibi yoğun turba içeren Octomore da aynı firma tarafından üretilmektedir. Diaego firmasının viski tanıtım sorumlusu Ewan Morgan “büyük ölçüde Islay'ın doğudan gelen Körfez Akıntısı'nın merkez üssü olması nedeniyle, adanın belirli bölgelerine özgü yerel bitki örtüsü ve yabani mayalarından dolayı çok çeşitli maya bakterisi türlerine ev sahipliği yapan bu yerel mikroorganizmaların viskinin ilk aromasını ve teruar profilini şekillendirmede etkili olduğunu ve olgunlaşma sürecinden geçmeden önce bile ona farklı özellikler kazandırdığını söylemektedir."
Sabah ilk durağımız Macallan Damıtımevi oldu, rezervasyon olmadığından araziye giremedik, kapıdaki diafon aracılığı ile görüşebildiğimiz yetkililer de üzülerek rezervasyon olmadan araziye giremeyeceğimizi belirtince bir sonraki damıtım evine direksiyonu kırdık.

Macallan Distellery; 1824 yılında çiftçi ve öğretmenlik yapan Alexander Reid tarafından kurulan Macallan İskoçya’nın ilk damıtım evlerinden biri, bulunduğu bölge Gal dilinde verimli toprak anlamına gelen Magh kelimesi ile 1400’lü yıllarda buradaki kilisenin rahibi St.Fillan’ın birlikteliğinden Maghellan’dan geliyor. 485 dönüm arazi üzerine kurulan Macallan malikanesinin geçmişi 1543 yılına kadar gidiyor. Bölgenin en küçük imbiklerine sahip olmasına karşın özel tasarımı sayesinde bakırla alkolün maksimum teması sonucu zengin bir karakteristik tat elde ediliyor. Üretimde her biri 3940 litre kapasiteli 24 farklı imbik kullanıyorlar, viskiye asıl lezzeti ve aromayı veren ise fıçıları üretmek için 5 yıl gerekiyormuş. İspanya’da Jerez De Frontera bölgesindeki şeri şaraplarının tatlandırıldığı meşe fıçılar daha sonra Macallan viskilerinin yıllandırılmasında kullanılıyor. Viskilerin açık meşeden koyu mauna kadar olan renkleri tamamen doğal ve şişelendikten sonra gün ışığına maruz kalmasına rağmen doğal rengini kaybetmiyor.
2018 yılında Damıtımevi yenilenmiş, proje tasarımları Rogers Stirk&Harbour mimarlık şirketi tarafından yapılmış, inşaat 3,5 yıl sürmüş, 145 milyon sterlin harcanan kompleks Spey nehrine bakan tepelerin formundan esinlenerek doğaya o kadar uyum içinde tasarlanmış ki yakınına gelmeden binaları fark edemiyorsunuz, bu güzel damıtım evini dolaşamadık ancak nefis viskilerini Türkiye’de deneyimlediğim için müthiş aromasını ve lezzetini biliyorum, bir gün burayı da dolaşmak ve güzel restoranında yemek yemek ve mimari zenginliğini görebilmek umuduyla giriş kapısı önünde fotoğraf çekip ayrıldık, bir sonraki durağımız 7 mil uzaktaki Cardhu oldu, 15 dakikalık bir sürüşten sonra Cardhu otoparkına park ettik ve tek katlı dik çatılı, kırmızı ahşap kapılı ziyaretçi binası girişine doğru yürümeye başladık.

Cardhu Distellery yerleşkesi
Cardhu Distellery; İskoçya’nın en eski damıtım evlerinden biri olan Cardhu 1811 yılında içki kaçakçılığı yapan John Cumming ve eşi Helen tarafından kurulmuş, uzun yıllar iki kadının yönetiminde olan Cardhu adı Galce Kara Kaya anlamına gelen “Carn Dubh” kökeninden geliyor. Damıtımevinin çok özgün bir hikayesi var, yumuşak suyundan dolayı Spey Nehrine yakın Mannoch tepesine kurulmuş. O yıllarda içki satışı yasak olduğundan tepenin üstündeki evin penceresinden içki satışı yapan Helen uzaktan polisin geldiğini görünce üzerine un dökerek ekmek pişiriyor görüntüsü verip içkileri saklıyormuş, gelen polislere çay ikram ederken evin dışına bayrak asarak da polislerin burada olduğunu çevredeki diğer damıtım evlerine haber veriyormuş. 1872 yılında gelinleri Elizabeth yeni bir damıtım evi inşa ederek eski malzemelerini Glenfiddich damıtım evini kuran William Grant’e satmış. Yeni tesis ile kapasitesi 3 katına çıkan Cardhu’yu işletilmesi koşuluyla 1893 yılında Johnnie Walker & Sons ‘a satmış,1925 yılında şirket Distellerys Company tarafından satın alınmış, 1960 ve 1970 yıllarında ciddi yatırımlar yapılmış, Mannoch Hill’deki su kaynağı yetersiz kalınca da Lynne suyu ile desteklenmiş, son olarak Dünya içki devi Diago yönetimine geçen şirket halen Diago tarafından işletiliyormuş.
Damıtım evinden 6 ayrı konsept ve fiyatta tur düzenleniyor. Bunlardan Birinci tur Cardhu Flavour Journey ücreti 21£; bizim katıldığımız tur bu 1,5 saat sürüyor, turda Cardhu’nun kuruluştan günümüze öyküsü anlatılıp damıtım evi geziliyor turun sonunda viski tadımı ve bir kokteyl ile son buluyor. İkinci tur Cardhu Collection Tour-28£; Viski rehberi eşliğinde biraz daha derinlikli bir tur oluyor, süre 1,5 saat. Üçüncü tur Guess Dhu Tour&Tasting Challenge-25£; Viskilerin ayırt edilmesi, koku ve tad deneyimi sunuyor, süre 1,5 saat, Dördüncü tur Cardhu Cask Experience-60£; Speyside bölgesindeki seçkin viskilerden 6 tanesinin tadımı yapılarak kapsamlı bir viski ktüphanesine erişim sağlanıyor, süre 1,5 saat. Beşinci tur Cardhu A Nip Round-18£; Sadece Damıtım evi gezisi ve tanıtımı yapılıyor ikram yok, süre 1 saat. Altıncı ve sonuncu tur ise Spiriting Around Speyside-225£; İki saat süren en kapsamlı ve bol tadımlı olanı.
Ziyaretçi Binası ve satış mağazası
Ziyaretçi binası arduvaz kaplı dik çatılı taş bir bina kırmızı boyalı ahşap kapıdan girdiğimizde iki nazik görevli bizi karşıladı, damıtım evi turu yapmak istediğimizi söyleyince hemen yardımcı oldular, pazartesi dışında her gün 10.00-17.00 arası tur yapılabiliyor, kişi başı 21£ ödenen Flavour Journey turunu seçtik, 5 dk. sonra güler yüzlü sevimli rehberimizin eşliğinde tura başladık. Başlangıçta kısa bir İskoçya ve Viski kültürü tanıtımı yapıldı, ardından tarladan başlayarak damıtım evine gelene kadar olan süreçte arpanın geçirdiği süreç ve Speyside bölgesi hakkında bilgiler verildi, sonrasında geçilen ilk odada arpanın tanklara alınıp malş haline getirilmesi, buradan imbiklere aktarılması, damıtık halde çıkan alkolün fıçılara aktarılarak mahzenlerde istif edilmesine kadar viski üretiminin bütün adımlarını yerinde izledik, son bölüm ise en keyifli kısmı oldu, şık bir masaya oturup 3 farklı Cardhu şişesinden viski ikram edildi ve içtiğimiz kadehler hediye olarak bize verildi son olarak zencefilli gazoz ile hazırlanan viski kokteyli sunumu yapılınca iyice keyiflendik, 1,5 saat süren turda viski hakkında bir çok şey öğrendik, ayrılmadan önce satış ofisinden viski ve anı eşyaları satın alıp turumuzu tamamladık.
Üretim bölümleri ve bakır imbikler
Fıçıların bulunduğu depo ve tadım etkinliği

Şimdi sırada 12,5 mil uzaklıktaki Glenlivet Damıtım evi var, 20 dk. sonra 9008 nolu karayolu üzerindeki tabeladan döndük, 800m ileride kısmen harap olmuş tek katlı taş evlerin arasından geçip, Blairfindy Kalesinin yakınındaki damıtım evi ziyaretçi merkezinin önüne geldiğimizde geç kaldığımızı anladık, kapıdaki görevli kapalı olduklarını ancak yarın yardımcı olabileceğini söyleyince zaman kaybetmeden 14 mil uzaklıktaki Glenfiddich Damıtım evine yönelip şansımızı denemeye karar verdik.

Glenlivet Distellery; Adını Livet Vadisinden alan ve 1823 içki yasasından sonra 1824 yılında ilk lisans alan Dünyanın en ünlü ve en çok viski satan damıtım evlerinden birisi, kurucusu Speyside’lı bir çiftçi olan George Smith’in oğlu John Gordon, 1880 yılında The Glenlivet markasının isim hakkını tescil ettirmiş. 1890 yılında çok büyük bir yangın tesisin nerdeyse tamamını harap etmiş, bu olayı fırsata çeviren John Gordon 1896 yılında tesisi büyüterek yeniden işler hale getirmiş. 1953 yılında Glen Grant damıtım evi ile birleşme sağlanarak Glen Livet & Glen Grant Co.Ltd oluşmuş, 1970 yılında ise Longmorn ile birleşilmiş. 1978 yılında Seagrams damıtım evini satın alarak tesis içinde ziyaretçi merkezini açmışlar. 2001 yılında tüm tesisi Perno Ricard satın almış. Glenlivet ürünlerinde fermantasyon 50 saat ile oldukça uzun sürüyor, üretim aşamasında ince ve ayrıntılı tatlar verdiği için hala geleneksel ahşap yıkama kazanları kullanılıyor. 8 adet olan imbikler Glenlivet’in kendine özgü tasarımına sahip ve 150 yıldır kullanılıyor. 2010 yılında yapılan ek yatırım yapılarak imbiklerin kapasitesi arttırılmış ve firma 10,5 milyon litre ile en büyük viski üreticilerinden biri haline gelmiş, günümüzde depolarda olgunlaşması devam eden 65.000’den fazla fıçı bulunuyor. Turizm ödülü kazanan ziyaretçi merkezinde hediye satış mağazası, kafe, kendi içkini şişeleyebileceğin özel bir stand bulunuyor. Damıtımevi turu için rezervasyon gerekiyor, 4 ayrı konsepte sahip tur seçeneği bulunuyor bunlardan ilki “The Original”; 28£ ödeniyor, 1,5 saat süren turda 3 ayrı viski deneyimleniyor. İkincisi “The Visionary”; 55£, ödeniyor, süresi 1,5 saat, 15ml’lik 4 ayrı viski sunuluyor. Üçüncü tur “The Reflection”; sadece Cuma ve Pazar günleri düzenleniyor, 125£ ödeniyor, süresi 2 saat, 15ml’lik 4 ayrı viski ile şarap mahzenindeki fıçılardan doğrudan kadehinize doldurulan bir kadeh şarap sunuluyor, dileyenler için bu içkiler minyatür tadım şişelerinde veriliyor. Dördüncü ve son tur ise “The Generations”; 300£ ödeniyor ve 1 saat sürüyor, Glen Livet’in en eski ve en nadir ürünlerinden 4 tanesinin deneyimleneceği sadece tadıma odaklanan, üretim tesislerinin ve mahzenlerin gezdirilmeyeceği özel bir tur. Ne yazık ki bu özgün damıtımevini dolaşamadık.

Glenlivet’ten ayrıldıktan 25 dakika sonra Glenfiddich damıtımevi otoparkına ulaştık. Ciddi bir sağanak var otoparktan ziyaretçi merkezine gidene kadar epey ıslandık neyse ki ziyaretçi merkezi ve satış mağazası açıktı ancak damıtımevi turları için geç kalmıştık yarın sabah yardımcı olabileceklerini söylediler ama yarın dönüş yoluna çıkıyoruz, satış mağazasının şıklığı neşemizi yerine getirdi viski tadım kadehleri, birkaç şişe viski ve bir sürü anısı olacak aksesuar aldık.

Glenfiddich Distellery satış mağazası
Glenfiddich Distellery; Gael dilinde geyik vadisi anlamına gelen Glenfiddich’in ilginç bir hikayesi var, firmanın kendi sitesindeki anlatımıyla öykü 1886 yılında William Grant ve 9 çocuğunun birlikte inşa ettikleri damıtım evinde başlıyor, 1987 yılında ilk içkilerini damıtıyorlar ve kuruluşundan günümüze kadar da aynı ailenin işlettiği ayakta kalan birkaç markadan biri oluyrolar. 1923 yılında viski yasaklarının en yoğun olduğu zamanlarda 3.kuşak torun Grant Gordon sektördeki diğer firmaları şaşırtarak üretimi ve kapasiteyi arttırıyor. Sonraki torun Charles Gordon ise bakır imbiklerle yapılan geleneksel üretim konusunda ısrar ediyor ve viskinin geleneksel lezzetinden ödün vermiyor. 1959 yılında kendi fıçılarını üretmek için fıçı fabrikası kuruyorlar. Üçgen biçimli ikonik şişelerinin tasarımı ise 1961 yılında “Hans Schleger” tarafından yapılmış. 1963 yılında 4.kuşak torun Sandy Grant Gordon Glenfiddich’i İskoçya dışında tanıtarak dünyaca ünlü bir marka haline getiriyor. 1987 yılında kuruluşunun 100.yılı anısına özel bir seri üreten firma 2025 yılında 138. yaşını kutluyor. 1991 yılında koleksiyonerler için 50 yıllık viskiler şişeleniyor, 1998 yılında 15 yıllık ödüllü şişe Solera Malt üretiliyor. 2001 yılında 1937 yılında 843 nolu fıçıda yıllandırılan 64 yıllık en eski viski sadece 61 şişe olarak piyasaya sunuluyor. 2009 yılında her yıl sadece 50 adet üretilen 50 yıllık özel seri şişelerin üretimine başlanır, tamamen elle ve insan nefesi ile üretilmiş özel tasarım cam şişeler İskoç gümüşü ile damgalanıyor ve elle dikilmiş deri kılıflarla kaplanıyordu. 2010 yılında yaşanan ağır kış şartları ve yoğun kardan bazı depoların çatısı çökünce depolardaki fıçıları kurtarmak için -19 santigrat derecede gece gündüz çalışan ve fıçıları kurtaran işçilerin anısına özel seri Snow Phoenix üretilmiş. 2011 yılında 55 yıllık sadece 11 şişe üretilen Janet Sheed Roberts şişesi dünyanın en pahalı viskisi olarak açık artırmada satılıyor, 2019 yılında şişelerin tasarımı eski biçimine sadık kalarak sofistike bir tasarımla yenilenerek piyasaya sürülmüş, 2021 yılında 15 adet NFT şişesi satışa sunuluyor her NFT 1973 yılından kalma 46 yıllık bir Armagnac şişesine karşılık geliyor, yine aynı yıl içinde 1950’lerden kalma bir şişe açık arttırmada 1 milyon sterlinden fazla bir fiyata alıcı bulmuş. Damıtım evi turları haftanın her günü 10.30-17.00 arası açık, hediye olarak alınabilecek birçok şey var, alışverişlerimizi yapıp tekrar yola çıktık. Damıtım evi turları Glenfiddich Explorer tur (1,5 saat-30£), The Glenfiddich Malt Master tur (2,5 saat-75£) ve The Glenfiddich Distilliery Milestones tur (4 saat-250£) olmak üzere 3 ayrı konseptte düzenleniyor.

Glen Allaiche Distellery; Son durağımız kaldığımız evin çok yakınındaki Aberlour Damıtım evi olacak, Glenfiddich’ten ayrıldıktan 13dk sonra yolumuzun üzerinde GlenAllaiche tabelasını gördük ve uğramadan geçemedik, Glenfiddich gibi burasının da turları bitmiş ancak satış mağazası açık, tesadüfen uğradığımız bu yer bize en sevdiğimiz içkilerden birini tanımamızı sağladı Glen Allaiche’nin özellikle 15 yıllık serisi müthiş bir lezzet.

1967 yılında Mc Kinley Mc Pierson tarafından inşa edilen ve mimar William Delme Evans tarafından tasarlanan Damıtım evi binası mimarın tasarladığı 4.viski binasıymış. Günümüzdeki bina ise 1968 yılında üretime başlamış, 1985 yılında Invergordon Distellers tarafından satın alınmış ve kapatılmış, 1989 yılında yeniden açılmış ve aynı yıl Campbell Distellery tarafından satın alınmış, 2017 yılında firmanın BenRiach MD Billy The GlenAllaiche Distellery Ltd. olarak üretime devam etmeye başlamış ve kendi bağımsız viski üreten birkaç firmadan biri haline gelmiş, 2024 yılında yeni bir marka imajı ile Wood Collection olarak sınırlı sayıda özel bir seri üretimine başlamış ve “Whisky in good hands” sloganını benimsemiş. Bölgedeki diğer damıtım evlerine göre oldukça genç bir üretici olmasına rağmen son derece karakterli ürünleri olan bir marka yıllık 4 milyon litre üretim kapasitesi olmasına rağmen sadece 500.000 litre üretim yapıyor fermantasyon süresinin 160 saate çıkmış olması da kapasitenin sınırlı olmasına yol açıyor, damıtım evi depolarında bir kısmı 1970’li yıllarda fıçılanmış 50.000’den fazla fıçı var. Kaldığımız eve 1,1 mil, (3 dk.), Aberlour Damıtım evine ise 1 mil uzaklıkta olan damıtım evi bence bölgeye gelenlerin uğraması gereken yerlerden biri.

Aberlour Distellery; Adını eski bir Kolomb rahibinden almış, 1825 yılında Aberlour Köyünde kurulan ilk damıtım evi olarak faaliyetine başlayan firma köy ile aynı isimdeki Aberlour Distellery James ve John Grant’e kiralanmış, James ve John 1833 yılında kendi damıtım evlerini kurunca ayrılmışlar, Günümüzde Well’den gelen suyu kullanarak üretim yapan Aberlour büyük bir yangın geçirdikten sonra 1898 yılında tekrar inşa edilmiş. İkinci dünya savaşı sırasında bir süre kaçak üretim yapmış, 1945 yılında ise Campbell Distellers’ın bünyesine katılmış, 1974 yılında mevcut çelik gövdeli iki imbiğe ek olarak iki imbik daha eklenerek üretim arttırılmış ve tesiste önemli oranda modernizasyon yapılmış, 1975 yılında Fransız firması Pernod Ricard bünyesine katılmış. Kendi çiftliklerinde ürettikleri arpa ve Birkenbush su kaynaklarını kullanarak yıllık 3,9 milyon litre üretim yapan firmanın master damıtıcısı sektörde 35 yıllık deneyimi olan “Graeme Cruıckshank”, Amerikan meşesinin getirdiği vanilya notaları ve yumuşaklık ile sherry fıçılarından gelen tatlılık ve meyvemsi notaların zengin aroması üzerine çift fıçıda olgunlaştırılan viskilerin üretimdeki fermantasyon süresi ise 48 saat.

Evimize en yakın damıtım evi olmasına rağmen en son uğradığımız ve tadilat nedeniyle kapalı olan Aberlour’ı görememiş olmak bu turun üzücü yanlarından biri oldu, en çok sevdiğimiz markalardan birini bir sonraki gelişimize erteledik. Yarın sabah şafak vakti dönüş yoluna başlayacağız.
18.Gün 03/12/2024-Pazar : The Apartment in Aberlour 131 High Street AB38 9PB, - 69 Paragon way Balfour Street London SE17 1AS, 578mil (930km), 10 saat 5dk.


Gün ağarmadan uyandık, yanımıza geceden hazırladığımız sandviçleri aldık artık kahvaltıyı yolda yapacağız, eşyaları hızlıca yükleyip hafif hafif atıştıran kar altında yola çıktık, neredeyse kuzeyden güneye bütün İngiltere’yi 11 saatte geçip Londra’da kalacağız. Dışarısı buz gibi insanın içini titreten bir hava var, yarı karanlıkta afyonumuz henüz patlamadan mahmur gözlerle yola çıktık, hepimizin uzun yol deneyimi olduğundan değişerek araç kullandık ve 11,5 saatte Londra’ya ulaştık. Konakladığımız yer gelişte kaldığımız aynı ev akşam 18.00 civarı eve girdik, eşyalarımızı bırakıp bunca yol yorgunluğuna rağmen Nur ve Denizin kuzeni Anıl ile buluştuk, Londra sokaklarında ve Times Nehri kıyısında yürüyerek sohbet ettik, gece yarısına doğru yorgunluktan bitmiş bir halde eve döndük.

Londra'da son akşam
19.Gün 04/12/2024-Cuma : 69 Paragon way Balfour Street London SE17 1AS, - – Unterführungsstraße 4A, 47137 Mittelmeiderich, Duisburg - 340mil (547km), 7 saat 15dk.


The Queen's Walk ve çevresi
Bu sabah 4 kişilik grubumuzun birlikte son kahvaltımızı yaptık, Deniz işleri nedeniyle İstanbul’a uçakla dönmek zorunda kaldı, Deniz’i yolcu edip eşyaları arabaya yükledik, evi son bir kez kontrol ettikten sonra, Londra'yı dolaşmak için arabayı evin önünde bırakıp otbüse binip Borough Market durağında indik, yürüyerek The Shard’ın önünden London Bridge’e devam edip karşı kıyıya geçtik, Cadde boyunca devam edip Bush House’ın önünden geçip Theatre Royal Drurry Lane’e ulaştık. Sigourney Weaver’ın ekibinde rol alan kızımın arkadaşı Öncel’e küçük bir sürpriz ziyaret yaptım birdendire beni karşısında görünce çok şaşırdı ve çok sevindi biraz sohbet ettikten sonra, tiyatronun bir sokak ötesindeki Tayfun’un uğramak istediği İngiliz saat markası Mr.Jones’un Londra mağazasına uğradık, Londra sokaklarında dolaşıp öğleden sonra arabaya dönüp yola çıktık, Duisburg’a kadar üç kişi devam edeceğiz oradan Fuat’ı alıp Türkiye’ye gideceğiz.
İtalyan Mimar Renzo Piano'nun ikonik gökdeleni The Shard
London Tower Bridge ve köprü üzerinden Londra MİA bölgesi
Lime Street üzerindeki Renzo Piano ve Richard Rogers'ın tasarladığı Lloyd Building
ve Theatro Royal Drury Lane
Tiyatro Royal'de Öncel ile buluşma ve Mr.Jones Watches mağazasında alışveriş
Londra’dan Folkstone’a doğru yola çıktık, yine Manş tünelinden geçeceğiz, 64 millik (103km) messafe 1,5 saat sürdü Eurotunnel gişelerinde sıraya girdik. Tünelden geçiş 3 kişilik yolcu ile birlikte 201£. Biletimizi alıp vagonumuza yerleştik, tren zamanında hareket etti, 35dk. sonra Calais tarafında Fransa topraklarına ayak bastık, Belçika’ya doğru kuzeye dönüp Fransa yollarında araç sürmeye başladık, 1,5 saat sonra yemek molası için Fransa-Belçika sınırında otoyoldan ayrılıp Veurne kasabasına girdik, kasabanın tarihi meydanı yakınında sokak arasına arabayı park edip sokaklarda rastgele dolaşıp restoran aramaya başladık kısa bir yürüyüş sonrası Sint Niklaastoren Katedralinin karşısında Restaurant De Oogappel Veurne’da yer bulduk.
Veurne'de yemek molası
Restoranda boş olan tek masaya yerleştik, günlerdir yollarda olduğumuz için görüntümüz perişan, restorandaki kitle gayet şık 70 yaş üzeri son derece sessiz bir topluluk, bizim keyfimiz yerinde ve biraz fazla gürültücüyüz sürekli sohbet edip gülüyoruz, Tayfun ıstakoz ben çorba ve biftek Aykut’ta biftek söyledi, yemekler çok lezzetliydi gecenin en unutulmaz anı ıstakozun Tayfun’un elinden kurtulup restoranda dolaşmaya çıkması oldu garson dahil herkes çok güldü, burada 1,5 saatte yakın vakit geçirdikten sonra tekrar yola koyulduk önümüzde 325km’lik bir yol var, soğuk ve yağışlı havada yol aldıktan 4,5 saat sonra rezervasyon yaptırdığımız eve vardık. Sabah Londra’dan başladığımız yolculuk gece Duisburg’da sona erdi hepimiz çok yorgunuz.
20.Gün 05/12/2024-Cumartesi : Unterführungsstraße 4A, 47137 Mittelmeiderich, Duisburg - Rheintörchenstraße 111B, 47055 Duisburg, Almanya - Golf Shop Nuremberg OHG, Ostendstraße 50A, 90482 Nürnberg, Almanya - Luxury Residence Res Slovenya,Ljubljana, Resljeva c. 1050km, 11saat 13dk.

Sabah kahvaltıya Fuat’lara gittik, Eren ve Emre’nin evi kaldığımız eve 10km uzaklıkta yaklaşık 15 dakikalık mesafe, eve geldiğimizde mükemmel bir kahvaltı sofrası ile karşılaştık, yeni demlenmiş çaylarımızı alıp masaya oturduk sohbet muhabbet içinde kahvaltı bitti çocuklarla vedalaşıp Fuat’ı da alıp yola çıktık.

Nürnberg yakınlarında Golf Shop Nuremberg’e uğrayıp Elif’in golf takımını aldık, Salzburg üzerinden devam edip saat 22.30 civarı 1035km yolu tamamlayıp Ljubljana’daki eve girdik. Seçtiğimiz (Luxury Residence Res) dairenin konumu çok güzel kent merkezine yakın özel otoparkı olan ve tertemiz bir süit iki oda ve kocaman açık mutfaklı bir salon var ve hepimize ayrı yatak bulunuyor, en gürültücü ikili Tayfun ben salona yerleştik, Fuat ve Aykut odadalar.
Noel zamanı Ljubljana
Ljubljana'da bira keyfi
Sanki o kadar yolu yapmamışız gibi 10 dakika sonra Ljubljana sokaklarında yürümeye başladık, gece yarısı olmasına rağmen şehir çok canlı barlar ve restoranlar açık Nehir kenarında ayak üstü atıştırdıktan sonra bir bara oturup biraladık. Noel yaklaştığı için şehir süslenmiş ağaçlar ve binalar aydınlatılmış ve Noel ağacı da yeni dikilmişti Ljubljana çok güzel bir şehir ama bu dönem daha bir güzel olmuş, sonunda iyice pestilimiz çıktı ve yatmaya gittik.
Ljubljana'daki evimiz
21.Gün 06/12/2024-Pazar : Luxury Residence Res Slovenya, Ljubljana, Resljeva c. - Hotel BLISS, 1532, ul. "Hristo Botev" № 16, 1532 Sofia 938km, 9saat 33dk.


Hepimiz bir an önce eve dönmek istiyoruz ama Ljubljana o kadar güzel ki sabah kahvaltıdan sonra şehri dolaşmaya karar verdik, araba da güvenli bir yerde olduğundan içimiz rahat şehrin sokaklarına vurduk kendimizi.
Ljubljana Old Town ve Ljubljanica Nehri çevresi
Resljeva Caddesinden Ljubljanica Nehri kıyısında kentin simgesi olan Ejderha heykellerinin bulunduğu Zmajski Köprüsü’ne geldik. Nehir kıyısından Petkovskova Caddesinde ağaçların altından Üçlü köprü’ye yürüdük, buradan Nehre paralel arkadaki cadde Kongreski’den devam edip Dvorni Sokak’tan tekrar nehir kıyısına indik. St.James Köprüsünden karşı kıyıya geçip Levstikov Caddesinde çevredeki dükakanlara uğrayarak Ejderha köprüsüne oradan da arabaya geri döndük.
Robbov Vodniak meydanı ve çevresi
Rotamız direk İstanbul ama Zagreb yakınlarında kent merkezine dönüp yemek molası ve kısa bir Zagreb turu yapmaya karar verdik arabayı Central Kapitol otoparkına bırakıp çiseleyen yağmur altında Ivana Tkalcica Caddesinden Zagreb Katedraline doğru yürüdük, Katedralin önünden dönüp Tkalcica Caddesi üzerinde Batak Restorana oturduk, Domates çorbası, köfte, antrikot, patates kızartması, tatlı kaymak ve biradan oluşan lezzetli menüye toplam 95,96 Euro ödedik ve geceyi geçireceğimiz Sırbistan’ın büyük şehirlerinden Niş’e doğru hareket ettik.
Yoğun sağanak yağış altında 22.30 civarında Niş merkezindeki konaklayacağımız yere ulaştık ancak anahtarı getirecek görevli yarım saat kadar gecikti geldikten sonra ise bu evin başkasına kiralandığını söyleyerek bizi daha merkezi bir yerde ve daha iyi bir eve yerleştireceğini söyledi gecenin bu saatinde böyle bir sürpriz moralimizi bozdu aramızda kısa bir değerlendirme yapıp evi görüp ona göre karar vereceğimizi söyledik gittiğimiz yerde ise güvenli otopark olmadığını otopark için gecelik 20€ ödeyeceğimizi söyleyince rezervasyonu iptal edip Sofya’ya devam etme kararı aldık, bunca yıllık seyahat deneyimimde böyle bir olayla ilk defa karşılaştım Niş’e geleceklere tavsiyem konaklayacağınız yeri iyi seçin. Hepimiz çok yorgun ve uykusuzuz sabaha karşı 04.00’te Sofya Havaalanı yakınlarında Hotel Bliss’te yer bulduk ve odalarımıza çekildik.
21.Gün 06/12/2024-Pazar : Hotel BLISS, 1532, ul. "Hristo Botev" № 16, 1532 Sofia - İzmit 662km, 7saat 4dk.

Hotel Bliss
Hotel Bliss Sofya’nın dışında Kacizhene Mahallesinde E871 karayoluna yakın bir aile işletmesi, çok temiz ve güler yüzlü bir hizmet var. Kahvaltı için Fuat’ın buraların meşhur böreği Baniçka yiyelim önerisi kabul görünce resepsiyon a nerede bulabileceğimizi sorduk yakın bir yer tarif edince Fuat ve ben iki sokak ötedeki büfeden fırından yeni çıkmış sıcacık Baniçkaları aldık ve otele döndük, Baniçka gelince otel kahvaltısı pek ilgi görmedi, kahvaltı sonrası gezinin son etabı için yola koyulduk, akşama doğru İstanbul’a Aykut’u bırakıp İzmit’te bu unutulmaz geziyi tamamladık.
Yeni rotalar ve yazılarda buluşmak üzere dostlar













































































































































































































































































































































































































































































Yorumlar